Çocuklarda utangaçlık ve anne babanın yapabilecekleri

Hepimiz farklı bireysel özelliklerimizle dünyaya geliriz ve bireysel özelliklerimiz; biz büyüdükçe, farklı ortamlara girdikçe, değişik kişiler ve olaylar ile karşılaştıkça gelişir ve değişir. Tıpkı yetişkinler gibi çocuklar da farklı yaşantılar ile karşılaştıkça dünyayı öğrenir ve uygun yaklaşım biçimlerini geliştirirler. Çocuklar büyüdükçe daha sık sayıda sosyal ortama girmeye başlarlar. Bebekken sadece aile, ev ve yakın çevre ile sınırlı olan sosyal çevre; yaş büyüdükçe park, oyun grubu, kreş, yuva gibi ortamların da eklenmesi ile bir artış göstermektedir. Sosyal ortamların artışı ile birlikte çocukların etkileşim içine girdiği kişi sayısında da artış görülmektedir. Bu durum, çocukların sosyalleşmesine, ortama uygun davranış kalıplarını öğrenmesine, çevresini gözlemleyerek ortama uyum sağlamasına fırsat tanıyacaktır.

Yeni ortamlara giren çocukların tepkileri; ortama, ortamda bulunan kişilere, çocuğun doğuştan getirdiği mizaç özelliklerine ve daha önceki yaşantılarına göre şekillenmektedir. Bazı çocuklar yeni ortamlara girdiklerinde hiç yabancılık çekmeden anne ve babalarının yanından ayrılarak hiçbir sıkıntı yaşamadan ortama adapte olabilirken; bazı çocuklar anne-babalarının yanında kalmayı tercih etmekte, ortamı ve kişileri tanıdıkça ebeveynlerinin yanından ayrılabilmektedirler. Bazı çocuklar ise anne-babalarının yanından ayrılmayı tercih etmemekte, hatta annelerinin veya babalarının ellerini daha sıkı sıkı tutarak onlara iyice yaklaşmakta, huzursuzlanmakta, kaygıları iyice artmakta ve o ortamı terk etmek isteyecek bir durumda olabilirler. Çevreden gelen soruları yanıtlamamakta, iyice sessizleşmekte ve sadece önlerine bakarak zaman geçirmekte olabilirler. Bu tarz davranan çocuklar genellikle çevredeki yetişkinler tarafından “utangaç” olarak nitelendirilmektedirler.

