Kadrosuzluktan emekli kocalar

Kazakistan’da öğretmenlik yaptığım günlerde sık sık okulumuz öğrencilerinin evlerine veli ziyaretleri yapar, öğrencilerimizin öğretmeni olarak çocuklarımızı ev ortamlarında gözlemlemekisterdik. Bu ziyaretlerde öğrencilerimizinaile hayatlarını yakından görmüşolur , orada geçirdiğimiz birkaç saat içerisinde öğrencimizi ve velimizidaha iyi tanıyabilecek birçok olayada şahit olurduk. Bu ziyaretlerde Kazak velilerimizbizleri büyük bir özveriyle karşılar, sırf bizim için hazırlamış oldukları mükellef sofralarda biz öğretmenleri içtenlikle ağırlarlardı. Oldukça misafirperver olan Kazaklar bu birlikteliklerimizde sadece cömert sofralar kurmakla kalmaz, yemek yerken gayet sıcak ve samimi sohbetleriyle geceye renk katarlardı.

Özellikle sohbet esnasında aile büyüklerinden sıkça bahsederleratalarını hayırla ve gururla yad ederlerdi. Köklerine ne kadar bağlı olduklarını kanıtlamak istercesine evlerinin içerisinde kurdukları dedelerinin göçebe oldukları dönemde kullanmış eşyalardan oluşturmuş oldukları mini müzeyi bizlere gezdirirlerdi. Hemen hemen her Kazak ailenin evinde dedeleri döneminde kullanılmış bir kısım eğerler, kamçılar, su mataraları, geleneksel giysiler,başlıklar , kurt ve tilki postları evin baş köşesinde bulunur ve bu şekilde kendi kökleriyle olan o hissi bağlılıklarını modern yaşamda da devam ettirmiş olurlardı. Evin erkeği bu köşeyi bize gezdirirken bu köşenin nadide parçalarından olan üzeri işlemeli ve el yapımı kamçıyı alır:”Zannetmeyin ki bu eşyalar sadece süs olarak burada duruyor bu evin reisi olarak ben ihtiyaç duyduğum daev içerisinde otoritemi gösterme adına bu kamçıyı havada şaklatarak reisin kim olduğunu aile fertlerine hatırlatıyorum.” diye espri yapardı. Evin hanımı da beyine aynı şekilde tebessümle karşılık verir. “Sadece senin mi kamçın var benimde bir tane var veya hayır o kamçı senin değil o bana ait” derdi

Her ne kadar ince nüktelerle bezendirilsede Kazak dostlarımız belki insanlığın var olduğu günden buyana aile içerisinde var olan önemli bir probleme dolaylı olarak atıfta bulunmakta ve hassaten son yıllarda ziyadesiyle aileyi ve eşleri yıpratan bir sıkıntıya da temas etmiş olmaktaydılar. Aile içerisinde otorite kavgaları yani liderlik savaşları insanlık tarihi kadar eski bir okadar da tesirli bir geçimsizlik sebebidir. Çiftler arasında var olan pek çok problem ister dolaylı ister direk olsun eşlerden birinin aldığı kararın bir diğer eş tarafından tartışılmaya başlamasıyla doğmakta ve zamanla nemalanarak çoğalmaktadır. Bazı problemler ise o husustakararıkimin vereceği eşler tarafından önceden belirlenememesi yüzünden büyümekte ve zamanla müdahale edilmeyen mesele kangren halini alabilmektedir.

Problem saydığımız bu iki sebebin hangisinden kaynaklanırsa kaynaklansın idari bir problemdir.Devletlerde, hükümetlerde, şirketlerde idari problemler ne ifade ediyorsa- ki kaos ve çatışmadan başka bir şey ifade etmesi mümkün değildir- aile içerisinde karar alınması gereken durumlardakarar verecek bir liderden ailenin yoksun olması veya kararları veren liderin liderliğinin aile fertleri tarafından tartışılmaya açılması daaynı şeyi ifade edecektir.

2004 yılına kadar medeni kanunumuzda “Ailenin lideri kocadır” ibaresi mevcuttu. Sonrasında uyum yasaları gerekçe gösterilerek bu ibare kaldırıldı,yerine aileyi eşlerin bir arada eş güdümlü idare etmeleri gerektiği düşüncesiyle “Evlilik birliğini eşler beraber yönetirler” hükmü konuldu. Yani her ikinizde idareci ve idare edilensiniz kimsenin tek başına aileyi temsile ve yönetmeye hakkı yoktur, denildi. Kocanın liderlik kadrosu iptal edilerek sözde eşler arası eşitlik sağlandı. Medeni kanunda yapılan bu değişiklikle ailevi bir kısım problemlerin önüne geçileceği sanıldı. Ama daha en baştan yerine göre bir devlet, yerine göre bir şirket gibi çalışan bu kutsal kurum başsız bırakılarak aileyi koruma adına aileye büyük bir darbe vurulmuş olundu. Peki ,bu kanunla birlikte ailede oluşan yeni bir şeyler yok muydu? Elbette değişen ve yenilik olarak kabul edilecek bir şeyler doğmuştu. Artık kaptanın olmadığıbir gemide oluşan yenilik ne ise veya yeni dönemde herkesin muhtar olduğu bir köyün durumu eskiye göre nasıl olacaksa ailede de kanunla beraber değişen anlayışla oluşan kazanım ve oluşan yenilikte ancak bundan ibaret olacaktı.

