Komşuluk kavramı asırlar ötesinde kaldı

Komşuluk.. İçinde sımsıcak bir yuvayı anımsatan eski bir tabir… Dostluk ve komşuluk denince aklıma bir sobanın üstünde pişirilen kestane geldi nedense… Sıcacık bir çay eşliğinde  sohbet eden iki anne ve yerde oturmuş oynayan çocuklar var evde…  O da ne! Kestane pişirilen evin iki sokak ötesinde, bir bebek gözlerini açmış dünyaya tebessüm edercesine… Herkes o eve koşuyor dostluk elini uzatıyor çaresiz bebeğe ve anneye.. Masallar diyarı gibi bir huzur iklimi…. Ne haset var ne de kıskanıyor kimse kimseyi… Yağan kar, sokağı temizlerken içeride yanan sobanın ateşinde  insanlar  gururlarını ve benliklerini de eritiyor, herkes kardeşliğe gebe… Bir evde ne pişerse az da olsa ikram ediliyor mahalledeki kimsesizlere.. Huzurun buram buram koktuğu demde bacadan çıkan dumanın uzaklaşması misali komşuluk ve samimiyet de mazide kalıyor sanki gün geçtikçe…  Bir bebek büyüyor sessizce huzur mahallesinde…  Bir bebek gibi komşuluk da gelişiyor bakalım gidişat nereye…

Aradan geçen yıllar o küçük bebeğin cıvıldamalarını  çocukluğa taşırken bir değişiklik oluyor huzur mahallesinde… Yüzler umutsuz bir hüsranın eşiğinde.. Sokakta koşuşan çocuklar bundan sonra apartmanda yaşayacaklar..  Anne ve babalar sevinçli, sobadan ve pek çok zorluktan  kurtuluyorlar… Yalnız çocukların kalbinde bir hazan var çünkü onlar yaşları dolasıyla taşınmayı ayrılık olarak algılıyorlar. Aslında algılayamadıkları da bir şey var.. Belki de beyinlerinin anlamadığını kalplerinde hissediyorlar, huzur mahallesinden değil huzurdan taşınıyorlar… Sessiz olanlarla başlayan kısıtlamalar, dört duvar arasındaki hücrede, özgürlükleri acımasızca hapsediyorlar.. O hapishanenin öyle bir penceresi var ki adına televizyon diyorlar. Evet güzel bir pencere. Eğlenceli; fakat verdiği tat,  olayları yaşamak yerine rüyada görmek gibi..  Mahallede doğan çocuk soruyor sahi anne ben ne zaman yaşayacağım çizgi filmlerde gördüklerimi??? Yavaş yavaş değişen değerler komşuluk kapısına vuruyor kilitlerini… Komşuluk kavramı da büyüyor tıpkı o bebek gibi… Bebek annesinden ayrıştıkça büyüyor, komşuluk kavramı ise aynı çatı altında uzaklaşarak ayırıyor.. Zaman ikisini de değiştiriyor…

Anne telaşlı… Çocukluğu yaşanmamış bir hayatın gençliğini ağırlamak için yoruyor kafasını… Kime gitsem, nasıl etsem de kurtarsam bu marka tutkusundan evladımı.. Televizyona müptela oğlum, tam bir marka bağımlısı… Halbuki biz huzur mahallesinde, annemizin diktiği elbiselerin içinde, herkesten daha mutluyduk… Yılda bir kıyafet alınsa onunla yatar uyurduk.. Şimdi bunca lüksün içinde neden bu çocuk isyan etmekte… Offf ne çok yordu bu hayat beni.. Öylesine yalnızım ki.. Bir konuşabilsem de sabahlara kadar anlatsam derdimi. Komşularım anlamaz ki halimi… Ah bu çocuk deli ediyor beni.. Televizyonun başından kalksa internette buluyor kendini.. Ne bir tek arkadaşı var ne de gidecek yeri.. Aklı fikri sanal alemde bulduğu, sahte gerçekliği!!! Sahi komşularım nerdesiniz neden duymuyorsunuz beni.. O kadar mutsuzum ki…

Anne oğul arasında bitmeyen kavga sanal dünya… Eskiden yemekler komşularla paylaşılırdı.Şimdi onun yerini sosyal paylaşım sitelerindeki resimler aldı.. Eskiden insanlar bir şey yerken açıkça ifşa etmez alamayanları düşünürdü.. Şimdiyse süslü sofraların görüntüsü ne kadar çok paylaşılsa insanlar bir o kadar mutlu.. Paylaşılamayan bir şey var, o da fakirin  nihayetsiz yokluğu.. Var yokun halinden anlamaz ki ne bilsin zengin yoksulluğu… Ne oldu değerlerimize, vicdanlar mı sukuta durdu..Derken zaman akmıyor artık sanki durdu.. Ekran karşısında eriyen bir beden var.. Gün geçtikçe hayattan kesiyor umudu..

Bir yetişkin düşünün sanal alemde yaşarken yaşlanmış, yaşayamamış  komşuluk ve dostluğu… Tanımadığı insanların insafına sığınırken resimlerle avutmuş dolduramadığı sevgi boşluğunu… Sosyalleşememiş, kimsesizlikte bulmuş huzur/suzluğ/u… Huzur mahallesinde dünyaya gelen o bebek yolcu, şimdi ahiret yolcusu… Neden gelmiyor kimse yanıma.. Kim uğurlayacak beni son yolculuğuma… Heyhat kimse duymuyor çığlıklarımı… Yoksa ölen ben değil de insanlık mı, dostluk mu, komşuluk mu?

Günümüzde hızla gelişen teknoloji sayesinde herkese çok kolay ulaşıyor, bir o kadar hızla da insanlardan uzaklaşıyoruz. Kitle iletişim araçlarının kullanımı ile internet ve telefonlar sayesinde dünyanın bir ucundaki yabancıyla dahi sohbet imkanını yakalıyor, kapı komşumuzun ismini dahi bilmekten aciz kalıyoruz… Nedir bizleri bu denli yalnızlığa mahkum eden!! Sormak isterim sokağa çıkıp herkese var mı bu nahoş sorunun cevabını bilen… Ya da kaç kişi yalnızlığa giden yolda olduğunun farkında… Kaç kişi kurduğu sanal dostluklarla oyalanmakta… Cevabını kaybettiğimiz bir sorunun çıkmazında öyle bir koşturmaca yaşanmaktaki insanlık adeta kendini kovaladığı bir labirentin içinde hapsolmakta…

Koyu bir karanlık gibi çökerken bu asrın üzerine yalnızlık, kalabalıklar içinde kayboluyor insanlık!!! Bir yoksul düşünün ki çevremizde, bizden habersiz kuru ekmek yemekte… Komşusu açken tok yatan bizden değildir diyen Peygamber ümmetine, komşuluk kavramı ne yazık ki asırlar ötede…

Sümeyra GÜLER ÖZSOY

Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?

Yorumunuzu ve sorularınızı bizimle paylaşabilirsiniz