Rehber öğretmenlerin çözüm beklediği sorunlar

Rehber öğretmen olarak yaşadığımız sorunları çeşitli mecralarda birçok kez dile getirmemize rağmen, bırakın çözüm bulmayı, sıkıntılarımızın günbegün daha da tortulaştığını görüyoruz. Bu yaşadığımız sorunlar ise biz rehber öğretmenleri -yeni unvanımızla rehberlik- her geçen gün daha da çok mağdur etmektedir. Örneğin bir meslek yasamızın olmamasından dolayı mesleğimizin adının sürekli değiştirilmesi ile rehber öğretmen, psikolojik danışman, okul danışmanı, rehberlik gibi birçok ad altında sınıflandırıldık.

Bunun en temel nedeni ise Devlet Personel Başkanlığı 190 Sayılı Genel Kadro ve Usulü Hk. KHK’de (190 sayılı cetvel) unvanımızın ve meslek tanımımızın yer almamasıdır. Bu cetvelde psikologların meslek tanımları mevcutken “adı geçen cetvelde yer almadığımız için unvanımızla sürekli şekilde oynanmaktadır- bizim meslek tanımımız nedense bir türlü yapılamamaktadır. (örneğin okullarda rehberlik, askeriyede psikolojik danışman, adliyelerde pedagog gibi) Meslek tanımının yapılması derneğimizin odalaşması ile mümkün olacaktır. Odalaşma ile birlikte yetiştirilme standartlarının çerçevesi çizilecek, bunun yanı sıra uygulanabilir etik kurallar ve yaptırımlar olacaktır. Bu nedenle odalaşmak derneğimizin en temel amacı olmalıdır ki derneğimiz bu konuda yıllardır girişimlerini sürdürmektedir. Odalaşmak içinde üye sayımızın daha fazla olması gerekmektedir. Hali hazırda 25.000 civarında alan çalışanımızın olduğu Mili Eğitim Bakanlığı’nda Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Derneğine üye sayısı ise sadece 3500 civarındadır. Bu sayıda odalaşabilmek adına yeterli bir sayı değildir.

PDR alan çalışanı olarak Milli Eğitim Bakanlığı içerisinde yaşadığımız sıkıntılara gelince, hemen ilk akla yine unvan sorunumuz gelmektedir. Rehber öğretmen unvanı bizi tatmin etmediği, bizi tanımlayamadığı yıllardır dillendirilirken bir anda neden “Rehberlik” adı altına sıkıştırıldığımızın mantıklı bir izahı yapılamamıştır. Rehber öğretmenlikten rehberliğe yaptığımız hızlı geçiş, hangi yaraya merhem olmuştur, neyi çözmüştür halen daha anlaşılamamıştır.

Diğer bir sorunumuz uzun zamandır dile getirilen ve her defasında yapılmayacak denilip yapılan alan dışı atamalardır. Sosyoloji ve felsefe mezunlarının büyük lobi çalışmaları (sosyal medya ve milletvekilleri vasıtasıyla) neticesinde belli dönemlerde rehber öğretmen olarak atanmışlar ve bu arkadaşlarımız hali hazırda okullarımızda rehberlik alanında görev yapmaktadırlar. Okullarımızdaki rehberlik ihtiyacı her geçen gün azalırken, alan mezunlarımız eskiye oranla ataması daha zor yapılırken, alan dışı atamalarla halen daha belli dönemlerde karşılaşmaktayız. 60 farklı üniversitedeki (özel ve devlet üniversiteleri de dâhil) PDR bölümlerinden aşağı yukarı 3000-3500 arası mezun vermektedir. Her yıl kadroya alınan, ataması yapılan rehberlik alan öğretmeni ise ortalama 3000 civarındadır. (2013 atama kontenjanı 2628) Bu rakamlardan da anlaşılacağı üzere ilerleyen yıllarda alanımızda muazzam bir yığılma olacağı öngörülmektedir. Ülkemizin aslında en büyük sorunlarında biri de bu olsa gerek, insanların mezun oldukları bölümde değil de farklı alanlarda çalışmaları, eğitimini aldığı alanının dışında çok farklı alanlarda geçimleri için çalışmak zorunda bırakılmalarıdır. Bu durum ise insanları mutsuz etmekte, hayat kalitesini ve yaşam enerjileri düşürmektedir. Örneğin ülkemizde gıda mühendislerinin işini yıllardır farklı meslek mensupları yapmaktadır, doğal olarak gıda mühendisleri de ya finans/bankacılık ya da polislik gibi diğer meslek alanlarına yönelmişlerdir. Bu kez gıda mühendisleri de -zincirleme olarak- başka meslek mensuplarının işlerini yapmaya başlamışlardır. Aynı şekilde sosyoloji ve felsefe bölümü mezunları da bizim çalışma alanımızda yer edinmeye çalışarak ileriki yıllarda alan mezunlarının atamalarını zorlaştıracaklardır. Ülkemizin yasa ve yönetmelikleri bu haklı talebi desteklediği zaman herkes kendi işini yapmaya başlayacak ve bir başkasının çalışma alanını gasp etmeyecektir.

