
<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Aktuel Eğitim ve Rehberlik Portalı (PDR)</title>
	<atom:link href="http://www.aktuelegitim.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.aktuelegitim.com</link>
	<description>Türkiye&#039;nin Eğitim ve Rehberlik Portalı</description>
	<lastBuildDate>Thu, 17 May 2012 11:46:52 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
		<item>
		<title>Ağız kokusunu nasıl önlerim?</title>
		<link>http://www.aktuelegitim.com/agiz-kokusunu-nasil-onlerim.html</link>
		<comments>http://www.aktuelegitim.com/agiz-kokusunu-nasil-onlerim.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 11:46:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Özkan Emiroğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[ağız kokusu]]></category>
		<category><![CDATA[ağız kokusu nasıl önlenir]]></category>
		<category><![CDATA[ağız kokusu neden olur]]></category>
		<category><![CDATA[ağız kokusunun nedeni]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aktuelegitim.com/?p=3394</guid>
		<description><![CDATA[Birçok insanın sorunu olan ağız kokusu, kişinin hem kendisini hem de çevresini rahatsız eden bir... <a class="meta-more" href="http://www.aktuelegitim.com/agiz-kokusunu-nasil-onlerim.html">more <span class="meta-nav">&#187;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Birçok insanın sorunu olan ağız kokusu, kişinin hem kendisini hem de çevresini rahatsız eden bir durum.</p>
<p>Ağız kokusu, yediklerimizden ve içtiklerimizden kaynaklandığı gibi bazı hastalıkların da habercisi olabiliyor. Diş Hekimi Alper Çıldır, ağız kokusundan korunmak için şu tavsiyelerde bulunuyor:</p>
<p><strong>1. Dişlerinizi ve dişetlerinizi koruyun:</strong> Diş çürükleri ve dişeti iltihapları ağız kokusunun önemli nedenlerindendir. Ağız içindeki enfeksiyon, bakteri üremesini artırdığı için daima ağız kokusuna neden olur. Bu nedenle mutlaka diş sağlığı ve bakımına önem verilmelidir. Düzenli olarak günde en az iki defa (sabah kahvaltı sonrası ve akşamları yatmadan önce) dişlerin fırçalanması ve ağız gargarası kullanılması büyük önem taşır. Dişeti sağlığı da çok önemlidir. Yılda en az iki defa düzenli diş hekimi kontrolünde olarak dişeti sağlığınızı kontrol ettirmelisiniz. Çünkü dişeti problemleri ancak çok ileri seviyeye geldiğinde kişinin kendisine bazı belirtiler vermektedir. Böyle durumlarda da tedavi süreci hem uzamakta hem de daha komplike hale gelebilmektedir.</p>
<p><strong>2. Protez ve köprüleri kontrol ettirin:</strong> Ağız içindeki eskimiş köprü ve diş protezleri zamanla gıda birikmesine yol açarak kötü kokulara neden olabilir. Bu nedenle protez ve köprüleri düzenli aralıklarla kontrol ettirmek;yenilenmesi gerekenleri değiştirmek, eksik olan dişlerin yerleri için gerekli tedavileri yaptırmak gerekir.</p>
<p><strong>3. Sakız çiğneyin:</strong> Tükürük akış hızını arttırmak, ağız kokusu ile savaşmanın en güçlü yollarından biridir. Tükürük akış hızını arttırmanın en kolay yolu da uygun sakızların çiğnenmesidir. Şeker hastalığı gibi bazı hastalıklarda, pek çok ilacın yan etkisi olarak ortaya çıkan ağız kuruluğu ağız kokusuna neden olur. Şekersiz sakız çiğnemek tükürük salgınızı artırarak ağız temizliğinize yardımcı olur. Sakızların içerisinde yemek parçacıklarını yerinden söküp mideye gönderecek güçlü enzimler, güçlü bakteri öldürücü antibiyotikler vardır. Ancak nane şekerleri ve tatlı sakızlar yerine Xylitol içeren sakızlar bu konuda yardımcı olabilir. Şekerli sakızlar diş çürüğüne neden olabildiğinden tüketilmemelidir.</p>
<p><strong>4. Daha fazla su için:</strong> Özellikle yaşla artan vücut kuruması pek çok yönden dikkat edilmesi gereken bir durumdur. Çok su içmek onlarca diğer yararının yanında dilinizin kurumasını da önleyerek ağız kokusu ile mücadelede önemli bir silah olarak kullanılabilir.</p>
<p><strong>5. Asla burnunuz tıkalı uyumayın:</strong> Sinüzit gibi hava yolu rahatsızlıkları ve burun tıkanmasına neden olan diğer durumlar geceleri ağızdan nefes almamıza neden olur. Bu durum ağız ve boğazı kurutarak bakterilerin üremesi için ideal bir ortam oluşturur. Azalan tükürük salgısı durumu daha kötü hale getirir. Bu nedenle kesinlikle burun tıkalı uyumamaya dikkat edilmelidir.</p>
<p><strong>6. Basit şeker tüketimini azaltın:</strong> Beyaz un, beyaz şeker, glikoz/früktoz şurubu ile tatlandırılmış tüm hazır gıdalar ağız içindeki bakteriler için hazinedir. Bakteriler, bu tür şekerleri kullanarak hızla çoğalırlar. Basit şekerler (atıştırmalık tüm şekerli gıdalarda olduğu gibi) diş çürüklerine neden olur.</p>
<p><strong>7. Lokmaları iyi çiğneyin:</strong> Lokmaların iyi çiğnenmesi, yiyeceklerle tükürük salgısının iyice karışmasını ve ağızda yemek parçası kalma olasılığını düşürür. Daha çok çiğneme hareketi daha çok bakterinin yerinden koparak mideye gitmesine yardımcı olur.</p>
<p><strong>8. Peynir ve Tarçın tüketin:</strong> Öğün sonrası ağız içerisindeki asidik ortamı bazik hale çevirecek peynir vb ürünler tüketin. Bu hem ağız kokusunun önlenmesinde hem de çürük oluşumun önlenmesinde önemli rol oynar. Ayrıca içeceklerinizde ve uygun yiyeceklerinizde tarçın kullanmak da ağız kokusunu gidermede yardımcı olur. Tarçın ağız içi bakterilerle mücadelede önemli bir silahtır. Eğer varsa tarçınlı şekersiz sakızlar da uygun bir öneri olabilir.</p>
<p><strong>9. Diş ipi kullanın:</strong> Diş ipi sayesinde fırçanın çıkaramadığı yerlerdeki bakteri ve yemek artıkları sökülür. Özellikle diş gövdeleri arasındaki dar bölgelerde biriken yemek artıkları hızlı bakteri çoğalmasına neden olabilir.</p>
<p><strong>10. Sigara içmeyin:</strong> Sigara içmek ağız kuruluğuna neden olduğundan ağız kokusuna sebep olur. Ayrıca diğer bir ağız kokusu nedeni olan diş eti hastalıklarına da zemin hazırlar.</p>
<p>Bu önerilere uyulmasına rağmen ağız kokusu devam ediyorsa bir uzmana başvurmak gerekir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aktuelegitim.com/agiz-kokusunu-nasil-onlerim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kaliforniya sendromu aileyi tehdit etmektedir</title>
		<link>http://www.aktuelegitim.com/kaliforniya-sendromu-aileyi-tehdit-etmektedir.html</link>
