Sınavlara Yönelik İki Eleştiri

Gereğinden Fazla Kaygı Ve Stres Yüklemek

Sınanmak, denenmek her ne kadar öğrencilere zor gelsede hayatın bir gerçeği ve zorluğudur. Bu gerçeğe ve zorluğa gereğinden fazla anlam katmak ve bundan pay almak ise ayrıca konuşulması gereken, olumsuz bir konudur. SBS, YGS ve LYS gibi sınavlar gereğinden fazla anlam yüklenmiş, merkezi sınav sistemleridir. İlkokuldan başlayıp, üniversite sonuna kadar süren bu sınav anlayışının yaraları derin ve bazen çaresizdir. Zorunlu eğitim uygulaması, eğitimdeki kaliteyi düşürmekle beraber, düşürdüğü kaliteyi sınavlarla telafi etmeye çalışmaktadır. Öğretim süreci içerisinde okullar ve dershaneler el ele verip, sadece sonuca yönelik olan bu sınavları kutsallaştırmaktadır. Hayatlarının en verimli dönemlerinde çocuklarımıza ve gençlerimize gereğinden fazla kaygıyı ve stresi yaşatmanın bir gereği yoktur sanırım. Yoksa eğitim ve öğretimin uzak ve genel amaçları arasında kaygıyı ve stresi yaşatmak mı var? Dershaneler çocuklardan babalara, eğitimin her kademesinden mezun olan insanları, aynı çatı altında toplamaktadır. Hatta bazen öyle tesadüfler olur ki baba ve çocuk aynı dershanede ders alır. Stresin ve kaygının her türlüsünü baba ve çocuk beraberce empati kurarak yaşarlar.

Sınav stresi ve kaygısının artı ve eksi kutuplarını yüklenmiş olan araç,çoktan seçmeli testlerdir.Hayatın anlamını yahut geleceğini seçenekler arasında bulmaya çalışan, bulamayınca yaşam ve ölüm arasında seçenek belirleyen öğrencilerin bulunduğu, sınama çağındayız. Meslek edinme sahasının dar olduğu ülkemizde, tüm ümitlerini sınav sonuçlarına bağlayan gençlerin her birinin ayrı bir ümitsizlik vakası olduğu göz önündedir. Ümitsizlik burada bir seçim değil, sadece oluşturulan engeller toplamıdır yahut seçimsizliktir.

Ruh sağlığı ile ilgilenenlerin de bu konuda samimiyetsiz davranmaları ise ayrıca düşündürücüdür. Bir ülkenin temeli olan gençlerin bu kadar sınava tabi tutulmalarına ve sınavların bu kadar hayati önem taşımasına, kökten karşı çıkmaları gerekirdi. Meseleye tersten bakılmış, daha çok sınav öncesi ve sonrası açığa çıkan yaraları sarmak adına görüşmeler, terapi seansları düzenlemeleri ve testler yapmaları ne ilginç. Elbette onlarda işini yapacak ama bu gerçeği görecek cesareti kendilerinde bulmaları ve almaları gereken tavırları olmalıydı. Kuşkusuz bu ruh sağlığı ile ilgilenenlerin işini, daha da kolaylaştırırdı. Şunu çok açık ve net belirtmek gerekir ki şu son zamanlarda en karlı işlerden biride ruh sağlığının çalışma alanıdır. Eğitim sisteminin dis-fonksiyonlarından yararlanmak, karşı durmamak, yanlış olanı meşrulaştırmak hatadır. Bu konuda ekonomik çıkar örgütleri gibi çalışmaları ise üzücüdür.

SBS, YGS, LYS gibi sınavların sonucunda farklı puan türlerinde birinci olan simit yakalı tişört giymiş veyüzünde sınav döneminden kalan sivilcelerle kameralara poz veren gözlüklü çocuğun orada sağlıklı durması, ne büyük mucize değil mi?

