Çocuk Yetiştirmede Aileye Düşen 10 Görev

Anne karnındaki dokuz ay on günlük süresini tamamlayan çocuk dünyaya gözlerini açar. Anne ve babanın ellerine adeta bir hamur verilir. Anne ve baba bu hamura şekil verecektir. Çünkü neredeyse tüm çocuk gelişimcilerin ve pedagogların hem fikir olduğu konu şudur: İlk altı yaş çok önemlidir. Altı yaş içerisinde anne ve baba emek harcar, eğitim verir, sevgi verir, güven ortamı oluşturmaya çalışır. Bazen ihmalkârlık eder bazen de abartır ama nihayetinde çocuğa bir yükleme yapar. Çeşitli vesilelerle konuşmacı olarak davet edildiğim  toplantılarda, ben bu ilk altı yıllık sürede yapılan yüklemeye “fabrika ayarları” diyorum. Altı yaştan sonra aile, okul, çevre her ne kadar başka başka yüklemeler yapsa da aslında yapılan ilk altı yıl üzerine birşeyler eklenmesidir. O nedenle ilk altı yılın önemine tekrardan vurgu yaparak ailelere bu yıllarda mutlaka uzman kişi ve kuruluşlardan yardım almalarını tavsiye ediyorum. Öyle ki alınacak yardım bir kızamık aşısı, bir çocuk felci aşısı kadar önemlidir.

Çocuk yetiştirme konusunda yüzlerce tavsiye okuyabilirsiniz. Ya da birazdan benim de yapacağım gibi  seçkiler yapılmış çocuk yetiştirme konusunda aileye düşen on (yirmi belkide elli)  görevbaşlıklı yazılar da ilginizi çekebilir. Aslında bunların hepsi önemli maddelerdir. Yazıyı okuduktan sonra hepsi aklınızda kalmasa da zaten yapmakta olduğunuz birkaç maddeye ek olarak başka birkaç madde daha aklınızda kalır ve uygularsanız okuyacağınız yazı ve yazılar amacına ulaşmış olur.

Benim bu yazıda sizler için seçmiş olduğum maddelerden ilki ile başlayalım:

1. Çocuğunuzun sosyalleşmesine yardımcı olun:

Evde anne, baba, kardeşler arasında bir süre yaşamını sürdüren küçük birey bir süre sonra aileden olmayan ama yine de güvenebileceği, zamanını, oyuncaklarını paylaşacağı başka küçük bireylerle de tanışmalı. Oyunlar oynamalı ve sosyalleşme konusunda önemli bir adımı anne-baba olarak sizin nezaretinizde atmalı.

2. Çocuğunuzun bağımsızlık duygusunun gelişimine destek olun:

Çocuklar belli bazı etkinlikleri kendi başlarına yapmaya başladıklarında bu sınırları genişletmek isterler. Mesela kendi başına yemek yapma oyunu oynayan çocuklar bir süre sonra annelerine yemek yapmak konusunda yardım etmek, bir şeyler başarmak isteyebilirler. Annenin, çocuğunun bu isteğini geri çevirmek yerine küçük sorumluluklar yükleyerek başarma ve bir işe yarama duygusunu tattırmasında yarar vardır. Ya da annesinin yardımı olmadan kıyafetini değiştirmek, saçını taramak, (belki) tek başına tuvalet ihtiyacını gidermek Yine bu isteğin makul çerçevede karşılanması çocuğun bağımsızlık duygusunun gelişmesinde yararlı olacaktır.

3. Çocuğunuza güzel bir model olun:

Çocuklar birinci dereceden anne yada babayı model alır. İlk izleyecekleri erkek modeli, kadın modeli, eş modeli, anne modeli, baba modeli, komşu modeli, sosyal ortamda davranış modeli vs. kendi anne babasıdır. Aslında anne ve babalara önemli bir misyon düşmektedir. Çeşitli toplantılarda yaptığım konuşmalarda anne ve babaları “Dikkat birileri sizi izliyor!” diye uyardığım konu budur.

4. Çocuğunuza karşı davranışlarınızda kendi içinizde tutarlı olun:

Klasik örnektir. Bu gün kızdığınız davranışa yarın kızmıyorsanız tutarsız davranış sergiliyorsunuz demektir. Ya da tam tersi bugün onayladığınız bir davranışı başka bir gün eleştiriyorsanız yine tutarsız davranmış olursunuz. Bu nedenle anne ya da baba çocuğa yaklaşımında kendi içinde tutarlı olmak zorundadır.

5. Çocuğunuza karşı eşler olarak tutarlı olun:

Bir ebeveynin olumsuz karşıladığı durumu diğer ebeveyn onaylıyorsa çocuğa en büyük zarar anne-baba eliyle veriliyor demektir. Eleştiren, yasaklayan taraf kötü, onaylayan, destekleyen taraf iyi olarak çocuğun zihninde yer alacaktır. Bu durumda da çocuk olumsuz yaklaşan ebeveynine karşı mesafe koyacak ve iletişimi azaltacaktır. Bunu hiçbir ebeveyn istemez herhalde. Bu nedenle eşler çocuklarına karşı davranışlarında birbirleri arasında tutarlı olmak zorundadır. Yıllardır çocuk-ergen psikolojisi ile ilgilenen bir meslek elemanı olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki ebeveyn-çocuk ilişkisini yaralayan en büyük nedenlerden biriside bu konudur.