		<comments>http://www.aktuelegitim.com/kaliforniya-sendromu-aileyi-tehdit-etmektedir.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 May 2012 16:29:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Arif ÖZUTKU</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile ve Rehberlik]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[Aile Danışmanı]]></category>
		<category><![CDATA[Aile Danışmanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[kaliforniya sendromu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aktuelegitim.com/?p=3392</guid>
		<description><![CDATA[Kaliforniya, Amerika Birleşik Devletlerinin en kalabalık eyaletidir.1850&#8242;li yıllarda altın yataklarının keşfedilmesinden sonra Amerika&#8217;nın en büyük... <a class="meta-more" href="http://www.aktuelegitim.com/kaliforniya-sendromu-aileyi-tehdit-etmektedir.html">more <span class="meta-nav">&#187;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kaliforniya, Amerika Birleşik Devletlerinin en kalabalık eyaletidir.1850&#8242;li yıllarda altın yataklarının keşfedilmesinden sonra Amerika&#8217;nın en büyük ekonomik gücü haline gelmiş olan bu popüler eyalet bünyesinde sinemanın kalbi Hollywood&#8217;u, bilgisayar ve internetin kalbi Silikon Vadisi&#8217;ni, yerli ve yabancı turistlerin cazibe merkezi LongBeach&#8217;i ve Amerika&#8217;nın mutlu azınlığının yaşadığı sosyete semti Beverly Hills&#8217;i barındırır. </p>
<p>Dünyanın en büyük altıncı ekonomik gücüne sahip olan bu eyalet, devlet olmadığı halde devletler arenasında büyük söz sahibidir. Sinema yıldızı Arnold Schwarzenegger&#8217;in vali tayin edilmesiyle ismini daha sık duyar olduğumuz Amerikalılar adına müreffeh bir hayatın şehirleşmiş hali olan Kaliforniya, psikoloji ve pedagoji tarihine de bir sendroma isim babalığı yaparak geçmiştir.</p>
<p>Kaliforniya sendromu, eğlencenin, bedensel hazların, para kazanmanın ve harcamanın hayatın temel felsefesi olarak algılandığı, insanların tüketmek için yaşadığı bir anlayışı, fertlerin bir kısır döngü olarak hayatı yaşamasını temsil eder. Hayatı Ömer Hayyam felsefesiyle &#8220;geçmiş-gelecek masal bunlar hep, eğlenmene bak, ömrünü berbat etme&#8221; şekliyle algılayan batı modernisti bireylerin ıstırabının adıdır bu sendrom. Bu sendromun üç ana belirtisi ve bir neticesi vardır: Zevke düşkünlük, bencillik, yalnızlık&#8230; Ve nihayet mutsuzluk. </p>
<p>Rahatsızlığın mekanizması şu şekilde çalışır. Tüketmek için üreten, sürekli kendisini düşünen, kimseye yardım etmeyen, maddi hedefleri kutsallaştıran, bedeni için yaşayan, toplumsal hedefleri önemsemeyen bir anlayış olarak hastalık yaygınlaşır, zamanla sosyal bir kansere dönüşür. Nihayet topluma yön veren bu durum, giderek daha çok insanı pençesine alır.</p>
<p>Metropollerin hastalığı olan bu sendrom, aileyi de tehdit etmektedir. Soyut hedefleri olmayan, hayata bir yarış nazarıyla bakan, kimseyi düşünmeyen, benliğini yücelten, hayatı bedensel zevklerden ibaret gören merhamet yoksunu insanların sayısı her geçen gün artmaktadır. Zevk ve eğlenceyi yaşamın amacı gören bu kesim, zaman içerisinde kendisini insan yapan bu değerlerden yoksun olarak hayatı yaşamakta, aile hayatını küçük görmekte, eşin veya evladın sorumluluğunu almak istememektedirler. Aile hayatını yaşarken çok basit meselelerle eşine ve çocuklarına problem yaşatabilmekte sürekli huzursuzluk yaşadığı ve yaşattığı aile hayatını çabuk sonlandırabilmektedir. Kaliforniya internet üzerinden insanların boşanma davası açabilme salahiyetine sahip olduğu Amerika?daki, belki de dünyadaki tek eyalettir.</p>
<p>Bu sendroma sahip kişiler sahte dostlarla hayatı bir eğlence olarak geçirmekte, buna mukabil gerçek dostlar kendisini terk ettiğinde hatalı davranışın farkına varmakta ama artık iş işten geçmiş olmaktadır. Bu insanlar zamanla yalnızlığı hayat tarzı haline getirip mutsuzluk deryalarına yelken açmakta ve aile hayatının sağlığını da yanlış örnek olarak riske atmaktadırlar. Mutsuzluğunuunutmak isteyen bu insanlar yaşına bakmadan daha fazla eğlenceye yönelmektedirler. Bedenleri için yaşayan ve vücutlarının iflası ile artık hayatı yaşanmaz olarak tanımlayan bu toplum o andan itibaren yaşamanın bir manası kalmadığını da düşünmektedirler. </p>
<p>Vücudun iflasını beklemeden insanın yaşantısını bir kısım anlamlı ve toplumsal hedeflerle zenginleştirerek yani başkasını yaşatmak için yaşayarak bu kısır döngüye bir son vermesi de mümkündür. Aksi takdirde maddi çerçeveye sıkışan hayat bir zaman sonra anlamsız olarak algılanmaya başlanacaktır. Yirmili yaşlarda intihar eden ve &#8220;Hayatta tatmadık zevk bırakmadım. Artık yaşamanın bir anlamı kalmadığını düşünüyorum.&#8221; diyen Henry Ford&#8217;un oğlu bu konuya ne kadar da güzel bir örnektir.</p>
<p>Özellikle ülkemizin sahil kesimi bu sendromun gelişmesine müsait bir yapıya sahiptir. Etiler ve Bağdat Caddesi gençliği, Nişantaşı fenomeni konumuzun Türkiye&#8217;deki bilinen yansımalarıdır. Kolay, hızlı ve zahmetsiz bir şekilde hedeflerine ulaşan maddi ve bedensel lezzetlerden başka lezzet tanımayan ve dünyanın kendi etrafında döndüğüne inanan bu insanlar medya tarafından milletimize idol sunulmaktadırlar. Toplumsal ve manevi hedefleri olmayan insanlarımızı toplumsal ve ailevi çöküntünün habercileri olarak görmeli ve aile kurumunu bir an önce tedbir alarak bu sendromun tesirinden korumalıdır.</p>
<p>Sendrom aile kurumuna sinsice tesir eder. Ortaya koyduğu bir kısım cezbedici yaklaşımlar aile hayatına renk katabilecek bir formatta karşımıza çıkar. Geniş bağlamda bakılabilse aynı batı toplumlarında olduğu gibi aile içi iletişimi baltalayıp zamanla aileyi yok olmaya sürükler. İletişim problemleri ailemizi tehdit ediyor ve sürekli artıyor olması nasıl ölümcül bir virüsle karşı karşıya olduğumuzun göstergesidir.</p>
<p>Aile içerisinde iletişim problemlerinin sürekli artıyor olmasının temel sebeplerinden bir tanesi nedir? diye sorulsa cevap olarak belki de bir değil on tane şey söylemek mümkündür. Toplumsal değişimlerin birden fazla sebebi ve bu sebeplere bağlı neticeleri vardır. Aile kurumunun geçirdiği sıkıntılar ister bir kısım sendromlarla ister başka sebeplerle olsun önemli bir toplumsal değişimdir. Bu değişimin faturası da tek başına önemli bir sosyal neticedir.</p>
