Eleştirel Pedagoji

İnsan eğitimi ve öğretimi günümüz çağında gün geçtikçe önem kazanmaktadır. Bunun için her ülkede ve kültürlerde çeşitli çalışmalar yapılmakta ve eğitim politikaları öne sürülmektedir. Buna göre gelecek nesil eğitilmekte ve yetiştirilmektedir. Öğrencilere verilen eğitimin kaliteli olabilmesi için o ülkede, toplumda uygulanan eğitim politikalarının doğru bir işleyiş halinde olması gerekmektedir. Çünkü iyi yetişmiş bir nesil, iyi bir eğitim politikasının süzgecinden geçmiş demektir.

Eğitim denince akla ilk olarak eğitim kurumları olan okullar gelmektedir. Okul; bireyin kendini gerçekleştirebileceği, kültürleneceği ve belli bir olgunluğa erişeceği ilim ve irfan yuvası olarak bilinmektedir. Ülkemizde son yıllarda okullaşma oranı gün geçtikçe artmaktadır. Acaba okulların çoğalmasıyla eğitim kalitesi de mi çoğalmaktadır? Çok okul demek çok çok iyi yetişmiş bir nesil demek midir.? Hâlbuki durum ülkemizde hiç de rastlanılan bir durum değildir.

İş sadece okullarla bitmemektedir. Okullara uygulanan eğitim politikaları asıl hedefi belirler. Ülkemizde öğrenciler okullara pek de ısınmış değillerdir. Sürekli bir okuldan kurtulma çabaları , okula gelmeme isteği ve nefret gibi duygularla çevrelenmişlerdir. Acaba öğrencilerin böyle davranmalarının arkasında yatan neden nedir? İlk önce bu nedenleri bulup, doğru bir şekilde çözümlenmesi gerekmektedir.

Şüphesiz ülkemizdeki öğrencilerimizin bu halinin başlıca sorumlusu eğitim politikamızdır. Sıkıcı, yoğun ve daima yarışa odaklanmış bir eğitim anlayışı ülkemizde maalesef bulunmaktadır. Bu anlayıştan kim hoşnut olur ki? Böyle bir anlayışın olması öğrencileri adeta canından bezdirmektedir. Bunun ilk etkileri ilköğretimde anlaşılmasa da öğrenciler kademe atladıkça yavaş yavaş sorunlarla karşılaşırlar. Hâlbuki ilim ve irfan yuvası dediğimiz okullardan aksi halde öğrencilerin hiç ayrılmaması, oralara gitmek için içinde bir heves bulundurması gerekmektedir. Ne yazık ki ülkemizde okullaşma oranı ciddi seviyelerde olması rağmen kaliteli bir nesli yetiştirmekte ciddi sorunlar çektiğimiz bir gerçektir. Aslında tüm imkânlar varken böyle durumlarla karşılaşmamız aykırı bir olaydır. Tüm olayların perde arkasında eğitim pedagojisi yatmaktadır.

Aslında bizler böyle yaparak, öğrencilere karşı yoğun bir politika uygulayarak onların ‘İnsan’ olduklarını, insanlıklarını unutuyoruz. Bu kavramlara değer vermiyoruz. En önemli hatası belki de burada yapıyoruz. Hâlbuki çocuklarımızın eğitim anında bile insan olduklarını fark etmelerini sağlamak, insani değerlerine sahip çıkmak en büyük görevlerimizdendir. Yanlış uygulamalar, sistemler ve politikalar yüzünden öğrencilerimizin doğasını bozuyoruz. O saf ve temiz insanlık doğalarını. Bunların yerine hırs, öfke, bitkinlik, bıkkınlık gibi olumsuz kavramlar yerleştiriyoruz. Onları hele de kademelerin son sınıflarında büyük bir yarışa sokuyoruz. İnsan olduklarını unutuyoruz çoğu zaman. Sanki at yarışındalarmış gibi bir muamele yapıyoruz. İşte bu olay büyük bir yanlışın uygulandığı olaylardan sadece bir tanesidir.

Psikolojik durum da öğrencilerimiz ve eğitim için son derece önemlidir. Sağlam bir psikolojisi bulunan bir toplum kurmak istiyorsak ona göre eğitimimiz şekillenmelidir. Yine olduğu gibi ülkemizde bu durum hiç de iç açıcı değildir. Öğrencilerimizin psikolojisi hiç de sağlam gözükmemektedir. Bunu öğrenci intiharlarından veya madde bağımlılıklarında rahatça anlayabiliriz. Eğitim ideolojilerimizin en büyük sorunlarından bir tanesi de sınav sistemlerimizdir. Daha öncede belirttiğimiz gibi yarış atları yetiştiriyoruz sanki(!). Kademe geçişlerinde örneğin liseden üniversiteye geçişlerde öğrencilerin karşısına bir sürü sınav çıkmakta ve öğrencilerin bunlarla cebelleşmesi gerekmektedir. Yok, YGS idi LYS idi daha birçok sınavdan bahsedebiliriz.