İnsanlar insanlık tarihi boyunca toplumları idare etmek için birçok yönetim şekli belirlemiş; bazen monarşi, bazen meşruti, bazen demokratik yönetim şekilleriyle halka hükmetmişlerdir. Yönetim şekli ne olursa olsun topluma liderlik edecek birilerini bütün sistemlerde hep var olmuştur. İdare edilen ister bir imparatorluk ister bir beylik olsun illaki bulunan konumu temsil edecek sorumluluk sahibi kimselerin varlığını gerekli görülmüştür. İnsanlar ne kadar eğitimli, kültürlü, karakterli olursa olsun her dönemde mutlaka son kararı veren, söz kesen, nokta koyan birisi olmalıdır demişlerdir.

Sosyolojik bir hakikat olarak beraber yaşamanın gereği de budur. Apartmanlarda bile yöneticisi olmayan binaların hali perişandır. İstediğiniz kadar komşularınız eğitimli ve düzenli insanlar olsun beraber yaşıyorsanız apartmanınızda nasıl hareket edilmesi gerektiğini vurgulayan ve kurallara uyulmadığında sorgulayan bir idareci seçmek zorundasınızdır. Kendi kendisini idare etmekte zorlanan ilköğretim çağındaki çocukların okudukları sınıflarda bile öğretmenleri sınıf başkanları seçip sınıf içi işleyişi düzene sokma adına başkanın gayretlerinden istifade etmeye çalışırlar. Ailedede durum böyledir, isterse iki kişiden isterse on iki kişiden müteşekkil olsun her aile aynı devletler ve hükümetler gibi toplum içerisinde temsil keyfiyetini aile fertlerinden bir tanesiyle sergilenmesi gerekli kılan bir yapıyı kendi bünyesinde gerekli kılar.

Bırakın insanları hayvanlar bile ister küçük gruplarla ister büyük gruplarla hayatlarına devam etsinler kendi aralarında bu sorumlulukları icra edecek liderler seçerler. Aslanlarda, kurtlarda, kazlarda hatta arılarda ve karıncalarda bile grup liderleri mevcuttur. Aklı ve şuuru çok iptidai seviyelerde bulunan bu mahlûklar bile hayata tutunurken herkesin kendi kafasına göre hareket ettiği bir vasatı değil sorumluluk sahibi olduğunu bildiği bir arkadaşının liderlik ettiği bir yapıyı tercih etmektedirler. Hayvanlarda da liderler biyolojik olarak güçlü ve cesaretiyle ön planda olan türünün üyelerinden seçilirler.

Aile reisliği makamı tıpkı küçük bir devletin başkanı gibi sahip olduğu sorumluluk duygusuyla ailesindeki her probleme birinci dereceden hassasiyet gösterilmesini şart koşar. O bir kişidir ama ev ahalisi sayısınca düşünmek zorundadır. Eşin ,evladın bazen anne ve babanın problemleri kendi problemlerinden önce gelmeli ve her birine çözüm yolları bulabilmeli, en azından bu konularda gayret sarf edebilmelidir. Ev dışarıdan gelen her tehlike ve tehdit karşısında bizzat aile reisi tarafından korunma altına alınmalıdır. Evin bütün ihtiyaçları giderilmeli, ailenin devamı adına gerekli dış bağlantılar ilgili kişilerle yapılmalıdır. Aile reisi gerektiğinde ani ve büyük kararlar alabilmeli ama aldığı bu kararlarla ne aile içerisinde ne dışında kimseyi mağdur etmemelidir.

Peki aile içerisinde bu büyük sorumluluk kime verilmelidir? Aile reisi olmak gibi ateşten bir gömleği evin erkeği mi yoksa hanımımı giymelidir “Yoksa bu sorumluluk her iki eş tarafından beraber altından kalkılması gereken bir durum halini mi alacaktır”. En son soruya en önce cevap verelim. Her yerde bu sadece aile olmak zorunda değil bir bütünü oluşturan unsurlara verilen eşit yetki ve sorumluluk fertleri birbirine yaklaştıran değil birbirinden uzaklaştıran etkiye sahiptir. Yani bu sorumluluğu iki kişiye bu şekilde paylaştırmak kaynaşma değil ayrışma yaşatacaktır. Şimdi gelelim sorunun birinci ve ikinci kısmına: Şu unutulmamalıdır ki her bir makam kendi yükümlülükleriyle beraber gelir.O makamın varlığı zaten yükümlülük esasına dayanır. Yükümlülükler icra edilmediğinde o makamın temsil ettiği kurumda dağılır gider. Siz devlet başkanıysanız belki bir ömür boyu kimseye nasip olmayacak kadar çok yere gidebilirsiniz ,önemli insanlarla tanışabilir ,toplum tarafından da sürekli göz önünde bulundurulabilirsiniz. Yani bu işin bir kısım cazibedar yönleri mevcuttur. Bu yüzden birçok insana bu makam çekici gelebilir. Ama aslında bu cazibedar unsurlar devlet başkanının sorumluluklarınızın gereğidir. Gittiği ülkelerde bir bulunuş sebebi vardır. Görüştüğü o önemli insanlarla bir araya gelmesi problem çözme amaçlıdır. Halkın nazarının üzerinde olması gene sorumluluklarına göstermiş olduğu hassasiyetin neticesidir. O kadar çok ve önemli işleri vardır ki çok zaman bu saymış olduğumuz hususları sıradan insanlar gibi bir ayrıcalık olarak da algılayabileceği bir mantığa sahip olacak enerjiyi kendisinde bulamaz. Yükümlülüklerini yerine getirmediğinde yani bu ayrıcalıkların peşine düştüğünde oturduğu koltuğu işgal etmesinin de bir manası kalmayacak demektir. Zira böyle sorumsuz bir insan liyakatsizliği sebebiyle kendi milletini fazlasıyla dumura uğratacak ve halkı tarafından bu önemli emanet kendisinden verildiği gibi geri alınacaktır.