<p>Bacanağım İngiltere&#8217;de dil öğrenmek için kısa bir süre kaldı. O dönemde tanıştığı bir İngiliz&#8217;e &#8220;On yedi yıllık evliyim, üç çocuğum var, mutluyum.&#8221; dediğinde İngiliz &#8220;Bu üç vasfı bir arada bulunduran bir İngiliz&#8217;e rastlamak herhalde mümkün değildir. Sizi müzelerde sergilemek lazım.&#8221; demiş. Bu tablo sadece İngiltere&#8217;nin değil belki de bütün batı dünyasının ıstırabını yansıtmaktadır. Onca zenginliğe ve kültüre rağmen batı dünyası kendi heva ve hevesleri doğrultusunda bu güzel müesseseyi tüketmiş durumdadır. Bizim toplumumuz için de tehlike çanları çalmaya başlamıştır</p>
<p>Arif  ÖZUTKU<br />
Manavgat  Özel Sema Koleji Rehber Öğretmeni<br />
Aile Danışmanı</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aktuelegitim.com/kaliforniya-sendromu-aileyi-tehdit-etmektedir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İlk yıl öğrenciler okuma yazma öğrenmeyecek</title>
		<link>http://www.aktuelegitim.com/ilk-yil-ogrenciler-okuma-yazma-ogrenmeyecek.html</link>
		<comments>http://www.aktuelegitim.com/ilk-yil-ogrenciler-okuma-yazma-ogrenmeyecek.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 May 2012 11:22:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Özkan Emiroğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eğitim Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[1nci sınıfta okuma yazma varmı]]></category>
		<category><![CDATA[birinci sınıfta okuma yazma varmı]]></category>
		<category><![CDATA[okuma yazma]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenciler ne zaman okuma yazma öğrenecek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aktuelegitim.com/?p=3390</guid>
		<description><![CDATA[Bu yıl başlayacak 12 yıllık zorunlu eğitimle, 66 ayını (5,5 yaş) dolduran çocuklar okula alınacak. Milli Eğitim... <a class="meta-more" href="http://www.aktuelegitim.com/ilk-yil-ogrenciler-okuma-yazma-ogrenmeyecek.html">more <span class="meta-nav">&#187;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yıl başlayacak 12 yıllık zorunlu eğitimle, 66 ayını (5,5 yaş) dolduran çocuklar okula alınacak. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) küçük yaşta okula başlayacaklar için müfredat değişikliğine gidiyor. Çocuk gelişim uzmanlarının önerileriyle hazırlanan yeni müfredatta okuma yazma becerileri bir sonraki yıla ertelenecek. İlk yıl çocukların anlama ve çizme becerileri geliştirilecek.</p>
<p>Yeni müfredatta eğitimde eğlenerek veoynayarak öğrenme dönemi başlatılacak. Mevcut müfredat yumuşatılacak ve oyun odaklı bir yapıya kavuşacak. İlk yıl çocukları okuma-yazmaya hazırlayacak el ve harfleri tanıma becerileri geliştirilecek. Buna göre 66 aylık ilkokul birinci sınıf öğrencilerinin ilk eğitim döneminde oyun oynama ve sosyal becerilerinin gelişmelerine ağırlık verilecek. Bu sayedeöğrencilerin okuma ve yazma öğrenmedeki yaşadıkları stres sona erdirilecek. Öğrencileri birinci sınıfta çok fazla zorlamak istemeyen yetkililer, öğrencilerin sindire sindire okuma yazma öğreneceklerini ifade etti.</p>
<p>Bakanlık, hazırladığı müfredatta 60-72 aylık çocukların gelişim özelliklerini de dikkate aldı. Bu dönemde okuma-yazmanın erken olduğu, bu yaş grubunun el yazısına hazırlanabilmesi için elini kaldırmadan çizgiler çizmesinin ve okuma yerine de dinlediğini anlayıp yeniden anlatmasının istenebileceği belirtildi. Mevcut müfredatta, çocuklar ikinci dönemin ikinci yarısından itibaren okuma-yazmaya başlarken yeni müfredatta çocuklara bu yönde bir zorlama yapılmayacak. Ayrıca veliler de çocuklarına okuma-yazmayı öğrenemedikleri için baskı kurmamaları konusunda uyarılacak. Yaş gruplarına göre birinci sınıfın sonunda henüz okuma-yazmayı öğrenememiş olmalarının normal olduğu velilere anlatılacak.</p>
<p>zaman.com.tr</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aktuelegitim.com/ilk-yil-ogrenciler-okuma-yazma-ogrenmeyecek.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Okulda şiddet araştırması</title>
		<link>http://www.aktuelegitim.com/okulda-siddet-arastirmasi.html</link>
		<comments>http://www.aktuelegitim.com/okulda-siddet-arastirmasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 May 2012 20:24:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Özkan Emiroğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eğitim Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[okulda şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[okulda şiddeti önleme]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aktuelegitim.com/?p=3388</guid>
		<description><![CDATA[Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Bozkurt... <a class="meta-more" href="http://www.aktuelegitim.com/okulda-siddet-arastirmasi.html">more <span class="meta-nav">&#187;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Bozkurt Koç, farklı sosyoekonomik ve kültürel düzeylerdeki 15 farklı lisede öğrenim gören bin 381 lise öğrencisinin katılımıylayaptığı araştırmada, okullardaki şiddet olaylarıyla ilgili önemli sonuçlar ortaya çıkarttı.</p>
<p>Dünyada birçok insanın şiddet gördüğünü ya da şiddetten bir şekilde etkilendiğini belirten Doç. Dr. Bozkurt Koç, &#8220;Toplumun hemen her alanında gözlemlenen şiddet olaylarının, okullarda da önemli bir problem haline geldiği görülmektedir. Günümüzde evrensel boyutlara ulaşan okullardaki şiddet olaylarının, artık ülkemizdeki okullarda da etkileri yaşanmaktadır. Birer eğitim ve öğretim yuvası olan ve şiddetin en olmaması gereken mekanlar olarak kabul edilen okullarda yaşanan bu şiddet problemi, kaçınılmaz olarakfarklı disiplinlerin ilgi odağı haline gelirken, bu çok yönlü problemin risk faktörleri, nedenleri ve önleme stratejileri hakkında da farklı fikirler ileri sürülmektedir&#8221; dedi.</p>
<p>Doç. Dr. Bozkurt Koç&#8217;un bin 381 lise öğrencisinin katılımıyla yaptığı araştırma sonuçlarına göre; ailede şiddete uğradığını belirten öğrencilerin okulda şiddet davranışında bulunma oranı yüzde 52.2, ailede şiddete uğramadığını belirten öğrencilerin okulda şiddet davranışında bulunma oranından yüzde 21.5 daha fazla. Öğrencilerin yüzde 17.1&#8242;i silah ya da kesici bir alet taşıdığını belirtiyor. Silah ya da kesici bir alet taşıdığını belirten öğrencilerin okulda şiddet davranışında bulunma oranı yüzde 54.1 iken, silah ya da kesici bir alet taşımadığını belirten öğrencilerde bu oran yüzde 20.7. Öğrencilerin yüzde 5&#8242;i bir çete içerisinde bulunduğunu belirtiyor. Herhangi bir çete içerisinde bulunan öğrencilerin okulda şiddet davranışında bulunma oranı yüzde 73.1, herhangi bir çete içerisinde bulunmayan öğrencilerin oranından yüzde 24 daha fazla.</p>
