<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>AktuelEğitim &#187; Psikolojik Problemler</title>
	<atom:link href="http://www.aktuelegitim.com/category/psikolojik-problemler/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.aktuelegitim.com</link>
	<description>Türkiye&#039;nin Eğitim Portalı</description>
	<lastBuildDate>Wed, 28 Jul 2010 10:39:17 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Narsist Meslekler Rehberi</title>
		<link>http://www.aktuelegitim.com/narsist-meslekler-rehberi.html</link>
		<comments>http://www.aktuelegitim.com/narsist-meslekler-rehberi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Jun 2010 11:24:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Felsefik ve Yaşama Dair Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[avukat]]></category>
		<category><![CDATA[cerrah]]></category>
		<category><![CDATA[gazeteci]]></category>
		<category><![CDATA[meslekler rehberi]]></category>
		<category><![CDATA[narsist]]></category>
		<category><![CDATA[terapist]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aktuelegitim.com/?p=1405</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Narsist meslek olur mu?&#8221; demeyin, mesleklerin de birer karakteri olduğunu pek âlâ söyleyebiliriz. Yalnız uyaralım: Bu, bilimsel bir yazı değildir (en azından % 100 bilimsel değil). Nasıl Karadenizliler, Avrupalılar, hatta sıcak ve soğuk ülke insanları için bir takım karakteristik özellikler söyleyebiliyorsak ve ana hatlarıyla birer tanım yapabiliyorsak, meslekler için de bunu yapmamız mümkün. Elbette ancak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Narsist meslek olur mu?&#8221; demeyin, mesleklerin de birer karakteri olduğunu pek âlâ söyleyebiliriz. Yalnız uyaralım: Bu, bilimsel bir yazı değildir (en azından % 100 bilimsel değil). Nasıl Karadenizliler, Avrupalılar, hatta sıcak ve soğuk ülke insanları için bir takım karakteristik özellikler söyleyebiliyorsak ve ana hatlarıyla birer tanım yapabiliyorsak, meslekler için de bunu yapmamız mümkün. Elbette ancak &#8220;genel&#8221; yargılara varabiliriz. Söyleyeceklerimiz fikir verir ama tek tek bireyleri bağlamaz. Tespit edebildiğimiz narsist meslekleri çuvaldızı kendimize batırarak sıralayalım efendim:</p>
<p><strong>Terapistlik</strong>: Omnipotans bir meslektir bir kere. Kâdir-i mutlaktır yani. Bir bakıma hayatın anlamını bilen, hayatın sırrını çözmüş olduğu varsayılan ayrıcalıklı bir konumu vardır. Düşünsenize insanlar size gelip kendilerini anlatıyorlar, en mahrem sırlarını paylaşıyorlar. O hassas yolculukta onlara eşlik etmek çok özel bir konum. Bir nevi üstad, şaman, bilge posizyonu&#8230; Bir çeşit &#8220;havaya girme&#8221;, &#8220;terapist kibri&#8221; geliştirme riski her zaman mevcut. Yalom da buna değinir. Güzel bir şekilde özeleştirisini de yapar. İnsan hem içgörüsünü taze tutmalı hem de bir ustadan süpervizyon almalı ki o tuzağa düşmesin&#8230;</p>
<p><strong>Cerrahlık</strong>: Genel olarak doktorluk narsist bir meslektir. Bir klişe olarak ifade edece olursak: &#8220;İnsanlar ikiye ayrılır; doktorlar ve diğerleri&#8221;. Yani insanların sağlığı üzerinde etkili olabilmek çok ciddi bir ayrıcalıktır ve kendini çok önemli hissettirir. Ancak cerrahlar için özellikle &#8220;Tanrı kompleksi&#8221;nden söz edilir ki milimetrik müdhaleler, birine yaşam vermek ya da ölümüne şahit olmak çok hassas bir konum. Pek çok filmde de işlenen bu konu, bir kalp ya da beyin cerrahının &#8220;parmaklarımın ucunda tanrıyı hissedebiliyorum, tanrı ameliyathanede bizimleydi&#8221; gibi ifadeleriyle pekiştirilir.</p>
