15:11 - Cumartesi 11.02.2012

İnsan Öyle Kuvvetli Ki Oysa

Islak mermerlerin arasında ilerledim. Dar ve basık tavanlı bir tünelden geçerken yüzüme doğru çarpan buhar ve kına kokusu az sonra karşılaşacağım manzaranın gizini ele veriyordu. Çırılçıplak iki kadın, tünelin içinde başımız eğik kıkırdayarak yürüyorduk. Derken, geniş yuvarlak bir salona çıktı yolumuz. Buharın beyazlığı içinde birbirimizi göremez olmuştuk. Mermer basamaklardan birine oturdum. Başımı kaldırdığımda kubbenin cam boşluklarından içeriye süzülen güneş ışınları ömrümüzü bize yansıtan ve sanki ?hey! Hadi temizlenin ve kendinize çeki düzen verin? diyen bir mesaj taşıyor gibiydi. Musluklardan şırıl şırıl akan sular yolunu bulup az ötede ki ızgarada yok oluyorlardı. Çok kalabalık değildi bugün. Herkes tanıdık. Rahatladım. Medeniyetin bizi kumaş parçalarıyla kapatmış olmasına çok alışmışız. Oysa öyle keyifli ve öyle doğaldı ki bugün her şey. Kimse uzuvlarını saklama gereği duymuyordu. Ayıp denen her şey konuşuluyor, günah denen her şey de zaten meydandaydı. ??Ah bu kadınlar ah bu kadınlar yok mu?? diye geçiriyordum içimden.
Hemen solumdaki teyze kırlaşmış uzun saçlarını sanki bir prensesmiş gibi zarif ve itina ile tarıyor, yıllar içerisinde kocaman bir balona benzemiş göbeğinin tersine o tüm kibarlığı ile sindrellayı oynamaya devam ediyor.
Keseci kadın bütün gün buharın altında elinde bezle, yağlı ve sarkmış bedenleri ovalamaktan nerdeyse buhar olup uçacak. İçeriye hoşa giden bir kına kokusu hâkim. Kadınlar saçlarında ki beyazlar kapansın ya da saçları daha parlak görünsün diye bolca kına sürer bu civarda? Ve bu kına denen şey her yıkamada akmadan edemez saçlardan. Buna rağmen kadınların saçları hiç bozulmaz ve ilk gün gibi parlamaya devam eder doğrusu?

Biraz tavanı seyrettim. Kubbenin camdan delikleri arasında dolanan çapkın bir kedi bütün rehavetiyle çöküvermişti üstümüze. Biz yıkandıkça çıkan dumanlar arasında bir görünüp bir kaybolan bu kedicik belli ki bu kış ayazında sıcak bir köşe bulmuş olmanın keyfini sürüyordu.
Giysilerinizden çıktığınızda çıplaklık sanki ruhunuzu da esir alıyor. Yani o vaziyetteyken yalan söylemek, kırıtmak, masallar anlatmak daha bir imkânsızlaşıyor sanki?
Göbek taşında ayıpçı fıkralara gülen kadınların kahkahasıyla uyanıverdim kubbede ki uykumdan. Kedicikte irkilmişti ani kahkaha tufanından.??kaçırdın kız!??? diye ünledi biri omzuma hafifçe dokunarak. Birlikte gittiğim arkadaşımda gülümsedi o arada.??senin bu kız pek safça bi tuhaf?? dedi bir başkası? Alışığım tabi böle şeyler duymaya. Hiç şaşırmadım. Arkadaşım da?

Kurnalara daldırıyorum tasımı ve bir sıcak bir soğuk alıyorum suyu üzerime. Kızıyorlar bana, meğerse sadece sıcak su dökmeli? Yoksa kir küsermiş?

Ne kadar kirim çıktığını söylemeyeceğim şimdi.
Kime dokunsam ayrı bir hikâye?
??kız kaynanan napıyo? öldümü? Diye sordu bu arada biri???öldü öldü!?? diye bağırdı beriki.??aaaa keza pek bir iyi gördüm seni, toparlanmışsın. Hadi hayırlı olsun. Oh oh darısı başımıza?? dedi beriki. Hep beraber güldük. Pamuk pamuk kadınlar, altın küpeli ve bileklerinde altın bilezikleriyle zamanda donmuş bir kareydi? Zaten hayat ya da ömür dediğimiz şey tek bir an değilmi? Hep yeniden tekrarlanan bir anlar dizilimi?

