Eleştiri, niye can yakar, neden acıtır?

CANINIZI YAKSA da ELEŞTİRİLERE KULAK VERİN!

Eleştirilmek; niye can yakar, neden acıtır insanı? Kimse eleştirilmekten hoşlanmaz. Eleştiriye tahammül eden çok az. Çünkü onunla, kişinin narsist duyguları yara alır. Bir tokat yer adeta. Kişi kendini ne kadar beğeniyorsa, yediği tokadın acısı o derece kuvvetli olur.

Ancak narsizimlerini çizdiği için abartılı tepkiler verenler yanında, onu hoşnutlukla karşılayanlar da mevcut. Neden? Çünkü aslında eleştiriye açık olmak kişiye çok şey kazandırıyor. “Eleştirilmek isteyenler, başarmak isteyenlerdir” denir. Eleştiri; kişiyi iyiye, güzele ve başarıya taşır. Öncelikle, eleştirilmek önemsendiğini gösterir. Kişi ilgilenmediği, umursamadığı bir şey hakkında değil bir yorum yapmak, başını kaldırıp bakma tenezzülünde dahi bulunmaz.

ELEŞTİRİ GELİŞTİRİR

Eleştirilme, kişinin kendini yenilemesini ve eksiklerinin farkına varmasını sağlar. Eleştirinin yol göstericilik özelliği bulunur. O, insana ışık tutar; kişinin kendini görmesini sağlar. Zaaflarını gösterip, eksik gediğini tamire yönlendirir. Eleştiri, kendimizi daha iyi tanımamıza, başkalarının gözünden kendimizi görmemize yardımcı olur. Kişi onunla, farklı bakış açıları hakkında bilgi sahibi olur; kendi düşünce ve davranışlarının isabetli olup olmadığını tekrar gözden geçirir onunla. O, olgunluk kazandırır. Eleştiriye kapalı olan kısır, sığ, çiğ kalır.

Çok azdır hatalarını fark edip itiraf edebilen. Onlar bile, bu hataların bir başkası tarafından hatırlatılması esnasında yine de kıvrım kıvrım kıvranır. Dıştan tebessüm etmeye çalışsa da içinden ciğerleri dilimlenir. Bunları bilen insan, kolay kolay dürüstçe, karşısındakinin yüzüne eleştirilerini yöneltemez. Bunun yerine eleştirisini, ya içinden ya da daha kötüsü, o şahsın arkasından yapmayı yeğler. Konuyla ilgili meşhur bir atasözümüz mevcut: “Dost, acı söyler.” Çünkü dostlar başkalarının söylemeye cesaret edemediği şeyleri söyler. Onlardan başkası, o acı sözü söylemeye ne cesaret gösterir, ne de külfetine katlanmaya razı olur.

HASIM Ya da RAKİPLERİNİZ NE DİYOR?

Ancak şunu da unutmamak gerekiyor: Bazen de dostların anlatamadığını, hasım ya da rakipler daha iyi anlatır. Dost, kelimeleri yumuşatarak mümkün mertebe kırmadan söylemeye çalışır. Bazen o çabanın arkasındaki mesaj işitilmeyebilir. Ama hasmınki, eğmeden bükmeden direkt olduğundan, imalardan anlamayanların işine daha fazla yarayışlıdır. O nedenle savunma psikolojisine düşmeden, “Yanılıyorsun, ben öyle değilim” demeden önce, iyice bir nefis muhasebesi yapalım. Atalar der ki; “Ateş olmayan yerden duman tütmez”. Eğer birileri bir şey söylüyorsa, onda bir gerçeklik payı olabileceğini göz önüne almak gerekir. Şöyle bir fıkra anlatılır: Eğer size biri eşek derse, gülüp geçin; ikinci kişi derse durup bir düşünün; üçüncü de aynı sözü söylüyorsa, dönüp sırtınıza bakın!