Diğer karşılaşılan sorunlardan biri de yüksek lisans ve doktorasını yapan rehberlik alan öğretmenlerinin ek ders ücretlerini %5 veya %15 artırımlı alamamalarıdır. Bildiği üzere 01/06/2012 tarihli ve 28310 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’nun 29/05/2012 tarihli ve 2012/1 sayılı Kararı’nın 30. maddesinde, “1/9/2012 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere Milli Eğitim Bakanlığına bağlı örgün ve yaygın eğitim kurumlarında görev yapan öğretmenlerden yüksek lisans ve doktora yapmış olanlara, fiilen girdikleri dersler için ödenecek ek ders ücretleri sırasıyla %5 ve %15 artırımlı ödenir” hükmü yer almaktadır. Hükümde yer alan ifadede “fiilen girdikleri dersler için” ibaresi ile aynı çatı altında yüksek lisansını ya da doktorasını yapan öğretmenler ek derslerini %5 ve %15 artırımlı alırken, rehberlik alan öğretmenleri ise fiilen derslere girmediklerinden dolayı bu durumdan yararlanamamaktadırlar. Bu durum anayasanın 10. maddesinde yer alan eşitlik ilkesi ile de bağdaşmamaktadır. (madde 10: Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.) Derneğimiz, uygulamaya konulmuş bu eşitlik ilkesine aykırı muamele için danıştaya dava açmış olup, dava süreci iki yıla yakın bir süredir devam etmektedir.

Sıklıkla gözlenen diğer bir sorunumuz ise idareci ve diğer öğretmenler nezdinde yaşanılan alanımızla ve yaptığımız işle ilgili algısal çarpıtmalardır. Örneğin rehberlik alan öğretmenlerinin ayrı bir odasının olması, nöbet tutmamaları, günde 6 saat çalışmalarının yanında okula çokta faydasının dokunmadığı şeklindeki yaklaşımlarda alanımıza büyük zararlar vermektedir. Haber sitelerinde yer alan rehberlik alan öğretmenleri ile ilgili ufak bir habere yapılan yorumlara bakıldığında devamlı suretle bir karalama, aşağılama ve sataşma görülebilmektedir. Bununla ilgili de okullardaki diğer öğretmenlerin ve idarecilerin önyargılarından sıyrılmaları, daha duyarlı ve yapıcı olması gerektiği, alanda görev yapan arkadaşlarımızın da yaptıkları çalışmalar (anne-baba eğitimleri, kişisel, eğitsel ve mesleki rehberlik çalışma ve etkinlikleri, öğrencilerin ilgi ve yeteneklerine göre yönlendirilmeler, standart dışı çalışma, proje ve etkinlikler vb.) ile bu önyargıların oluşmasına izin vermemeleri gerekmektedir.