<p>Araştırmada birden fazla şıkkın işaretlenebildiği &#8220;Daha çok ne tür programları izlersiniz?&#8221; şeklinde sorulan soruya öğrencilerin verdiği cevapların dağılımı ise şöyle:</p>
<p>&#8220;Öğrencilerin yüzde 89.5&#8242;i macera, yüzde 89.3&#8242;ü komedi, yüzde 84.5&#8242;i korku &#8211; gerilim, yüzde 81.9&#8242;u belgesel, yüzde 71&#8242;i bilim kurgu, yüzde 70.6&#8242;sı aksiyon, yüzde 69.6&#8242;sı mafya, yüzde 69.3&#8242;ü haber &#8211; açıkoturum, yüzde 64.2&#8242;si romantik, yüzde 47.1&#8242;si magazin türü programları izliyor. Televizyonda korku &#8211; gerilim türü programlar izlemekten hoşlandığını belirten öğrencilerin okulda şiddet davranışında bulunma oranı yüzde 30.5, mafya türü programlar izlemekten hoşlandığını belirten öğrencilerin okulda şiddet davranışında bulunma oranı yüzde 40.9.&#8221;</p>
<p>Yapılan araştırmada, öğrencilerin alkol kullanma durumu arttıkça, okulda şiddet davranışında bulunma oranlarının da arttığı görülüyor. Hiç alkol kullanmadığını belirten öğrencilerin yüzde 24.2&#8242;si, bir kere alkol kullandığını belirten öğrencilerin yüzde 54.3&#8242;ü, ara sıra alkol kullandığını belirten öğrencilerin yüzde 75&#8242;i okulda şiddet davranışında bulunduğunu belirtiyor.</p>
<p>&#8220;Bu araştırmada, gerek dünyada gerekse ülkemizde sadece güncelliğini korumakla kalmayan, aynı zamanda her geçen gün etkileri daha da fazla hissedilen bu problem, hem psikolojik ve toplumsal yönleriyle incelenmiş hem de ahlaki ve dini değerlerle ilişkisi açısından farklı bir perspektifle değerlendirilmiştir&#8221; diyen Doç. Dr. Bozkurt Koç, okullarda meydana gelen şiddet olaylarının sadece okulla sınırlandırılamayacak kadar çok boyutlu bir problem olduğunu, okullarda meydana gelen şiddet ve saldırgan davranışların bireysel, toplumsal ve kültürel yönleriyle değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aktuelegitim.com/okulda-siddet-arastirmasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Atanamayan öğretmen aile danışmanı olacak</title>
		<link>http://www.aktuelegitim.com/atanamayan-ogretmen-aile-danismani-olacak.html</link>
		<comments>http://www.aktuelegitim.com/atanamayan-ogretmen-aile-danismani-olacak.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 May 2012 06:48:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Özkan Emiroğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile ve Rehberlik]]></category>
		<category><![CDATA[Aile Danışmanı]]></category>
		<category><![CDATA[Aile Danışmanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[İletişim]]></category>
		<category><![CDATA[sosyoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aktuelegitim.com/?p=3387</guid>
		<description><![CDATA[Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, atanamayan öğretmenler ile iletişim, sosyoloji, psikoloji mezunu 30 bin kişiden aile danışmanı ordusu kuracak... <a class="meta-more" href="http://www.aktuelegitim.com/atanamayan-ogretmen-aile-danismani-olacak.html">more <span class="meta-nav">&#187;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, atanamayan öğretmenler ile iletişim, sosyoloji, psikoloji mezunu 30 bin kişiden aile danışmanı ordusu kuracak Pilot uygulaması başlayan çalışmada hedef, yoksulluğu azaltmak, ailenin maddi ve manevi gidişatını yakından takip etmek</p>
<p>Aile bütünlüğünün korunması, aile içi şiddetin önlenmesi ve yardıma muhtaç ailelere düzenli destek sağlanması amacıyla &#8220;her aileye bir sosyal danışman&#8221; sloganıyla hayata geçirilen programın ayrıntıları belli oldu. 2012-2017 yılları arasında 30 bin aile danışmanını göreve başlatmayı hedefleyen Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, bu alımlarda önceliği atanamayan öğretmenlere, iletişim fakültesi mezunlarına ve sosyoloji, psikoloji gibi alanları bitirenlere verecek. Danışmanlar, ortalama 2 bin lira maaş alacak.</p>
<p><strong>İKİ İLDE PİLOT UYGULAMA</strong></p>
<p>Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğü&#8217;nce alt yapısı tamamlanan Aile Sosyal Destek Programı (ASDEP) ile aile hekimliği uygulamasına benzer bir yapıda vatandaşlara &#8220;hane&#8221; odaklı sosyal danışmanlık sağlanacak. Bu kapsamda ilk pilot uygulama Kırıkkale ve Karabük&#8217;te hayata geçirildi. Hacettepe Üniversitesi&#8217;nde eğitim alan yaklaşık 400 danışman, durumu &#8220;riskli&#8221; olarak belirlenen ailelerle görüşmeye başladı.</p>
<p><strong>30 BİN DANIŞMAN</strong></p>
<p>ASDEP ile birlikte başta atanamayan öğretmenler olmak üzere çok sayıda kişiye de istihdam kapısı aralanacak. Aile Bakanlığı, ihtiyaçlar doğrultusunda 2017 yılı sonuna kadar 30 bin aile danışmanını göreve başlatmayı hedefliyor. Bakanlık, aile danışmanlarını öğretmenler, iletişim fakültesi mezunları ile sosyoloji, psikoloji, iktisat gibi alanları bitirenler arasından seçecek. KPSS puanlarına göre alınacak danışmanlar öncelikle teorik ve pratik eğitime tabi tutulacak. Aile Danışmanları yaklaşık 2 bin lira maaşla göreve başlatılacak.</p>
<p><strong>600 aileye bir danışman</strong></p>
<p>Her bir aile sosyal danışmanı ilk etapta 600 aileden sorumlu olacak. Aileler için tek tek formlar tutacak olan danışmanlar, ailenin maddi ve manevi gidişatını yakından takip edecek. Özellikle yoksulluğu tespit edilen aileyle ilgili bildirimleri de üstlenecek olan danışmanlar, hak temelli, düzenli, süreli, geçici yardımlar olarak çeşitlendirilen sosyal yardımların, aileye istihdam sağlandıkça kademeli azaltılmasını sağlayacak. Aile içinde yaşanan sorunlarda yol gösterici olmakla beraber, aile fertlerinin geçim durumları, içinde yaşadığı şartlar da düzenli olarak izlenecek. İşsiz olanlara İŞKUR ortaklığında istihdam olanaklarının yaratılması sağlanacak.</p>
<p><strong>613 BİN AİLE RİSKLİ GRUPTA</strong></p>
