Öğrencilerin, öğrenmeye karşı olan sevgileri nasıl yok ediliyor?

İnternet’te dolaşırken eğitim konusunda haberler hemen gözüme takılıyor. Bu haberlerden birine de ntv.com.tr’da rastladım. Haberde, çocukların başarılı olması için uğraşan aileler ve öğretmenlerin, çocukların öğrenmeye karşı olan sevgisini yok edebildiğinden bahsediyor. Bu iddia kendi tecrübelerime göre de bana da doğru geliyor. Birçok aile çocuklarının ya da birçok öğretmen öğrencilerinin başarılı olması için çok çaba harcıyor. Ancak bu iyi niyet çabanın dozu kaçtığında acaba çocuklar öğrenmeye karşı olan sevgilerinde bir problem olup olmayacağını tekrar tekrar düşünmek gerekir.

Yazıda ayrıca, “Yapılan bir çalışmaya katılan öğretmenler, öğrencilerin doğal öğrenmesini engellemenin öğrenmeye karşı ilgisizlik yaratabileceğini belirtiyorlar. Notlara odaklanan bir eğitim merakı öldürüyor ve derslere ilgisizliğe neden olabiliyor.” Eğer eğitim sistemi nota odaklanmışsa ve merakı arttıracak şekilde düzenlenmemişse öğrencilerin öğrenmeye yönelik sevgisi de zamanla körelmesi doğaldır. Yazının başka bir satırında da, “Eğitimciler çocukların en çok bocaladıkları anlarda öğrendiğini vurguluyorlar. Öğrencilerin problem çözerken yaratıcı ve gerçek manada çalışkan olmayı öğrendiğini belirtiyorlar. Ayrıca problemlerle uğraşan çocukların özdenetim, azim ve takım çalışmasını da öğrendiğine dikkat çekiyorlar.

Risk almasına izin verilmeyen çocukların ise yaratıcılıktan uzaklaştıkları, sınıfta sesli düşünmekten kaçındıkları, küçük düşürülecekleri korkusu yaşadıkları belirtiliyor.”  tespitinde bulunuluyor. Çok yerinde bir tespit olduğunu düşünüyorum. Çünkü insan en çok problem zamanlarında ve uygulayarak öğreniyor.

ogrenme-nasil-sevdirilir

Tüm bu tespitlerin ışığında, öğrenciye öğrenmeyi nasıl sevdirebiliriz?

1. Öğrencinin akademik yeteneklerine uygun görev ve sorumluluklar verilmelidir.

2. Başarıları görülmeli ve samimi olarak taktir edilmelidir.

3 Karşılaştıkları problemlerde hemen müdahale edilmemelidir. Problemi çözemedikleri için rencide edilmemelidir. Problemleri konusunda rehberlik yapılmalıdır.

4. Her yaşın öğrenme özelliğine göre eğitim ortamı düzenlenmelidir. Örneğin 5-8 yaşları oyun çağları olduğunu düşünürsek bu yaşlarda akademik baskı ancak çocukları okuldan ve eğitimden soğutacaktır. Bu nedenle oyunun aktif kullanıldığı öğrenme metodu kullanılmalıdır.

5. Yaşatarak, katılımcı yaklaşımla, zenginleştirilmiş eğitim materyalleri kullanılarak eğitim ortamı sunulmalıdır.

6. Eğitim ortamı sadece sıra ve sınıf ortamı olarak düşünülmemelidir. Okul ortamı dışında sosyal, tarihi ve eğitimsel geziler, sportif faaliyetler, yüzme gibi imkanların arttırılması ve her öğrenciye ulaştırılması gerekiyor.

7. Biran önce sınav ağırlıklı yerleştirme sisteminden uzaklaşılacak imkanlar ve hedefler araştırılmalıdır. Sınav ağırlıklı yerleştirme devam ettiği sürece haklı olarak aileler ve öğretmenler öğrencileri bu yönde zorlayacak ve öğrenme heyecanlarını istemeden köreltecektir.

Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?

Yorumunuzu ve sorularınızı bizimle paylaşabilirsiniz