6. Çocuğunuzu başkalarının yanında (bir başarısı, istendik davranışı vs. gibi gerçek bir nedenden dolayı) övün:

Bizde nedense aileler çocuklarını başkalarının yanında genelde hep eleştirir. Aslında bu durum eleştirilen davranışın pekiştirilmesinden başka bir işe yaramaz. Ailenin elinde müthiş bir güç vardır. O da çocuklarını başkalarının yanında övme davranışıdır. İstendik davranışın pekiştirilmesi için müthiş bir yöntemdir bu. “Teyzesi oğlum/kızım zamanını verimli kullanıyor, ders zamanı ders, oyun zamanı oyunla meşgul oluyor!” dediğinizde çocuktaki zamanı verimli kullanma davranışını pekiştirmiş olursunuz.

7. Çocuğunuzun yeteri kadar uyumasını sağlayın:

Bir eğitimci olarak sabah ilk saatlerde sınıfa girdiğimde yorgun, uykusuz, (belki) aç öğrencilerle karşılaşıyorum. Oysa sabah, öğrenmenin en verimli olduğu zaman dilimidir. Sabah; dinç, uykusunu almış, kahvaltısını yapmış bir şekilde sınıfa gelen öğrencinin öğrenemeyeceği müfredat konusu yoktur. Bu konuda da ailelere büyük görev düşmektedir.

8. Çocuğunuza sorun çözmeyi öğretin:

Çocuk bir sorunla karşılaştığında onu nasıl çözmesi gerektiğini önce evde anne ve babasından sonrada okulda öğretmenlerinden öğrenecektir. Günlük yaşam içerisinde onlarca sorunla karşılaşıyoruz. Bunlardan bazısını çözüyoruz bazısını da çözemiyoruz. En azından çocuk çözebileceği sorunları nasıl çözmesi gerektiğini öğrenmelidir. Öncelikle sorunu tanımlamalı, sorunun kendi çözebileceği bir sorun olup, olmadığını kafasında netleştirmeli, çözüm yolları bulmalı ve en uygununu da çözüm yöntemi olarak kullanmalı. Toplum olarak en büyük eksikliklerimizden biride bu konudur. Ne yazıkki sorun çözmeyi bilmiyoruz. Bu da sorunun daha karmaşık hale gelmesine neden oluyor. O halde anne baba olarak önce biz sorun çözme yöntemlerini öğreneceğiz sonrada çocuklarımıza öğreteceğiz.

9. Çocuğunuza öfkelendiğinde nasıl öfkesini kontrol edeceğini öğretin:

Yukarıdaki maddede bahsettiğim; önce kendimiz öğreneceğiz sonrada çocuklarımıza öğreteceğiz dediğim konulardan bir tanesi de budur.Öfke için günlük yaşamın bir anlamda olmazsa olmazı diyebiliriz. Ama esas olan öfkemizi nasıl yeneceğimizi ve duygularımızı nasıl ifade edeceğimizi bilmemizdir. Yıllar önce bir video izlemiştim. Videoda çocuklara anneleri “senin bütün şekerlerini yedim” diyordu ve çocukların tepkilerini gösteriyordu. Büyük oranda çocuklar tepkilerini ağlayarak, küserek, şiddete başvurarak gösteriyorlardı. Bazı çocuklar ise hayranlık uyandıracak şekilde “sorun değil, mutlu olman daha önemli” ya da “üzülmedim ama kırıldım, bir dahaki sefere benimle paylaşmayı deneyebilirsin” diyordu.  Hem öfke kontrolünü öğrenebilmiş hem de duygularını ifade edebilen çocukları görmeyi oldukça sevindirici bulmuştum. Bunu başarabilmek inanın zor değil.

10. Çocuğunuza “Hayır!” demeyi öğretin:

Her insan istemediği şeyleri yapmak zorunda kaldığında rahatsız olur. “Hayır!” diyemediği için istenmeyen davranışlar edinen, kendisine ve çevresine zarar veren onlarca örnek verebilirim. Madde kullanımından tutunda arkadaş grubu içerisinde kavga ve hırsızlıklara varıncaya kadar olumsuz tutum ve davranış edinen çocuklarımıza yazık oluyor. Oysa “Hayır!” diyebilmeyi daha çocukken öğrenebilmiş olsak bizi rahatsız edecek, geri dönülmez zararlara neden olacak davranışlardan korunmuş oluruz.

Bu maddeleri daha da arttırmak mümkün. Başta da söylediğim gibi amacım en azından burada belirttiğim birkaç maddeyi ebeveynler zaten uyguladıkları maddelere eklerlerse çocuklarımız daha sağlıklı birer birey olma yolunda mesafe kat edeceklerdir.

Görüş, öneri ve sorularınızı pdrservisi@gmail.com adresinden iletebilirsiniz. İmkan dahilinde geri dönmeye çalışayım.

Başka bir yazıda görüşmek dileğiyle…

Ahmet GÜNAY

Psikolojik Danışman

Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?

One thought on “Çocuk Yetiştirmede Aileye Düşen 10 Görev

Yorumunuzu ve sorularınızı bizimle paylaşabilirsiniz