Buhar tüm gücüyle sarmalarken etrafımızı kapı açıldı ve bir tepsi meyveyle hamamın sahibi geldi. Mandalinalar, elmalar ve muzun kokusu artık kınayı bastırmıştı. ??Fransızlar geliyor bazen ?? dedi Meryem. Elindeki tepsiyi usulca göbek taşının tam ortasına koyarken. Ama onlar meyveyle şükretmeyi bilmiyorlar ki şekerim.??yok viski yok şampanya? Oldu olacak birde dansöz oynatalım yani beylere!??
??Kız ben gelir oynarım valla yuro yok mu ucunda? Nolcak iki kıvırtırım olur biter??dedi hafifçe rahat olan genç kadın. ??Yok, kardeşim ben sizin heriflerinizle uğraşamam. Sonra bela olurlar başıma?? dedi Meryem.
??Kız Meryem abla, Nolcak Fransız değilmi bu? Kibar olur onlar anacım, ellemezler bize bişiycik olmaz?? dedi hafifçe rahat olan genç kadın.
??erkek erkek dir kızım bozdurma adabımızı şimdi ??diye çıkıştı Meryem berikine. Ve mevzu kapandı. Az ötede boşanmış ve iki çocuğuyla bekâr kalmış kızının derdini komşusuna anlatan Boşnak bir kadıncağız vardı.??ah ah söyledimdi, bundan koca olmaz dedimdi ama eşek anırıyor sanki kardeş, hiç dinlemedi bizi. Bizi de yaktı kendini de. Kaldı bu yavrucakla ortada. Bak napacak nasıl büyüyecek bu çocuk babasız??diye ağlıyor, diğer yandan kaynar suyu önünde çömelmiş, şampuan şişesiyle oynayan kız çocuğuna boca ediyordu.??bir kere benim babam var nene!??diye çıkıştı kız çocuğu.??sus kız ?? dedi Boşnak kadın ve indirdi tası kızın kafasına.??dur komşu napıyosun??diye çıkıştı yaşlı kadın.?? Öle vurulurmu çocuğa yazık değilmi???
Yaşlı teyze bembeyaz saçlarına kına yakmıştı ve kıpkırmızı olmuş kafasını sürekli yıkayarak saçını ağartmaya, eski rengine döndürmeye çabalıyordu.??evladım dedi, bazı işler alın yazısıdır. Çıkışma kızına da yavrusuna da??? Hem sen bak bakıyım bana?? diyip eğdi kafasını kadının suratına doğru ve elindeki lifle Boşnak kadına hafifçe vurarak ??sen boşanmadın, kocalısında pek mi mesutsun yani???
??hiç değilse alnım açık dolaşıyorum sokaklarda. Başım eğik değil benim??dedi Boşnak kadın? ??Vah yavrum vah büyük konuşuyorsun sen. Allah akıl ihsan eylesin sana?? dedi teyze ve arkasını döndü. Meraklı komşu ise ağzından akan salyaları temizleyerek ??eee sonra nolmuş mahkeme ne dedi??diye alevlendirdi Boşnak kadını?
Kız çocuk kalktı yerden o arada.??bir şey olmamış meraklı cadaloz??diye elindeki kaynar su dolu tası meraklı komşunun yüzüne döküverdi?
Yaşlı teyze kızı kapıp yan salona geçmese neler olurdu bilemiyorum. Herkes Boşnak kadını ve meraklı komşuyu sakinleştirmeye çabalaya dursun bizim çapkın kedi yerinden kalktı ve bir anda kayboldu. Sanırım sıkıldı her hafta sonu hep aynı kadın laflarından ve kavgalarından. Bu sefer değişik bir şey olur mu umuduyla gelmişti zağar ama olmadı.

Ben de Hava almak için dışarıda ki salona geçtim. Orta yerde bir kömür sobası harıl harıl yanmakta çevresine yine bir grup kadın toplanmış televizyon izleyip sigara içmekte. Bu arada Meryem, ağdasını ısıtmış önünde ki sandalyede sırasını bekleyen kadınla fısırdaşmakta?
Ağda kıvama geldi az sonra ve Meryem bütün acımasızlığıyla kadının bacaklarına bir yapıştırıyor bir çekiyor, bir yapıştırıyor, bir çekiyor ağdayı? Onları izlediğimi anlamasınlar diye bende lafa katılıp bildiğim bir iki müstehcen fıkrayı anlatıyorum. Bayılıyorlar. Şaşırıyorlar da benden bunları dinlemeye. eee diyorum ??hepimiz biriz kadınız dimi şekerim?? Kendi rahatlığıma şaşırarak?