<p>Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğü&#8217;nün saptamalarına göre, sosyal yardım alan 3 milyon ailenin 613 binine &#8220;yoğun hizmet&#8221; götürülmesi gerekiyor. İlk etapta başlayacak olan aile sosyal destek uzmanlarının da birinci önceliğini bu 613 bin aile oluşturacak. Her gün ilgilenilmeyi gerektiren ailelerin sayısı ise 70-100 arasında hesaplandı.</p>
<p>Sabah.com.tr</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aktuelegitim.com/atanamayan-ogretmen-aile-danismani-olacak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Öğrenci &#8220;canım okula gitmek istemiyor&#8221; diyemeyecek</title>
		<link>http://www.aktuelegitim.com/ogrenci-canim-okula-gitmek-istemiyor-diyemeyecek.html</link>
		<comments>http://www.aktuelegitim.com/ogrenci-canim-okula-gitmek-istemiyor-diyemeyecek.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 May 2012 06:42:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Özkan Emiroğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eğitim Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[devamsızlık]]></category>
		<category><![CDATA[devamsızlık kaç gün]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenci devamsızlığı]]></category>
		<category><![CDATA[özürlü devamsızlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aktuelegitim.com/?p=3386</guid>
		<description><![CDATA[Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) 2012-2013 öğretim döneminde öğrencilerin okula devamı konusunda yeni düzenlemeler gidiyor. MEB, raporlu bile olsa toplamda... <a class="meta-more" href="http://www.aktuelegitim.com/ogrenci-canim-okula-gitmek-istemiyor-diyemeyecek.html">more <span class="meta-nav">&#187;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) 2012-2013 öğretim döneminde öğrencilerin okula devamı konusunda yeni düzenlemeler gidiyor. MEB, raporlu bile olsa toplamda 45 günden fazla okula gelmeyen öğrenciyi otomatik sınıf tekrarına bırakacak. Mazeretsiz devamsızlığı mevzuattan tamamen çıkaran bakanlık, öğrencinin &#8220;Bugün canım okul gitmek istemiyor, devamsızlık hakkımdan kullanayım&#8221; şeklinde bir gün bile devamsızlık yapmasına müsaade etmeyecek. Öğrencinin devamsızlık yapabilmesi için velinin yazılı izni istenecek.</p>
<p><strong>VELİDEN YAZILI İZİN</strong></p>
<p>Ortaöğretim Yönetmelik Taslağında devamsızlık hakkını 20 günden 45 güne çıkaran Milli Eğitim Bakanlığı, öğrencinin okula gelmediği gün velisinden yazılı izin isteyecek. Yani çocuğunu okula göndermeyen veli, gerekçesini okul yönetimine aynı gün içinde bildirecek. Veli çocuğunu gerekçesiz okula göndermezse günlük 15 TL ceza ödeyecek. Daha önce var olan ancak uygulanmayan para cezası yeni dönemle birlikte uygulanmaya başlayacak.</p>
<p><strong>AYAĞI KIRILSA DA&#8230;</strong></p>
<p>Sağlık raporuyla izinlere de sınırlama geliyor. Öğrenci, bir dönemde eğitim-öğretim döneminin üçte birlik kısmından yani 45 günden fazla devamsızlık yaparsa her halükarda sınıf tekrarı yapacak. Raporlu bile olsa durum değişmeyecek. Örneğin ayağı kırılan bir öğrenci dönemin üçte birinden fazla okula devam edemezse sınıf tekrarı yapacak. MEB yetkilileri, bu kararın öğrencinin faydası düşünülerek alındığını belirtiyorlar. Uzun süreli rapor almak zorunda kalan öğrencinin zaten eğitimden koptuğunun altını çiziyor. <strong>Safure CANTÜRK</strong></p>
<p>sabah</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aktuelegitim.com/ogrenci-canim-okula-gitmek-istemiyor-diyemeyecek.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kıyaslama yapmanın zararları nedir?</title>
		<link>http://www.aktuelegitim.com/kiyaslama-yapmanin-zararlari-nedir.html</link>
		<comments>http://www.aktuelegitim.com/kiyaslama-yapmanin-zararlari-nedir.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 May 2012 07:32:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Özkan Emiroğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Eğitimi ve Rehberlik]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[kıyaslama]]></category>
		<category><![CDATA[okul başarısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aktuelegitim.com/?p=3383</guid>
		<description><![CDATA[Okulların son haftaları ve son sınavlar yapılıyor. Üniversite sınavının da son basamakları artık&#8230; Evlerde çocuklara... <a class="meta-more" href="http://www.aktuelegitim.com/kiyaslama-yapmanin-zararlari-nedir.html">more <span class="meta-nav">&#187;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Okulların son haftaları ve son sınavlar yapılıyor. Üniversite sınavının da son basamakları artık&#8230; Evlerde çocuklara &#8216;dersini çalış&#8217; baskısı hissedilirken, anne-babalar zaman zaman çocukları kardeşleriyle, arkadaşlarıyla, yakınlarıyla kıyaslayarak onları teşvik edeceklerini düşünüyor. Halbuki bu, aşırı heyecana, kaygı bozukluğuna yol açıyor.<br />
Başka çocuklarla bilhassa yaşıtlarıyla kıyaslanmak, çocuk ve gençlerde kaygıyı artırmakta ve ders başarısını olumsuz şekilde etkilemektedir. Özellikle kardeşler, kuzenler, dost ve arkadaş çocukları ile yapılan kıyaslamalar, çocuk ve ergenlerde zaman zaman değersizlik duygusuna yol açmakta hem ders yılı boyunca okuldaki sınavlarda hem de liselere giriş (SBS), üniversiteye giriş ve yerleştirme (YGS ve LYS) sınavları gibi genel sınavlarda performansı olumsuz şekilde etkilemektedir.</p>
<p>Çocuk eğitiminde nasihat ve güzel örnek vermek önemlidir. Ancak bu, kıyaslama şekline döndüğünde mutsuzluğa yol açmaktadır. Sadece çocuklar ve gençler değil, yetişkinler de başkalarıyla kıyaslandıklarında kendilerini kötü hissederler. Kişiler, kıyaslanmadan kendi kişilik özelliklerine göre takdir edilmelidir.</p>
<p>Her insanın yaratılışı, yetişme şartları farklıdır. Bunun için performansları değerlendirilirken, önlerine hedefler konulurken bu farklılıklar göz önüne alınmalıdır.</p>
<p>Kıyaslama durumunda kişi anlaşılmadığı duygusuna kapılır ve kendisini yalnız hisseder; anlaşılmama duygusu o andaki ruh haline bağlı olarak kızgınlığa, öfkeye ve küskünlüğe de yol açmaktadır.</p>
<p>Fiziki özellikler, anne-babaya yardım, hızlı ve girişken olmak gibi pek çok özellik kıyaslanma sebebi olabilirken başarı, en sık yapılan kıyaslanma nedenlerindendir. Bu, bazı ailelerde adeta alışkanlık haline gelmiştir. Kıyaslama, sadece anne-baba tarafından değil başka aile ve akraba üyeleri, öğretmenler tarafından da yapılmaktadır.</p>
