Yüzyılımızın çocuğu ve gençliği…

Şimdikinin gençleri ve çocukları, her şeyi şimdi ve çabuk istiyor. “Çabuk köfte, çabuk çorba, çabuk haz” Herşey hızlı, hemen ve ertelenmeden olmalı diyor…
20 Yıl önce sevgilinin kara gözleri için yazılan bir nağme, bugün; duygusuz bir klavyenin sanal kalp ikonuyla karşı cinse aktarılmakta. Kelime ve Duyguların gücü, yerini karmaşık simgelere bırakmış… Katlanmak, sabretmek ve uğrunda savaşmak Şimdi; ironik, sıradan ve ezikçe bir eylem? Maalesef,  bir şarapnel parçasıyla ağır yaralanan yüreklere merhem olmamakta…
 Aşk ve Sevgide; uğruna acı çekmeden gözyaşı dökmeden, ayrılık gayrlılık olmadan bir maratondan ziyade bir tur atılarak olmalı…
Bir değerin ve amacın üzerine fedakârca çabalayarak ve didinerek anlam kazanacağını hesaba katmıyor. Bedensel, maddesel hazlar birçok şeyin üstünde.
Egosu ve özgüveni şişmiş ve şişirilmiş gençler acıdan, sıkıntıdan, tahammülden bir vebalı gibi kaçmakta, kaçarken yaralanmakta ve yaralamaktalar… Ufak bir esintide ya da minik bir depremde bir kum kalesi gibi yıkılmaktalar. Anne ve babasıyla fazlasıyla eşit, gereğinden fazla özgürlük içindeler. Sınır ve Saygı anlamının bulanıklaştığı, aile dinamiklerinin pasifsize edildiği bir çağda anne ve babalar çocuklarını, çocuklarda anne ve babalarını anlamakta ve anlaşılmakta zorlandığı aşikârdır.
Kronolojik zamanın hızla geçtiği bu çağda insan, hangi dili konuşacağını, hangi duvara yaslanacağını, kiminle dost olacağını şaşırıyor. Ruh çoraklaşmış topraklarda sevgi ve merhamet arıyor, Ruh emniyette değil, diken üstünde adeta… Çok az vaktimiz var: sevdiklerimize, sevenlerimize, evlatlarımıza. Nicedir suskun bu çocuklar. Reklamlarda Ana ve Babaların yerine Ninni söyleyen oyuncaklar var artık. Duygusuz, hissiz, kalbi olmayan oyuncaklar.
Jorema Frank in bir kitabı ?ikna ve iyileştirme? çok satanlar arasına defalarca girmiş. Bu adam, iyi bir psikolog. Birçok psikoterapi kitabını yemiş yutmuş. Ona göre tek bir şey insan iyileştirir diyor. Oda ÜMİT? İnsanlar eğer bir şeyin iyi olacağına, güzel olacağına, bir şeylerin yoluna gireceğine inanırlarsa ve ikna edilirlerse kişinin iyileşmesi,yaşama sarılması ve adapte olması çok kolaylaşır diyor.
Biz, çocuk ve Gençlerimizden asla umudumuzu ve ümidimiz kesmedik, kesmeyecegizde. Kutsal kitabımız zaten yüzyıllar öncesi bunu dile getirmedi mi. ?Ey kendilerine zarar vermede haddi aşan kullarım! Allah?ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin diyor?
 Umut olmasaydı dünya çekilmezdi. Yarın daha güzel şeyler olacağına olan inancımız, yüce yaratıcının onca günahımıza rağmen bizi affedeceğine olan ümidimiz, çocuklarımızın ve ülkemizin geleceği ve birçok şeye bakışımızın temelinde hep ümit var.
Ancak;Şu bir gerçek ki yüzyılımızın çocuğu ve genci ,bir önceki nesilden daha stresli,kaygılı,rekabetçi bir kuşak.Şimdi son sığınak olan Aileyi,ana ve babalığı yüceltmek zorundayız,bu aile bahçesini çapalamak,yabancı otlardan ayrıştırmak,onu sulamak ve geliştirmek zorundayız?Çocuklarımıza merhameti,insanlığı,bir kalbimizin olduğunu,bu dünyanın neşesinin yanında acılarında olduğunu, incinebileceğimizi, şükran duygusunu, güveni, vefakarlığı, maddenin malayani olduğunu,görünenin birde görünmeyen tarafını,acılara ve zorluklara katlanmaları gerektiğini, sabrı ,selameti ve her şeyden çok hoşgörü ve umudu öğretmeli,anlatmalı,yaşatmalıyız?
Nevzat ÖZERo
Psikolojik Danışman/Aile ve Sosyal Politikalar Antalya İl Müdür Yardımcısı

Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?

Yorumunuzu ve sorularınızı bizimle paylaşabilirsiniz