Duvarlarda kilim desenli halılar asılı. Bir duvarda da Sivas spor yazılı takım posteri. Az ötede şirinler çizgi filminden kahramanların işlendiği bir elişi. Hepsi bir arada? İnanılmaz bir dekor cümbüşü? Kasanın arkasındaki duvarda Fransızca fiyat listesi asılı. l au massage, l au avec massage banjo filan yazıyor.
??Sadece Fransızlar mı geliyo kız Meryem abla??? diye soruyorum. Bunu sorarken ağzımdan çıkan ifadelere şaşırmış bir halde gülümsüyorum. Tabii onlar neye gülümsediğimin farkında değiller. ??ah ah insanoğlu işte bak hemen adapte oldun kızım?? ??yok Meryem abla yaaa, yok Meryem abla kıızzz?? filan hey allahım?? diye geçiriyorum içimden.
??evet, yavrucum sade onlar geliyor ne hikmetse, grup olarak geliyorlar ?? diyor. ingilizi Amerikalısı yok yani?
Alamancı olan bir teyze; onlar Orient kültürü bilir, severler bacım??diye aydınlatıyor hepimizi.
Çay getiriyorlar önüme, bir güzel yudumluyorum birazda susamlı simit ohhh sefam olsun.(simit çok severim bilen bilir? Neyse?) televizyonda bir dizi oynuyor ama kimsenin umurunda değil. Bu medya milleti uyuttuğunu sanıyor ama bu millet de hakikaten uyuyormuş gibi yapıp hükümetlerimi kandırıyor acaba diye düşünmeden kendimi alamıyorum. En azından ülkenin bu yakasında kimsenin uyuduğu yok valla?
Hemşire abla; aile hekimliği politikasından dem vururken, geçen yaz zeytinliklerini İngilizlere satmaktan son anda vazgeçen Hatice teyze imf?den dert yanıyor. Hiç kimse gidişatın doğru olmadığını biliyor. Fakat neden bu uğursuz sessizlik? Neden bu kadar uğursuz bir sabır gösteriyorlar anlayamıyorum. Anlıyorum da anlamak istemiyorum. ??Yumurta kapıya dayanacak ya işte onu bekliyoruz?? diyor hemşire hanım sanki içimden geçenleri okumuş gibi?
İçeriden kaçırılan küçük kız çocuğu yanıma oturuyor. Yaşlı teyze onu emanet ediyor bana?
??biliyor musun senin yaşlarındayken okuduğum bir kitap vardı?? dedim. Kâkülleri gözüne inmiş ıslak ıslak oturdu yanıma. İlgiyle baktı bana ufaklık. Çocuğun ilgisinden cesaret alıp devam ettim. ??zeze adında bir çocuk vardı orada ve şeker portakalı fidanını kaybetmemek için çok uğraşmış fakat oradan yol geçmesi için çabalayan büyüklerine laf anlatamamıştı. En nihayetine şeker portakalı kesildi. O gün kendini çok kötü hissetmişti. Fakat daha sonra şunu fark etti ki??? ??eveet neyi fark etti ?? diye ilgiyle bağırdı kadınlar. Herkes bana bakıyordu. Neyi fark etti acaba diye herkes merakla durdu ve beni beklemeye başladı. ??allahım yarabbim, ben naptım ya! nedicem şimdi bu kıza, bu insanlara??? diye afalladım. Sanki kadınlar ömürlerinin telafisi için gereken o tek cümleyi bekler gibiydi benden. ??Üfff allahım ne dicem şimdi ben??? kitabı da doğrumu hatırlıyorum emin değilim. Zeze vardı. Evet, portakal ağacı da vardı ama olaylar nasıl gelişmişti? hiç hatırlamıyordum doğrusu.
Çayımdan bir yudum aldım ve şöyle söyledim;??fark etti ki onun sevebilen bir kalbi var!??

Kadınlar, eğip büktüler bu cümleyi, tarttılar zihinlerinde, süzdüler bir güzel ve hiçbir mana veremeyip hafiften de burun kıvırıp işlerine döndüler.??hıh bumuydu yani ne ki bu şimdi??? diyen küçük bir cin dolanıyordu ortalıkta.
Meryem ağdasına döndü bütün kuvvetiyle, yaşlı teyze sigarasını söndürdü. Sakinleşmiş halde içeri giren Boşnak kadın ise kız çocuğunu kucaklayıp öptü?
Onu giydirmek için odalarına doğru giderken kız çocuğu başını sallayıp gözlerini gözlerime dikti ve birden bire göz kırptı. O sırada kulağımın dibinden??ben anladım seni?? diyen bir başka cin geçti sanki?

Yerimden doğruldum ve buharlı salona doğru ilerledim. İçeri girmek için başımı hafifçe eğdim. Kubbe zamanın ermiş bir tanığı gibi ihtişamıyla seyrediyordu çıplak kadınları.
Hepimiz öyle savunmasızdık ki? Ama işte bir türlü anlamak istemiyorduk. Asıl olan; sevebilen bir kalbimizin olması değil mi?
Daha ne bekliyoruz ki hayattan?
İnsan öyle kuvvetli ki oysa?
(eğer çıplaksa)

Pınar Nurhan



Bir önceki yazımız olan Yeni atanan psikolojik danışmanların ( rehberlik servisi ) yol haritası nasıldır? başlıklı makalemizde pdr ve rehberlik hakkında bilgiler verilmektedir.


İlginizi Çekebilecek Benzer Eğitim ve Rehberlik Yazıları

  1. İnsan Nedir?

Kategori: Felsefik ve Yaşama Dair Yazılar




 Google Gruplar
Psikolojik Danışmanlar İçin; Aktuel PDR Grubuna Kayıt Olun. Rehberlik ve eğitim hizmetleri alanında çalışan meslektaşlarımız arasındaki mesleki bağ ve destek daha da güçlensin.
E-posta:




“İnsan Öyle Kuvvetli Ki Oysa” için bir yorum var

  1. ziya kazan
    22 Ocak 2009 at 16:29 #

    süper yazı tasvirlere bayıldım. güçlüyüz ama bizi mahkum eden zincirleri kırana kadar bunu anlıyamıyoruz…

Yorumunuzu aşağıdaki formu kullanarak paylaşabilirsiniz.