<p>Kıyaslamaların büyük bir kısmı kardeşlerle yapılmaktadır. Akran kuzenler, dost ve arkadaş çocukları da sıklıkla birbiriyle kıyaslanır. Bu, çocukların rekabet duygusunu artırmak için yapılsa da yarışma motivasyonu artırırken kıyaslama motivasyonu düşürmektedir. Kullanılan olumsuz ifadeler, bir tarafı daha üstün tutma, rahatsızlığı artırır, kişinin güven duygusuna zarar verir.</p>
<p>Çocuk ve gençlerin yetişme çağlarında bir yönleri kuvvetliyken diğer yönleri nispeten daha zayıf olabilir. Kişilerin yeteneklerinin, ilgilerinin farklı olması doğaldır. Fakat gelişme çağında bu farklılıkların değişken, yanıltıcı olabileceği unutulmamalı, kuvvetli yan farklı bir kabiliyet olarak korunup geliştirilirken eksik yan da ihmal edilmemeli, geliştirmek için gereken yapılmalıdır.</p>
<p>Kıyaslanma sonucunda rekabet duygusunun aşırı hale gelmesi, kişinin gücünün üstünde gayret göstermesine sebep olabilir. Bazen de öğrenci için başkaları değil sadece kıyaslandığı kişi ile aynı hedefe ulaşmak bir amaç haline gelmektedir. Kişinin kıyaslandığı kişiyle çevre şartları, okuduğu ortam, öğrenim alanı, sağlığı, zekâ seviyesi vb. farklı olduğundan çalışmak dışında faktörler de sonucu etkileyeceğinden kişi ya ümitsizliğe kapılıp çabalamaktan vazgeçmekte ya da gücünün üstünde kendisine yüklenmektedir. Biri sınav hazırlığı sırasında çalışma isteksizliğine, diğeri ise sınavlarda aşırı heyecanlanmaya ve kaygı bozukluğuna yol açmaktadır. Anne-babalar, çocuklarının duygusal dünyasında böyle bir sıkıntı olup olmadığını ancak onlarla sohbet ederek ve onları sağlıklı bir şekilde dinleyerek öğrenebilirler. Öğrenci sıkıntısını ifade ettiğinde rahatlatılması ve sadece kendi kendisi ile yarışması daha kolay olmaktadır.</p>
<p><strong>Kıyaslama yerine güzel örnekLER sunULmalı</strong></p>
<p>Kıyaslama yerine empati göstermek, çocuk ve gencin olumsuz bir durum karşısında çektiği zorluğu, duygularını anladığını ifade etmek çok önemlidir. Suçlama yapmadan benzer duyguları yaşayan ve çözebilen birisi örnek verilebilir. Anne-baba ve diğer büyüklerin uygun üslupla kendi çocuk ve gençlik dönemlerinden veya aile büyüklerinin hayatından örnekler anlatması etkili bir metottur. Fakat bunu, kıyaslamadan, &#8216;sen şu şekilde davranmıyorsun&#8217; gibi ifadeler kullanmadan yapmak gerekir.</p>
<p>zaman.com.tr</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aktuelegitim.com/kiyaslama-yapmanin-zararlari-nedir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Üniversite yıllarında kişisel gelişiminizi engelleyebilecek prangalar</title>
		<link>http://www.aktuelegitim.com/universite-yillarinda-kisisel-gelisiminizi-engelleyebilecek-prangalar.html</link>
		<comments>http://www.aktuelegitim.com/universite-yillarinda-kisisel-gelisiminizi-engelleyebilecek-prangalar.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 May 2012 19:09:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akın Yıldırım</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel Gelişim ve Rehberlik]]></category>
		<category><![CDATA[Motivasyon ve Başarı]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite yılları]]></category>
		<category><![CDATA[üniversiteyi nasıl verimli geçirebilirim]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış bölüm seçimi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aktuelegitim.com/?p=3381</guid>
		<description><![CDATA[Üniversite yılları kişisel gelişiminiz için çok önemli bir zaman dilimidir. Bu dönemi verimli geçirmeniz kariyer... <a class="meta-more" href="http://www.aktuelegitim.com/universite-yillarinda-kisisel-gelisiminizi-engelleyebilecek-prangalar.html">more <span class="meta-nav">&#187;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Üniversite yılları kişisel gelişiminiz için çok önemli bir zaman dilimidir. Bu dönemi verimli geçirmeniz kariyer gelişiminize büyük bir katkı sağlarken, boş geçirmeniz de altın kıymetindeki yıllarınızın heba olup gitmesine sebep olacaktır.</p>
<p>Peki bu yılları hakkıyla değerlendire- meyişimizin başlıca sebepleri nelerdir?</p>
<p>1-     <strong><em>Yanlış bölüm seçmenin sebep olduğu motivasyon eksikliği:</em></strong> Eğer okuduğunuz bölümü yeterince sevmiyorsanız, o sahada ilerlemeniz gerçekten çok zordur. Aslında bu sorunun temeli lise yıllarına dayanır. Lisede yapılan yanlış alan seçimi yanlış bir bölüm seçimini, yanlış bölüm seçimi de doğal olarak &#8220;tatsız- tuzsuz&#8221; bir üniversite hayatına sebep olur. Eğer okuduğunuz bölümün size hitap etmediğinden eminseniz ve üniversitenizin koridorlarında kendinizi boğuluyormuş gibi hissediyorsanız bölümünüzü değiştirmek için gereken cesareti göstermelisiniz. Bu anlamda 1 ya da 2 yıl kaybetmenin size vereceği acı, hayatınız boyunca sevmediğiniz bir işi yapmaktan ötürü duyacağınız acı kadar fazla olmayabilir.</p>
<p>2-     <strong><em>Plansız ve dağınık okumak: </em></strong>Özellikle ilgi alanı çok geniş olan öğrencilerde bu problem gözlenir. Hemen her daldan rastgele okuyan ve <em>&#8220;her şeyden az da olsa bir şey bilen&#8221;</em> bu öğrenciler kendi alanlarında bir türlü derinleşemezler. Hâlbuki kitap okumayı bir sofraya benzetirsek ana menüde sizin bölümünüzle ilgili temel kaynaklar olmalıdır. Elbette ki sofranızın zenginliğine bağlı olarak ilgi duyduğunuz diğer sahalara ilişkin kitaplar da okuyabilirsiniz. Fakat bu durum bölümünüzle ilgili kaynakların önüne geçmemelidir. Sizce kendi sahasında oldukça sığ bir bilgiye sahip olan biyologun, engin bir tarih bilgisine sahip olması ona bir şey kazandırır mı?</p>
<p>3-     <strong><em>Olumsuz arkadaşların etkisi</em></strong>: Üniversite hayatını sanki eğlenceden ibaretmiş gibi gören hedefsiz ve sorumsuz arkadaş grubunuzun olması kişisel gelişiminiz için büyük bir engeldir.  Bunun yanı sıra ideolojik düşüncelerini bir saplantı haline getiren marjinal grupların da bu anlamda oldukça yıkıcı etkisi olmaktadır. Unutmamalısınız ki üniversite yıllarınız ilim ve irfana açıldığınız ve geleceğinizi şekillendirdiğiniz önemli bir menfezdir. Bu dönem asla sloganlar atarak veya protesto eylemleri düzenleyerek geçirilecek kadar basit ve hastalıklı bir dönem değildir.</p>
