Çocuk yetiştirme tarzı: “Proje çocuklar”

Çocuk yetiştirme tarzı bir anlamda toplumun aynasıdır. Çünkü eğitim¸ en basit tanımıyla “insan yapma” aracıdır. Bebekken elimize aldığımız canlıyı yetiştirip gerçek bir insan yaparken de doğal olarak toplumumuzun ideal insan tanımları bizi yönlendirir.

Bundan yaklaşık elli yıl öncesine kadar bu topraklarda uygulanan -ve hâlâ bazı bölgelerde kısmen devam eden- sisteme baktığımızda¸ büyüklerinin yanında varlık göstermeyen¸ ağzı var dili yok¸ itaatkar bir prototip görürüz. Hatta kolektif bilinçaltımızın aynası olan atasözlerinde durumun vahameti daha çarpıcı şekilde ortaya konur: “A o mu? Çok iyi bir insandır¸ başına vur¸ ekmeğini al!” Nasıl yani??? Bu size de garip gelmiyor mu hakikaten? Bir insanın başına vurup ekmeğini alıyoruz¸ sesini çıkarmıyor ve bu acziyetini onun iyiliğine delil sayıyoruz… Yani artık tasavvur ediniz¸ o kadar iyi bir insan ki zulüm gördüğünde¸ haksızlığa uğradığında bile efendiliğini (!) bozmuyor. (Oysa bu olsa olsa patolojik bir özgüvensizliğe işaret eder).

Uç Noktalardan Normale Dönmek Çok Kolay Olmuyor

Bir sarkacı en uç noktadan bıraktığımızda nasıl diğer uç noktaya salınmadan gelip ortada duramıyorsa aynen öyle… İtaat bekleyen sistemde yetişmiş olan bugünün ebeveynleri¸ adeta bunun acısını çıkarmak istercesine kendilerine yapılanların tam tersini yapıyor. Özgüvenli olsun diye aşırı özgürlük vererek¸ vasat çocuklara bile Mozart olacakmış gibi beklenti yükleyerek çocukların tabiri caizse hepten ayarını bozuyor. Niye mi böyle diyorum? Çünkü işim psikolojik danışmanlık ve ayarı bozulan çocukları uzun yıllar¸ velileri bana getirdi. “Biz nerede yanlış yaptık?” diye sorarak…

Özellikle eğitimli ve üst sosyo-ekonomik seviyeden velilerde yayılan bir moda var: “Proje çocuklar yetiştirmek” Çocuğun eğilimlerine¸ yeteneklerine¸ mizacına nerdeyse hiç bakmadan ona beklentiler yükleniyor. Hem okulda en başarılı olması¸ hem sosyal¸ hem de sanatsal açıdan yeteneklerini mükemmelen geliştirmiş falan olması bekleniyor. Peki¸ ama niçin? Çocuktaki potansiyeli en iyi şekilde işleyelim diye mi? Hayır işte maalesef o kadar masum bir eğilim değil bu. Öyle olsa çocukta neye kabiliyet varsa onu desteklersiniz. Ama el insaf¸ 10 yaşında bir çocuk aynı anda hem okul takviye kursuna¸ hem İngilizce kursuna¸ hem baleye hem karateye gider mi? Hayır enerjisi tükenir¸ kendini baskı altında hisseder falan bu bir yana bir de şunu düşünelim: Aynı çocukta hem balenin zarafetini hem karatenin sertliğini nasıl bağdaştırdınız?

Bu çocuklar kendilerini sürekli başarılı olmak zorunda hissediyorlar. Başarılı olmalılar ki anneleri işyerinde veya altın günlerinde onlarla övünebilsin. “Şekerim Aysun çok başarılı¸ bütün dersleri pekiyi¸ resim dersi alıyor¸ İngilizceye gidiyor¸ bilmem ne kursuna da yollayacağım¸ çok kabiliyetli…”

Anne övgüleri alabilsin¸ “Helal olsun ne kadar özeniyor çocuğunun eğitimine” densin diye, olan Aysun’a oluyor. Eğer dindar bir aileyse o zaman bu programa “Her şeyi yaparım dinimi de öğretirim¸ hiçbir şeyi eksik bırakmam” anlayışına uygun olarak bir de özel din dersi ekleniyor. Çocuk bizatihi o ailenin çocuğu olduğu için değil¸ -bir proje olarak- başarılı olduğu için ve ailesinin yüzünü ağartan bir performans ortaya koyduğu için sevildiğini düşünüyor çoğunlukla. (Buna şartlı sevgi diyoruz¸ başka bir yazı konusu) “Biz senin iyi yetişmen için kendimizi paralıyoruz¸ o halde sen de başarılı olarak bize projemizle övünme şerefini çok görme” kabilinden örtülü bir mesaj alıyor çocuk.

İçimizde Kalan Arzular mı?

Potansiyel geliştirmek çocuğun yeteneklerini yönlendirerek olur demiştik¸ ebeveynin ukdelerini gerçekleştirerek değil. “Ben yapamadım¸ o yapsın¸ ben okuyamadım¸ o okusun¸ o hep en iyi¸ en mükemmel yerlerde olsun” demek¸ aslında çocuk için iyi dilekte bulunmaktan çok kendi içimizde kalan arzuları çocuk üzerinden yaşama isteğidir. O yaptığında biz yapmışız gibi gurur duyacağız çünkü. Her ebeveyn çocuğunun başarısına sevinir¸ kastettiğim başka bir şey… “Onun başarısında benim de payım var¸ onu bu hale ben getirdim¸ ben yetiştirdim¸ bakın ne mükemmel bir anne-babayım¸ eserime/projeme bakın!” anlamında bir sevinç vardır burada.

Sevgili ana babalar¸ çocuklardan beklentilerinizi lütfen bu okuduklarınız ışığında tekrar gözden geçirin. Onları kendi hayatlarına mı hazırlıyorsunuz¸ yoksa yaşayamadıklarınızı ona yükleyip projenizi gerçekleştirmeye mi çalışıyorsunuz?

Rukiye KARAKÖSE

Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?

Yorumunuzu ve sorularınızı bizimle paylaşabilirsiniz