Olur olmaz her şeyi eleştiren, eleştiriyi kendine şiar edinmiş, depresif, karagözlüklü, patolojik tipteki insanların eleştirisini bir yana bırakırsak, esasen hemen her eleştiri bir kazanım sağlar kişiye. Öte yandan sinirlerimiz kuvvetliyse, duyma cesaretini gösterebilirsek, psikolojik sorunlu tiplerin yaptığı eleştiriler içinde dahi, kendimize yararlı şeyler bulmak mümkün. Kendisini eleştirene kin besleyip, cephe alan, düşman kesilen içinse söylenilenler havada uçuşup kaybolur, var olamadan.

ELEŞTİRİLERİ HOŞ GÖRÜP SİNDİREBİLMEK, BİR ERDEMDİR

Eleştirileri hoş görüp sindirebilmek, bir erdemdir. İnsanın olgunluk ve güzel ahlakı eleştiriler kendisine yönlendirildiğinde ortaya çıkar. Eleştiriler karşısında ya ezilir büzülürüz, ya öfkeyle savunmaya ya da saldırıya geçeriz. Ama gösterilecek başka bir tepki daha var: Onlara kulak vermek, düşünmek, kendini sorgulamak, dersler almaya çalışmak. Hangisi daha faydalı? Tepki vermeden, karşı savunmaya geçmeden önce durup bir düşünün: “Acaba söylenilenlerde bir doğruluk payı var mı?”

Diğer yandan, “Eleştiriden kurtulmak istiyorsanız hiçbir şey yapmayın, hiçbir şey söylemeyin, hiçbir şey olmayın”, der bir düşünür. Ne yaparsak yapalım, nasıl olursak olalım muhakkak birileri eleştirecek. Hiç kimse diğerlerinin tıpkısı olmadığından, eleştiriden kurtulmaya imkân yok. O kadar ki, şu evrenin içinde toz zerresi mesabesindeki dünyada tek başına yaşıyor olsaydık dahi, bu kez de kendi kendimizi eleştirmekten kurtulamazdık.

Sürekli övülen ve haklı görülen bir çevrede kişi eksiklerini göremez. Bu öven etten duvarlar kişiye bir şey kazandırmaz. Aksine hatalarını sabitler ve görülmesi gerekenlere karşı, kişiyi körleştirir. O yüzden tüm acılığına rağmen yine de eleştiriye muhtacız.

Tabi şunu da eleştiren/eleştirilen unutmasın: İnsan ahlakı, yirmi dört saatte düzelmez. Ama hatayı öğrenmek, güzelleşmek niyetinde birisi için atılacak ilk adım sayılır. Hz. Ömer kendisinin hatalarını söyleyecek kişiye şöyle dua ediyor: “Bana ayıplarımı söyleyen kişiyi, Allah rahmetiyle kuşatsın”. O ki, celalinden kimsenin kolay kolay yanında konuşamadığı biriydi. Fakat Resulün tedavi ve terbiyesi onu, eleştirilmekten memnuniyet duyacağı bir karaktere dönüştürüyor. Çünkü onlar biliyorlardı ki, asıl önemli olan Allah’ın beğeneceği, razı olacağı ahlakı elde etmek. Varsın bu uğurda biraz nefsin canı yansın.

Ancak şu da var ki; hakka saldırmak, kınamak, yargılamak, hakaret, sövgü, saygısızlık, aşağılamak eleştiri olarak kabul edilemez. Eleştiri, ağza geleni saymak değildir. Amaç karşındakini dumura uğratmak, ezmek, yok etmek olmayıp, ona katkı sağlamaktır iyi niyet ve samimiyetle; üsluba dikkat ederek, empati kurarak.

Eleştirinin şu güzelliği de var: Hangi kusurumuzu aynalarda görüyorsak ya da hangi eleştiriyi almışsak, o kısmın bir nevi ameliyathaneye alındığını düşünüp sevinebiliriz. O aksaklığımızın giderilmesi için neşter ele alınmıştır zira. Yeter ki, debelenmekten vazgeçelim. Haydi, geniş yüreklilikle, kızmadan, aynalarımıza bakıp aksaklıklarımızı görelim; ya da imaya gerek duymadan direkt bize gelip eleştirme cesaretini gösteren, cesur yüreklere sevgiyle yönelip, onları dinleyelim…

Psikolog- Aile Danışmanı Rabia Suluk

Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?

Yorumunuzu ve sorularınızı bizimle paylaşabilirsiniz