<p>4-     <strong><em>Büyük düşünmemek:</em></strong> Bu bir ufuk meselesidir. Gelecekte sizi heyecanlandıracak bir hayalinizin olmaması, üniversite hayatını sadece <em>&#8220;lisenin devamı olan doğal bir süreç&#8221;</em> olarak algılamanız ve mesleğinizde ilerlemeyi düşünmemeniz yerinizde saymanıza sebep olacaktır. Bundan kurtulmak için vizyon sahibi insanlarla fikir alışverişinde bulunmanız sizin için çok yararlı olacaktır.</p>
<p>5-     <strong><em>Mükemmeliyetçilik düşüncesi</em></strong>: &#8220;Bölümümde ilerleyeceksem her şeyimle kendimi bu işe vermeliyim. Bunu yapamayacağıma göre kendimi zorlamama gerek yok&#8221; düşüncesi de üniversite öğrencilerini bağlayan ilginç bir düşünce prangasıdır. Hâlbuki &#8220;bir şey bütünüyle elde edilmezse bütünüyle terk edilmemelidir&#8221;. Kendi sahamızın &#8220;üstadı&#8221; olamayabiliriz, ama en azından branşımızın hakkını vermemiz gerekmez mi?</p>
<p><strong><em>6-     </em></strong><strong><em>Tembellik: </em></strong>İçinde bulunduğunuz şartlar ne kadar iyi olursa olsun eğer tembel bir yapınız varsa büyük bir sorununuz var demektir. Tembellik yaparak üniversite günlerini boşa geçiren bazı öğrenciler  &#8220;Bu yılı iyi değerlendiremedim, ama gelecek yıl çok çalışacağım&#8221; der. Fakat çoğu kez bu ertelemelerin sonu gelmez. Ve bir de bakmışsınız ki üniversiteden mezun oluyorsunuz. Ama sorumluluğunuzu yerine getirmemenin verdiği vicdan azabıyla&#8230;<strong><em></em></strong></p>
<p><strong><em>7-     </em></strong><strong><em>Fırsatları iyi değerlendirememek: </em></strong>Üniversite hayatınız boyunca kişisel gelişiminiz için birçok fırsat ayağınıza kadar gelir. Bu fırsatları kaçırmanız da sizin için büyük bir kayıp olacaktır. Sözgelimi alanınızla ilgili yapılan toplantı, seminer ve kursları kaçırmamalı ve günümüzün realiteleri olan yabancı dil ve bilgisayar parametrelerini de asla ihmal etmemelisiniz. Ayrıca üniversitenizdeki yan dal ve çift anadal programlarına fırsat gözüyle bakmalısınız. Bunun yanı sıra bölümünüzdeki nitelikli hocalardan yeterince istifade etmemeniz ve onların dersinden sadece &#8220;50 almayı&#8221; yeterli görmeniz de oldukça yanlış bir tutumdur.   <strong><em></em></strong></p>
<p><strong><em>Akın YILDIRIM</em></strong><br />
<strong><em>Özel Antalya Toros Akdeniz Lisesi Rehber Öğretmeni</em></strong><br />
<strong>&#8220;Pusula Üniversiteyi Kazanmanın Püf Noktaları&#8221; adlı kitabın yazarı</strong><strong><em></em></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aktuelegitim.com/universite-yillarinda-kisisel-gelisiminizi-engelleyebilecek-prangalar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hepsi ödenmiştir! (Anneler Günü için)</title>
		<link>http://www.aktuelegitim.com/hepsi-odenmistir-anneler-gunu-icin.html</link>
		<comments>http://www.aktuelegitim.com/hepsi-odenmistir-anneler-gunu-icin.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 10 May 2012 14:54:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Çelebi ÇAĞLAYAN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan İlişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlar]]></category>
		<category><![CDATA[anneler günü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aktuelegitim.com/?p=3379</guid>
		<description><![CDATA[Evin küçük oğlu elindeki kâğıdı annesine uzattı. Annesi bulaşık yıkıyordu, ellerini önlüğü ile kuruladıktan sonra... <a class="meta-more" href="http://www.aktuelegitim.com/hepsi-odenmistir-anneler-gunu-icin.html">more <span class="meta-nav">&#187;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Evin küçük oğlu elindeki kâğıdı annesine uzattı. Annesi bulaşık yıkıyordu, ellerini önlüğü ile kuruladıktan sonra kâğıdı okumaya başladı:</p>
<p>Bu hafta odamı temizlediğim için: 1 TL<br />
Alışverişe gittiğim için: 1 TL<br />
Küçük kardeşime baktığım için: 1 TL<br />
Çöpü döktüğüm için: 1 TL<br />
İyi bir karne getirdiğim için: 5 TL<br />
Bahçeyi temizlediğim için: 2 TL<br />
Toplam borç: 11 TL</p>
<p>Annesi umutla gözlerinin içine bakan oğluna gülümsedi.<br />
Eline bir kalem aldı, kâğıdın arka yüzünü çevirdi ve şunları yazdı:<br />
Seni dokuz ay karnımda taşıdım: Bedava,<br />
Hasta olduğunda başını bekledim, elimden geleni yaptım: Bedava,<br />
Yıllar boyu değişik nedenlerle senin için gözyaşı döktüm: Bedava,<br />
Senin için geceler boyu kaygı duyup, uykusuz kaldım: Bedava,<br />
Oyuncaklarını topladım, yemeğini hazırladım: Bedava,<br />
Giysilerini yıkadım, ütüledim: Bedava.</p>
<p>Ve oğlum bunların hepsini topladığın zaman gerçek sevginin bedelinin olmadığını görürsün Çünkü gerçek sevgi bedavadır. Küçük afacanın, annesinin yazdıklarını okuyunca gözleri doldu. Annesine baktı ve &#8220;Anneciğim, seni seviyorum.&#8221; dedi.</p>
<p>Sonra annesinin elinden kalemi aldı ve kâğıda büyük harflerle şunları yazdı: <strong>&#8220;HEPSİ ÖDENMİŞTİR&#8221;</strong>.</p>
<p style="text-align: center;">*</p>
<p>&#8220;Kim bilir bizler neler borçluyuz annelerimize. Acaba bizler bu borçlarımızı ödeyebildik mi&#8221; Her ne kadar ödeyememiş bile olsak annelerimiz çoktan yırtmıştır borç senetlerini. Kredi Kartı borcunu ödemediğiniz zaman ne olur? Pek de iyi şeyler olacağını sanmıyorum. O halde bu konuya gösterdiğimiz hassasiyeti lütfen diğer alacaklılara da gösterelim. Hem de bunları ödemeniz için bankalarda saatlerce sıra beklemenize bile gerek yok. Bir telefon etmek bile onları mutlu etmeye yeter.&#8221;<br />
Bir arkadaşım anlatmıştı , &#8220;Bir gün, gecenin bir yarısı saat 01:30 civarları telefonu çalmış. Telefondaki ses, annesinin sesiymiş. -&#8221;Ne var anne, ne istiyorsun bu saatte, neden beni rahatsız ediyorsun&#8221; Sabah arasan olmaz mıydı&#8221; gibilerinden, annesini üzen sözler sarf etmiş. Annesi biraz buruk, biraz ağlamaklı bir ses tonuyla; <strong>&#8220;Bundan 30 yıl önce de bir gece yarısı 01.30&#8242;da sen beni rahatsız etmiştin. DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN OĞLUM demiş&#8230;&#8221;</strong><br />
Çelebi ÇAĞLAYAN &#8220;Hayatınıza Yön Verecek 101 SÖZ 101 ÖYKÜ kitabının yazarı&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aktuelegitim.com/hepsi-odenmistir-anneler-gunu-icin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eşimi değiştirebilir miyim?</title>