Okulların Kalite Farkı

Liselerin ve ortaokulların bilgi açığını kapatan SBS ve LYS dershaneleri çok geçmeden üniversitelerinde açığını kapatmaya çalışarak KPSS de kendilerini göstermişlerdir. Üniversite kürsülerinde, süslü sözlerle ders anlatan eğitim fakültesi akademisyenlerin kalitesini KPSS dershaneleri açığa çıkarmıştır. Dershaneler eğer devlet okullarının kalitesini gösteriyor ve eksiğini gideriyorsa “O zaman bu kalite farkı nerden kaynaklanıyor?” diye düşünmek gerek.

Şunu kendimize sormamız gerekmez mi? Düz lise ve Anadolu liseleri dediğimiz liseler neye yönelik birey yetiştiriyor veya nasıl birey yetiştiriyor? Düz ve “tabularasa” bireyler mi yetiştiriyor yoksa? Bu liselerden mezun olan öğrenciler herhangi bir üniversiteye yerleşemeyince kendilerini mesleki olarak nereye koyacaklar ve nasıl tanımlayacaklar? Düz lise eğitimi (hiç)lemekten öteye değildir.

 

Bir diğeri ise okullar arasında farkı belirginleştirme yanlışlığıdır. Liselere itibarı veren kuşkusuz SBS sınavıdır. Fakat yanlıştır. Üniversitelere de itibarı veren YGS-LYS?dir aynı şekilde bu da yanlıştır. Çünkü bu sınavlarda istenen bilgi donanımlı ve başarılı bireyi yordamaz. Neyse ki bu farklı bir konu. Örneğin meslek liselerinin tabanının ortaokula çekilmesi yani köklerini ortaokulda bulması gerekirken, tam aksine daha çoksınavlarla  itibarsızlaştırma çalışmalarına gidilmektedir. SBS sınavı sonucunda başarısı düşük öğrencilerin meslek liselerine yöneltilmesi, hem meslek lisesini hemde meslek kavramını önemsizleştirmektedir. Hem de mesleğe bu kadar ihtiyaç duyulmuşken. Böyle olunca topluma faydalı olacak olan, geri plana atılmış oluyor.Okulların kalitesini merkezi sınavlarla belirlemek yanlıştır, bunun yerine okulların koşullarını her açıdan iyileştirmeli. Aynı durum üniversiteler içinde geçerlidir. Taşra üniversitelerinin çoğu büyük üniversitelere eğitimde fark atarken, çoktan seçmeli zihniyet bu gerçeği örtmektedir. Merkezi sınav sistemleri ile orta veya yüksek düzeyde eğitim kalitesi yakalanmaz. Bu tür sınavlar kendince eksik ve yanlış durum tespitleri yapar.

Sonuç olarak: Eğitim kurumları tamamen “test yapan” kişilerin eline düşmüştür. Merkezi sınav sistemlerinin bir sonucu olarak ortaya çıkan “test kültürü” tamamen bir kağıt israfıdır. Test kültürü çoğu öğrenciyi, biyografisini yazmaktan bile aciz bırakmıştır. Sınavın öncesinde ve sonucunda yaşanan kaygı ve stres ise öğrenciyi ve veliyi tüketmekten başka bir şey değildir. Kaliteli eğitimin önündeki en büyük engel olan zorunlu eğitimi, derhal kaldırmak gerekir. Okullar 5-19 yaş grubunun birkaç ehliyete sahip olması için uğramaları gereken zorunlu yerler olmamalıdır. Aksi taktirde hasta bir toplum iskeletinin oluşması an meselesidir.

Hüseyin Kartal
Rehber Öğretmen

Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?

One thought on “Sınavlara Yönelik İki Eleştiri

  1. ruh sağlığı ile uğraşanların yanında ”ama sistem böyle ne yapalım” deyip öğrencilere ve çocuklarına dayayabildiği kadar test dayayan eğitimcileri de eklemek lazım.söylediklerinizin tamamına katılıyorum.hatta ilgili herkesin anlamasını istediğim eğitime dair tek dileğim ve beklentim.

    Reply

Yorumunuzu ve sorularınızı bizimle paylaşabilirsiniz