Utangaçlık olarak isimlendirilen bu tutum, aslında sadece çocukların değil yeni bir ortama giren yetişkinlerin de yaşayabileceği bir durumdur. Ancak utangaçlığın boyutu kişiden kişiye, çocuktan çocuğa değişebilmektedir. Yaşanan bu utangaçlık durumu, çeşitli sebeplerden dolayı ortaya çıkabilmektedir. Utangaçlık, yabancı kişilerle karşılaşma durumlarda artış gösterebilecek bir durumdur. Bu durum, çocukların büyüme ve gelişme dönemleri açısından bakıldığı zaman yaşanması beklenen ancak içinde bulunulan ortama ve ortamda buluna yetişkinlere alıştıkça azalması ve yavaş yavaş ortadan kaybolması beklenen bir durumdur.  Yeni bir yuvaya başlandığı zaman ilk günlerde çocukların okula adaptasyon sürecinde annelerinin ya da babalarının da kendileriyle birlikte kalmalarını istediklerine sıklıkla şahit oluruz. Bu durum çocukların çekingenliğinden, çok sık farklı sosyal ortamlara girmemiş olmalarından, anne-babalarına fazla bağlı olmalarından, kendilerine olan güven düzeylerinin beklenen düzeyde gelişmemiş olmasından, birey olma yolunda yeterince adım atmamış ve desteklenememiş olmalarından kaynaklanıyor olabilmektedir. Çocuklar bu yeni ortamda vakit geçirdikçe, öğretmenlerini ve arkadaşlarını tanıdıkça, ortama ayak uydurmaya başlar ve çekingenlik durumu azaldıkça çocukların sosyalleşme düzeyinde artış görülerek utangaçlık durumunun yerini dışadönüklüğe bırakması beklenir.Yeni bir ortam, yeni kişiler, yeni bir yaşantı her zaman kaygı düzeyini arttırabilecek durumlardır. Bu tarz durumlarda çocuklar ne ile karşılaşacaklarını, kimden nasıl bir tepki göreceklerini, neye nasıl tepki vereceklerini tam olarak kestiremeyecekleri için nasıl davranmaları gerektiğine dair bir kaygı yaşayabilirler. Bu durumdan kurtulmanın en kolay yolu ya o ortamı terk etmek ya da içe dönerek tepkisiz kalmaktır. Genellikle ortamın terk edilmesinin mümkün olmadığı durumlarda çocuklar utangaç tutumlar sergileyerek ortama alışmaya çalışmakta ve etrafı keşfetmektedirler. Bu alışma ve keşfetme sürecinden sonra kaygıları azalmakta ve rahatlayarak ortama ayak uydurmaya yavaş yavaş başlayabilmektedirler.  Ancak, ortama ayak uydurma durumu çocuktan çocuğa farklılık gösterebilmektedir. Örneğin; bazı çocuklar yuvaya ilk başladıkları gün uyum sağlayabilirken, bazı çocuklar ise ilk bir hafta annelerini yanlarında isterler, sonraki hafta ise tek başlarına devam edebilmektedirler. Bazı çocukların ise ortama uyum sağlamaları daha uzun sürebilmektedir. Eğer çocukların alışma süresi bir veya birkaç aydan fazla sürerse, çocuk hala utangaç tutumla sergiliyor, konuşmuyor, arkadaşları ve öğretmeni ile etkileşimde bulunmuyor, oyun oynamıyor, oyunlara katılmıyor ya da sürekli bireysel oyunlar kurmayı tercih ediyor, anne-baba ya da ona bakan kişiyi yanında istiyor ise burada müdahale edilmesi gereken bir durum olabilir. Çocuklar, her durumda anne-babalarını model aldıkları ve onların davranış kalıplarını örnek alarak uyguladıkları gibi, utangaçlık ve çekingenlik durumlarında da anne-babalarını örnek aldıklarını sıklıkla görebilmekteyiz. Anne-babaları daha içedönük, sosyal ortamlarda bulunmayı çok tercih etmeyen, sınırlı sayıda kişi ile görüşmeyi ve ev ortamında zaman geçirmeyi sosyal ortamlara tercih eden ebeveynlerin çocukları, hem anne-babalarının bu özelliklerini kalıtsal olarak taşıyabilecekleri gibi aynı zamanda onların yaklaşımlarını model alabilmekte ve onlara benzer davranışlar sergileyebilmektedirler. Daha az sosyal ortama giren ebeveynlerin çocukları da tıpkı anne-babaları gibi daha az sosyal ortamda bulunarak sosyalleşme yönünden yeterince zenginleşemeyebilir. Bu nedenle nerede, nasıl davranacaklarına dair uygun davranış kalıplarını öğrenip geliştiremeyerek sınırlı davranışlar ile ortamlara uyum sağlamaya çalışmakta ve yeterince sosyalleşemeyerek içinde bulundukları yaş düzeyinde sergilenmesi beklenen uygun sosyal gelişim düzeyini yakalayamaya bilmektedirler. Özgüveni yeterince gelişmemiş olan, ailesi ve çevresinden sürekli negatif geribildirim alan,  yeni ortamlara girildiği zaman konuşması ve oyuna katılması için zorlanan, yapamadığı şeyleri yapması gerektiği konusunda diretilen çocuklar genellikle dışadönük olma özelliklerini kaybederek içedönük çocuklar haline gelmekte, özgüvenleri olumsuz yönde gelişmekte, iletişim kurma alanında sıklıkla sıkıntılar yaşamakta ve psikolojik büyümeleri olumsuz yönde etkilenmektedir.

Anne-Babalar Neler Yapabilir?

–  Ebeveynlere düşen en önemli görev; çocuklarını tüm yönleriyle tanımaktır. Çocukların içinde bulundukları yaş dönemlerine göre hangi becerilere sahip olmaları gerektiğini bilerek çocukları gözlemlemek, tüm gelişim alanlarına uygun bir gelişim sergileyip sergileyemediğini bilmek ve uygun yaklaşımları sergileyerek çocuğun gelişimine katkı yapmak çok önemlidir.