		<link>http://www.aktuelegitim.com/esimi-degistirebilir-miyim.html</link>
		<comments>http://www.aktuelegitim.com/esimi-degistirebilir-miyim.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 10 May 2012 14:38:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Arif ÖZUTKU</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile ve Rehberlik]]></category>
		<category><![CDATA[eşimi nasıl değiştirebilirim]]></category>
		<category><![CDATA[evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[evlilik sorunları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aktuelegitim.com/?p=3377</guid>
		<description><![CDATA[Eşimi nasıl değiştirebilirim? Sorusu evliliğin ilk yıllarından itibaren çokça dile getirilen, problemlerle karşılaşıldıkça sorulma sıklığı... <a class="meta-more" href="http://www.aktuelegitim.com/esimi-degistirebilir-miyim.html">more <span class="meta-nav">&#187;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Eşimi nasıl değiştirebilirim? Sorusu evliliğin ilk yıllarından itibaren çokça dile getirilen, problemlerle karşılaşıldıkça sorulma sıklığı artan bir sorudur. Bu zor sualin cevabını vermek zannedildiği kadar kolay değildir. İlla ki bir şey söylenecekse teorikte evet değiştirebilirsiniz, ama pratikte bu değişimin gerçekleşmesi biraz zordur denilir.</p>
<p>İnsan yaratılmış mahlukatın içerisinde değişime en çok hevesli varlıktır. Çünkü insanın mahiyetinde yeniliği arama vardır. Önceden yaptığı her şeyi daha iyiye, daha mükemmele götürme azmi onu diğer varlıklardan ayıran bir unsurdur. Örneğin köpek, tilki, maymun gibi akıllı hayvanlar binlerce hatta milyonlarca yıldır yaşadıkları barınaklarını hiç değiştirmeden muhafaza etmiştir, insan ise yaşadığı evi mimarisinden tutun da, iç dizaynına oradan kullandığı eşyalara kadar sürekli geliştirmiş, güzelleştirmiş daha ilginç ve kullanılır hale getirmiştir. Birkaç gün üst üste giydiği elbiseyle işyerine gitmek istememiş, evin içerisinde var olan eşyaları bile arada sırada yerlerini değiştirerek kullanmayı tercih etmiştir. Ama söz konusu olan insan karakterinin değişimi ise, kişi kendisi bu değişime eğer rıza göstermezse Einstein&#8217;ın ifadesiyle bu atomu parçalamaktan daha zor bir süreç olacaktır.</p>
<p>Değişime hayvanlar kapalıdır demiştik fakat gerektiğinde onlar bile bu farklılaşmayı yaşayabilmektedirler. Çoban köpeği sırf çobana olan sevgisiyle bir nevi akrabası olan kurda düşmanlık eder ve kendisine ters bir hayvan olan koyunu canı pahasına korur. Yunuslar havuzun dışına fırlayarak eğitimcisinin gözüne girmeye çalışır. Maymunlar bisikletlere biner, ayılar iki ayağı üzerinde dans eder. Yılanlar müzik eşliğinde raks eder. Fıtratlarına aykırı bu davranışları onlara yaptıran tek şey korkudur; o yüzden yapıyor da diyemezsiniz. </p>
<p>Sevgi değişimde korkudan daha önemli rol oynar. Özellikle çoban köpeği ile çobanın veya yunus ile bakıcısının arasındaki iletişim de sevginin rolü büyüktür. Zira bu varlıklar, çobandan ve bakıcılarından daha güçlü olduklarının, isterlerse ona zarar verebileceklerinin bilincinde olan zeki hayvanlardır. Ama sırf sevginin gücüyle kendi yaratılışlarına aykırı olan farklı davranışı icra  ederler.</p>
<p>Nikahtan evvel eş adayı için &#8220;Hele bir evlenelim, onu kendime benzetirim.&#8221; &#8220;Benim sözümden çıkamaz, çıkarsa gününü görür.&#8221; diyenler vardır. Nikah masasında çiçeği burnunda eşimizin ayağına  yarı şaka yarı ciddi basmaya  çalışırken belki de bu kanaatle hamle yaparız ,ama evlendikten sonra  eşinizin değişmesi için uyguladığınız ikna, yalvarma, tehdit veya pazarlık etme yöntemleri geçici olarak işe yarasa da zamanla bizi dönüp dolaşıp hep aynı noktaya getirir. Bütün değişimlerde olduğu gibi evlilik hayatımızdaki karakter değişimlerinde olmazsa olmaz şart, kişinin bu değişime ihtiyacı olduğunu kabul etmesidir. Değişimi istemesi için de o farklılaşmanın kendisine ne kazandıracağını bilmesi gerekir.</p>
<p>İnsanlar yıllardır içinde bulunduğu çevrenin, kültürün ve aile yapısının kendisinde oluşturduğu karakteri birileri istiyor diye -ki bu birileri eşi bile olsa- bir çırpıda terk edememektedir. Zaten evlilikte meselelerin çözümü adına sadece karşı tarafın değişimini şart koşmak bencilliğin farklı bir şubesidir. Bencillik ise evliliğin en büyük düşmanıdır.</p>
<p>Devletler uluslar arası platformlarda diğer devletlerle yakınlaşma adına var olan çözümsüz meselelerini masaya yatırıp onlara çözüm yolları ararken çok zaman ben böyle istiyorum, sen değiş benim gibi düşün, bundan sonra bu mesele böyle olacak demezler. Genelde çözüm adına iki ayrı yol takip ederler, Birincisi sahip oldukları ortak noktaları artırmaya çalışırlar. İki devletin ticari hacminden tutun da tarihi, coğrafi ve kültürel değerlerine kadar ne kadar çok konuda beraber hareket edebiliyorlar ve ortak menfaatlere sahip olup, aynı şeylere saygı duyuyorlarsa o kadar yakınlaşma söz konusu olacak demektir.  Ortak noktaların çokluğu zamanla devletleri birbirleri adına vazgeçilmez hale getirecektir. Birbirlerini tenkit ettikleri eski halleriyle bile kabullenebilirler. İkinci yol ise tarafların istek ve beklentilerinin orta yolunun bulunmasıdır. Kırılmadan esneyebilecekleri düzeye kadar milli menfaatleri adına fedakarlıkta bulunma yaklaşımı devletlere daha kolay gelmektedir. Bu iki yaklaşım bizlere evlilik hayatımızda uygulanabilecek, bize yardımcı olabilecek yöntemlerdir. Evlilik belli noktalarda devlet yönetmek gibi hassasiyet ister. İnsanlar eşini değiştirme azmi içerisinde olmak yerine farklı düşündüğü konularda ortak bir çözüm yolu bulma yoluna gitmelidir&#8230;</p>
<p>Yapılan araştırmalar uzun süreli evliliklerin özelliklerinden birisinin eşlerin ortak noktalarının çokluğu, diğerinin ise uzlaşma kültürünü kabullenebilmiş olduklarını ortaya koymuştur. Her iki özellik arasında bir gereklilik söz konusudur. Ortak değerlerin çokluğu uzlaşmayı mecbur hale getirmektedir.</p>
<p>Arif Özutku<br />
Psikolojik Danışman</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aktuelegitim.com/esimi-degistirebilir-miyim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