Karşılaştığımız diğer bir sıkıntı ise rehberlik alanı ile ilgili alınan kararlarda, alanda yer alan akademisyenlerin görüşlerinin alınmaması -ya da alınıyormuş gibi yapıp yine kendi görüşlerinin dikte edilmesi- ve karar alma mercilerinin alana hâkim uzmanlar arasından seçilmemesidir. Alanda çalışan yüzlerce akademisyen dururken görüş alınma zahmetinde bulunulmadığında ise ortaya yamalı bohça gibi oradan buradan toplama olan, bilimselliğe dayanmayan; çözüm odaklı olmayan, ihtiyacı karşılamayan durumlar ortaya çıkmaktadır. En son önümüze konulan Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Yönetmelik taslağının, 2001 yılında yayınlanan Rehberlik ve Psikolojik Danışma Yönetmeliğinin çok gerisinde kaldığı malumun ilanıdır. Her yeni çıkartılan yönetmelik bir önceki yönetmeliğin üstüne -çağında ihtiyaçlarını dikkate alarak- daha iyisini koyması gerekirken, maalesef bu taslağın bizim yaşadığımız sıkıntıları daha da arttıracağı gün gibi aşikârdır. Taslak üzerinde fikir alışverişinin halen daha devam etmesinden dolayı yayınlanmadığı bilinmektedir. Yeni yönetmeliğimizin hangi değişikliklerin yapılarak yayınlanacağını ise ilerleyen günlerde hep beraber göreceğiz.

Son olarak bahsedeceğim sorunumuz ise norm kadrolarımızda yaşanmaktadır. Norm kadroların dağıtılmasında yaşanan sıkıntılardır. Bu da yine alanda çalışan akademisyenlerin görüşünün alınmaması ile ilgili bir durumdur. Özellikle haziran ayında yayınlanan yeni norm kadro yönetmeliğine göre anaokullarından rehberlik normu kaldırılmış ve hiçbir pragmatik getirisi olmayan mesleki eğitim merkezlerine (eski tabir ile çıraklık eğitim merkezi) rehberlik normu açılmıştır. Anaokullarında rehberlik normunun neden kaldırıldığına dair net bir açıklama yapılmamış, ifade edilen görüşlerden de normun kaldırılmasının bilimsel bir dayanağının olmadığı, tamamen çevresel baskılardan dolayı kaldırıldığı anlaşılmaktadır. Anaokullarındaki idareci kadrolarının daha çok rehber öğretmenler tarafından talep görmesi ve bu görevlere atanmaları nedeni ile bu baskıların arttığı söylenmektedir.  Yine aynı yönetmelikte özel eğitim okullarında (Hafif Düzeyde Zihin Engelliler, Orta-Ağır Zihin Engelliler, OÇEM, Özel Eğitim Meslek Lisesi, İşitme, Görme ve Bedensel Engelliler okulları vs.) rehberlik normu da düşürülmüş; fakat o yönetmelikte kimin neye göre normda kalacağı ile ilgili bir açık bir bilgi bulunmamaktadır. Bu belirsizlikten dolayı birçok meslektaşımızda okullarında norm fazlası duruma düştüklerinden dolayı mağdur olmuşlardır.

Milli Eğitim Bakanlığının gözünde üvey evlat olduğumuz hissini her daim yaşamakla beraber; rehberlik alan öğretmenlerinin okulun dinamik yapısının içinde önemli bir görevi yerine getirdiğini, birçok arkadaşımızın da bu görev için canla başla çalıştığını, elinden gelenin en iyisini yapmak için uğraştıkları, nasıl daha verimli ve faydalı olabilirim diye çabaladığını bilmenizi isterim; yalnız ilk başta “biz neyiz?” sorusunu netleştirmeniz gerekiyor.

Yaşar DİLBER
Rehberlik Kasım 2014
Türk PDR Der. Bursa Şb. Sekreteri

Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?

One thought on “Rehber öğretmenlerin çözüm beklediği sorunlar

Yorumunuzu ve sorularınızı bizimle paylaşabilirsiniz