Kadın ve erkek birçok yönüyle birbirinden farklı ama bir birini tamamlayan yapıda yaratılan varlıklardır.Yüce yaratıcı erkeğide kadınıda farklı zenginliklerle tanzim etmiştir. Örneğin kadını duygusal ve konuşkan yaratmıştır ki çocuğa duygusal eğitim versin ve konuşmayı öğretsin diye. Aynı zamanda estetiğe düşkün yaratmıştır ki evini iç açıcı şekilde tezyin etsin ve layıkıyla bezendirebilsin diye.Ama bununla beraber kadının alıngan,kırılgan ,narin ve nahif bir yapıda yaratmıştır. Belki de bu yapı onu bir hanımolarak eksilten değil de tamamlayan özelliklere sahiptir.Zira beklemiş olduğu ilgiyi ve sevgiyi bu zayıf ama zarif yapısıyla eşinden talep eder.

Annelik ve eş olma vazifesine belki bizzat kendi varlığından daha önce gelecek kadar odaklanmış olan bu şefkat kahramanıvarlığa evlilikte sen eve liderlik yapacaksın veya liderliğe erkekle eşit seviyede ortak olacaksın diye ayrı bir misyon yüklemek tam manasıyla bir insafsızlıktır. Kendi fıtratına ters ve odaklandığında asli vazifelerini ihmal edeceği bu tip yeni sorumluluklar kadının ruhsal ve biyolojik yapısına aykırıdır. Liderliğin bu yıpratıcı ve ağır yönleri erkeğin biyolojik ve kişisel yapısına daha uygundur. Bu konuda kadını geri tutmak onu küçük ve yetersiz görmek değil ona ve misyonuna saygı duymak demektir.

Lider temsil ettiği noktada ailenin hukukunu korumak düşüncesiyle bazen çevresindekilerle didişmek bazen de çözüm yolları bulabilmek adına kapı kapı dolaşmak zorunda kalmaktadır.Bu davranışları erkeklerin yerine yapmaya kalkan kadınlar kendi mizacına aykırı davranışlarda bulunmakla hem fıtratına ters bu davranışların ağırlığını ruhunda derinlemesine hissetmekte ,hem kocasını kişiliksizleştirmekte hem de özellikle erkek çocuğun ahlakında onulmaz yaralar açabilmektedir.

Günümüzde her hususta liderlik anlayışı karizmatik liderlikten çok uzak bir yapıya bürünmüştür. Karizmatik liderlik küresel şartlarda artık mümkün de değildir. Eskiden olduğu gibi her konuyu bilen ve yorumlayan insanlar kalmadığı gibi insanların ihtisaslaştığı bir dönemde bir insanın her konuda fikir beyan etmesine itibarda edilmemektedir. Aslında kültürümüzde evvelden beri aile hayatında böyle bir ihtisaslaşma ve saha paylaşımı söz konusudur.Evin iç işlerine ve çocukların eğitimine daha çok kadınlar ,evin ekonomisinin takibine ve muhafazasına erkekler refakat etmektedir. Herkes kendi sahasında en iyi kararı verebilecek donanıma sahiptir.Yaşanan problemlere çözüm yolu bulabilme adına istişare etmek ve verilecek karar kimin sahasında ise onun fikirlerine itibar etmeye çalışmak doğru olacaktır. İllaki saha paylaşımı sağlıklı bir şekilde yapılmış olsa da ailede son kararı verecek bir reis gereklidir ve aile fertlerinin psikolojik ve biyolojik yapısı göz önünde bulundurulduğunda bu kişi koca olmalıdır.

Bu makamı kadın erkek savaşlarının bir sebebi haline dönüştüren sözde adalet severler en büyük darbeyi evde karı- koca arasında ayrışma yaşatarak maalesef aileye vurmuşlardır.

ARİF ÖZUTKU
Psikolojik Danışman

Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?

Yorumunuzu ve sorularınızı bizimle paylaşabilirsiniz