Bu süreçte sadece öğrenciler sıkıntıya girmemektedirler. Ailelerde zor durumda kalmaktadır. Sınavlara hazırlanmak için dershaneye gitmeyen öğrenci yoktur herhalde. Hani okullarımız tam eğitimi veremiyor ya. Bir de dershane modası baş belası olmuştur. Büyük paralar istemekte ve her öğrenci de mecburi kalmakla beraber dershanelerde sürünmektedirler. Ailelerin çoğu dershane fiyatlarını ödemek için canla başla mücadele etmektedir. Dershaneler eğitim verme rotasından çıkmış adeta maddi ilişkiler üzerinden çıkarlar sağlama yoluna varmıştır. Burada şu soru akla gelmektedir; Dershanelere ne diye gerek olmuştur, okullaşmanın yeterli düzeyde olduğu, belirli bir eğitim politikasının uygulandığına inanılan ülkemizde bu durum neden ortaya çıkmıştır? İşte bunların arkasında da pedagojik sorunlarımız yer almaktadır. Gerekli bir düzen sağlanmadıkça da bu sorunlar yüzünden böyle durumlarla karşılaşmamız kaçınılmaz olacaktır.

Bir de Avrupa toplumlarına bakalım. Avrupa toplumları dünya tarafından belirli bir düzeye gelmiş, ekonomisi iyi durumda ve gelişmiş toplumlar olarak bilinmektedir. Bu toplumların bu hale gelmesindeki en önemli unsurların başında eğitim ve eğitim politikaları gelmektedir. Bizdeki eğitim politikasının tam tersi örneklerini Avrupa ülkelerinde rahatlıkla görebiliriz.

Avrupa’da verilen eğitim ülkemizdeki gibi çok yoğun ve sıkıcı gibi durmamaktadır. Onlarda zaten rahat bir eğitim anlayışından bahsedilebilir. Bu durumu meslek seçimlerinde rahatlıkla görebiliriz.

Avrupa toplumlarında öğrenciler üniversiteye gitme aşamasında geldiklerinde istedikleri, kendilerinin yatkın oldukları, başarabilecekleri meslekleri seçerler. Aslında bu durum küçük yaşlardan itibaren yönlendirmelerle gerçekleşmektedir. Öğrencilerin hangi mesleğe yatkınlıkları varsa, kişisel özellikleri ve yetenekleri hangi mesleğe karşılık geliyorsa oraya yönlendirilir ve gönderilir. Bizdeki gibi baskıcı tutum yoktur. ‘Bırakın öğrencileri ne istiyorlar onu yapsınlar’ anlayışı hâkimdir.

Eğitim düşüncesi yetiştirilmek istenen insan tipine göre değişir. Aslında bizler eğitim alırken devletin izlemiş olduğu ideolojiyi benimsemeye çalışmaktayızdır. Belki de farkında olmadan bu düzeyde kendimizi yetiştirmeye çalışıyoruz.

Illich’in söylediği gibi eğitim olmalı ama okullar olmamalı görüşü hiç de haksız bir görüş değildir. Eğitim sadece okullarda verilir diye bir kaide olmamalıdır. Öğrenme olayı okul dışında her yerde gerçekleştirilebilir. Böylelikle insanlar bir şey öğrenebilmek için 4 duvar arasına tıkışıp kalmazlar. Öğrenme için tek bir kurum üzerinden gitmek doğru bir yaklaşım değildir. Ama ülkemize bakarsak illa da okula gideceksin yoksa cahilsin, cahil kalırsın, bilgisiz olursun. Bu yapılan en büyük hatalardandır.

Ülkemizde okullara diploma veren kurumlar olarak bakılmaktadır. İnsanlar sadece bir kâğıt parçası için yıllarını orada harcarlar. Tabii bu sürede ne öğrenip öğrenemediğini bilmeden. Tek hedefleri diplomayı almaktır. Ülkemizde bu anlayışın değişeceği ve kafalardan silineceği hiç de olasılıklı bir durum gibi gözükmemektedir.

Bunlara bakılarak ülkemizde günümüzde eğitimin halini aslında içler acısı olarak tanımlayabiliriz. Her yerde otoriter yaklaşımlar, kurallar, baskıcı sistemler ve eğitimin tek merkezi (!) olarak düşünülen okullar… Bu anlayışların öğrencilerin isteklerine göre yeniden düzenlenmesi gerekmektedir. İnsan özgürdür. İllaki de bir şeyler öğrenmek için okula gitmesine gerek yoktur. Yaşam; öğrenmek için en büyük kaynaktır. Okul dışında da bir şeyler öğrenebilecek, öğretilebilecek sistemler geliştirilmelidir. Yanlış uygulanan ve öğrencileri zorunluluk denizine yuvarlayan bu sistemlerin yeniden insancıl bir hale getirilmesi iyi yetişmiş ve her yönü ile öğrenmeyi sağlamış bireyler yetiştirilmesi için gereklidir.
Eren Aydoğmuş – Psikolojik Danışman

Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?

2 thoughts on “Eleştirel Pedagoji

Yorumunuzu ve sorularınızı bizimle paylaşabilirsiniz