Yaşamı 90 ‘dan ıskalamak
Günümüz insanına verilen 24 saat yani bir gün, 36 saat olsaydı sanırım 36 saat te bizlere yetmeyecekti. Makine ve zaman içerisine hapsolmuş modern insan bir paradoks yaşıyor. Ürettiğimiz ve hayatımızın her alanında bizlere hizmet eden duygusuz, ağlamayan, gülmeyen, sevinmeyen kör makineler bizlere zaman yaratmasına rağmen nedendir bilinmez halen zamana karşı bir yarış içerisindeyiz. Bu ne olduğu bilinmez yarış içerisinde ise neleri kaçırıyoruz,neleri görmüyoruz,nelerden mahrum kalıyoruz? Aslında yaşamı 90? dan ıskalamak başlığı ile bunu felsefi ve ironik bir dille sorgulama gereği duydum?
Yıl 2002 Sömestri tatili için geldiğim memleketimden ayrılma zamanı gelmişti. Soğuk bir şubat ayı idi. Terminalde, Erzurum giden Esadaş firmasına ait otobüse yaklaştığımda içimde kırılgan bir çocuğun duygusu hâsıl oluverdi. Otobüse bindiğimde muavin 34 numaralı koltuğa geçmemi söyledi. Koltuğa baktığımda, gözlüklü, yaklaşık 45?50 yaşlarında bir adam vardı. Bilet almadığım için zoraki oturmak zorunda kaldım. Otobüsün hareket saati gelip yol almaya başladığımda ise yanımda oturan adamla koyu bir sohbete çoktan dalmıştık. Saatlerce sohbet ettiğim adam meğer gözleri görmeyen yani Kör birisiymiş. Erzincan?a yakın, yol azgında bir ilçede adam inmek için harekete geçti. Adamla Vedalaştıktan sonra ona şöyle sesleniverdim: “ağabey aman dikkat et hava kararmaya başladı ve yerler kaygandır” deyince hafifçe kafasını çevirerek”aslanım, benim için Gece ve Gündüzün ayrımı yok. Her ikisi de aynı şey” Dediğinde yüreğim ağzına gelmiş, sözcükler boğazımda düğümlenmişti. Dünyada bunca var olan güzellikleri, bunca algılanacak şeyleri, 34 nolu koltukta oturan bu insan göremiyordu.
Düşündüm acaba peki ya bizler nasıl yaklaşıyorduk bunca güzelliklere? Güneşin doğuşu ve batışına, bir kasım patının yaprağına, eli yüzü pasaktan görünmeyen muzip bir çocuğun yüzüne, saçı başı yılların intikamına dayanamayıp ağarmış Mehmet amcaya var olan gözlerimizle bakabiliyor muyduk? Onları fark edebiliyor muyduk? İşte bunun üzerine düşünmek ve düşündürmek istiyorum.
Bir yaşadığımız birde seyrettiğimiz hayatımız var sanırım. Yaşanılan ve seyredilen hayatta nelerin farkına varabiliyoruz? Farkında olduğumuz ya da farkında olamadıklarımızı iç dünyamızda muhasebe edebiliyor muyuz? İ.Kant’ın deyimiyle “fenomen ve numen” alemi(görünen ve görünmeyen),platonun “gölgeler ve idealar” alemi diye ayrıma tabi tuttuğu yaşamı nasıl ele alıyoruz. Bu yaşama nasıl yaklaşıyoruz. Güzellikler ve farklılıklar ayağa kalkmış “Hey! ben buradayım lütfen beni görün” derken bizler gözlerimizde Miyop-Hipermetrop var diye görme problemimiz üzerine eğiliyoruz?
Ne yazık ki bazı şeyleri ıskalıyoruz, gözden kaçırdığımız gibi gönlümüzden de ırak tutuyoruz. Gördük dediğimiz nesnelere bakmadan geçiyoruz. Görmek ve bakmak arasında ince bir çizginin olduğunu hesaba katmadan?
NEVZAT ÖZER
Psikolojık danışman -Rehber Öğretmen
Nevzatozer66@hotmail.com
Bu yazı 643 defa okundu
















Bu yoruma katılıyor musunuz?
0
“Ne yazık ki bazı şeyleri ıskalıyoruz, gözden kaçırdığımız gibi gönlümüzden de ırak tutuyoruz. Gördük dediğimiz nesnelere bakmadan geçiyoruz. Görmek ve bakmak arasında ince bir çizginin olduğunu hesaba katmadan?”
Çok hoş bir yazı. Elinize, yüreğinize sağlık.
Bu yoruma katılıyor musunuz?
0
tesekkur ederım yorumunuz için nuran hanım
Bu yoruma katılıyor musunuz?
0
tek kelimeyle çevremizdeki güzelliklerin ve kıymetlilerimizin değerini bilelim.yüreğine sağlık kardeş
Bu yoruma katılıyor musunuz?
0
tesekkur ederım sag ol……….