–  Çocuğunuza model olmak ve uygun davranışlar sergilemek, çocuğunuzun gelişimi açısından çok önemli bir noktadır. Çocuklar birçok konuda olduğu gibi, nasıl davranacakları ve ortamlara nasıl uyum sağlayacaklarına dair de anne-babalarını model alabilmektedirler.

– Çocuğunuzu utangaç durduğu ve ortama girerek uyum sağlamakta zorlandığı durumlarda zorlamayın. Zorlamak, çocuğun daha çok içe dönerek daha çok utanmasına ve huzursuzlanarak, bu yaşantıyı olumsuz bir şekilde hafızasına kaydetmesine neden olacaktır. Bu olumsuz yaşantı, çocuğun bir sonraki yaşantısına transfer olacak ve diğer yaşantıları da olumsuz yönde etkileyebilecektir. Bu tarz durumlarda yapılması gereken; çocuğunuza empatik bir anlayışla yaklaşarak onu anladığınızı ve duygularına saygı duyduğunuzu ona hem söylemek hem de hissettirmektir. Böylece çocuğunuz hem kendini anlaşılmış hissedecek hem de ortama yavaş yavaş ısınarak daha rahat bir şekilde alışacaktır.

–  Çocuğunuzun duygularını ifade etmesine ve yaşamasına fırsat verin. Tıpkı mutluluk ve üzüntü duygularını yaşamak gibi, bazı durumlar karşısında huzursuzlanmak ve kaygılanmak normal karşılanması gereken bir duygu durumudur. Bu nedenle çocuğunuzun duygularını açığa çıkartmasına ve sizinle paylaşmasına izin verin. Ayrıca ebeveyn olarak sizler de duygularınızı ifade ederek çocuğunuza model olun. Duygularını paylaşmak, çocukların hem rahatlamasına hem de ifade etme ve paylaşım becerilerinin gelişmesine faydalı olacaktır.

–  Daha çok sosyal ortama girmek, çocuğun dışadönük özellikler kazanmasına ve daha çok kişi tanıyarak paylaşımlarının artmasına ve bu tarz durumlara alışarak yeni ortamlara girerken kendini daha rahat hissetmesine ve daha kolay uyum sağlamasına fırsat yaratacaktır. Burada ebeveynlere düşen görev; çocukların daha çok sosyal ortama girmesini sağlayacak etkinlikler ve organizasyonlar planlamak ve çocuklara bu tarz ortamlarda destekleyici bir yaklaşım sergileyerek her koşulda onların yanında olduğunuzu hissettirmektir. Daha çok sosyal ortama girmek, çocukların sosyal beceri gelişim düzeylerini de olumlu yönde etkileyecektir.

–  Çocuğunuzu kendine güvenmesi yönünde destekleyin. Kendisi ve yaşantıları hakkında olumsuz duygu ve düşüncelere sahip çocukların özgüven düzeyleri, negatif düzeyde bir gelişim göstereceğinden, çocuğunuzun özgüven gelişimini olumlu yönde desteklemek çok önemlidir. Olumlu yaşantı ve özellikleri desteklemek ve pekiştirmek, çocuğunuzun kendini iyi hissetmesini sağlayacak ve başarma hissi, özgüven gelişimini destekleyecektir. Çocuğunuza yaşına ve beceri gelişim düzeyine uygun bir sorumluluk vermek, çocuğunuzun özgüven gelişimine olumlu yönde etki ederek bir görevi başarma hissi, kendini başarılı hissetmesini sağlayarak onu psikolojik olarak besleyerek büyütecektir.

–  Eğer bu utangaçlık durumu sizi ve çocuğunuzu olumsuz yönde etkilemeye devam ediyor ve içinden çıkılamaz bir sıkıntı haline geliyor, tüm yaşantınızın kalitesini etkiliyor ise bu konuda bir uzmandan destek alabilirsiniz.

Tuğba Gürçağ
Uzman Psikolojik Danışman
Mavi Pedagojik ve Psikolojik Danışmanlık Merkezi
http://www.maviailedanismamerkezi.com

Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?

Yorumunuzu ve sorularınızı bizimle paylaşabilirsiniz