<p><strong>Avukatlık:</strong> Hukuk fakültesinde nasıl yapıyorlar bilinmez ama oradan mezun olana fazlaca bir özgüven geliyor. Adam kanunu biliyor, daha ne olsun? Evini aratmaz, çünkü izin gerektiğini bilir, kimliğini sorana göstermek zorunda olmadığını bilir. Bunları belki biz de biliriz ama &#8220;ben emniyetten komiser bilmem kim, çıkar kimliğini!&#8221; denilince &#8220;ama haklarım, buna hakkınız yok, şey, ehe, buyurun kimliğimi memur bey&#8221; diye uzatıveririz. Avukat ise sadece kendi haklarını değil genel olarak &#8220;low and order&#8221;a hâkim olduğundan rahattır, hafiften de narsisizme yatkındır.</p>
<p><strong>Gazetecilik</strong>: &#8220;Ben gazeteciyim!&#8221; bu ifadeyi, çok duymuşuzdur. Ama tonlaması şunu düşünüdürür: &#8220;Bir dakika yahu, beni sıradan fanilerle karıştırmayın, ben o okuduklarınızı yazan, çizen kişiyim. Her şeyden, en önce benim haberim olur. Ben işin mutfağındayım, hazırlayıp servis ediyorum kitlelere, ben ne sunarsam millet onu okuyor, boru değil, &#8220;gate keeper&#8221; (eşik bekçisi) demişler bize. Heey gidi, siz uyuyun daha, bizler öyle çok şey biliyoruz ki sizin bilmediğiniz, neler neler dönüyor dünyada ve fakat sadece biz, o özel kulüp, birbirinin dilinden anlayan âkildaneler vâkıfız bunlara&#8230;&#8221;</p>
<p><strong>Tiyatroculuk/Oyunculuk:   </strong>Direkt olarak alkışla beslenmesi bile fikir vermiyor mu? Bir ressam, kimse görmeyecek olsa bile resmini büyük zevkle yapabilir ama oyuncunun mutlaka izleyip alkış tutacak, hayran olacak bir kitleye ihtiyacı vardır. Açıkça da söylerler zaten, &#8220;biz alkışla besleniyoruz, alkışlar olmadan yaşayamayız&#8221; diye. E tabii bir süre sonra da &#8220;muhteşemim ben&#8221; duygusu uyanır insanda, onay almaya endeksli, sürekli &#8220;bravo&#8221; denmesini bekleyen bir meslek&#8230;</p>
<p><strong>Siyasetçilik: </strong>Siyasette öyle bir hiyerarşi var ki astlar sütlerine Tanrı muamelesi yapıyor, üstler de maalesef bir süre sonra bundan etkileniyor. İçinde bulunmadım ancak işim gereği uzun zaman bu tür diyaloglara yakından şahit oldum. Partilerin mahalle başkanlarına bile sürekli &#8220;başkanım aşağı, başkanım yukarı&#8221; diye hitap edilir. Milletvekillerine ise &#8220;sayın vekilim, sayın vekilim&#8221;. İlçe başkanları il başkanlarına, il başkanları genel başkana tarif edilmez bir huşu ile itaat eder. İtaat belki gereklidir de kimse üstünün en ufak bir yanlışını dahi dile getiremez, eleştiremez. O zaman da siyaset, kişinin egosunu gereksiz yere besleyen bir yapıya dönüşüyor maalesef.</p>
<p><strong>Sanatçılık/Tasarımcılık</strong>: Biz fanilerden çok farklıdırlar. Göremediğimiz şekilde görür, düşünemeyeceğimiz şekilde düşünürler. Yaratma konumunda olduklarından tanrısallığa yakın dururlar. Hayatları bizim gibi sıradan, düz, lineer ve rutin değildir. Sanatçı bunalımı, yaratıcı kaos, gelgitler ve çılgınlıklar onların hakkıdır ve ayrıcalığıdır. Çoğunlukla dış görünüşlerinden tanırsınız. Yarısında gerçekten iç dünyasının farklılığı dışa vurmuştur, yarısında da kurgulanmış bir imaj bağırır size: &#8220;Ben var ya ben, farklıyım, sanatçıyım, benzemem kimselere, ona göre, sakın kendinizle karıştırmayın beni!&#8221; Genç bir yönetmen arkadaş sigarasını yakarken &#8220;ben yönetmenim ya, narsistim, megalomanım&#8221; diye güzel güzel de sahiplenmişti vasfını.</p>
<p>Meslek seçimlerinde öğrencilere bu mini rehber ne derece yardımcı olur bilinmez. Ayrıca bu yazdıklarımız mesleklere dair genel ifadeler olup tek tek meslek erbabını bağlamaz, tenzih edelim de sonra başımız ağrımasın. Kişilerden bağımsız, mesleklerin doğasından bahsediyoruz: &#8220;Bir ego vardır meslekte, bizden içerû&#8230;&#8221;<br />
Rukiye KARAKÖSE</p>
<p>http://www.rukiyekarakose.com</p>

<p class="sayac_bilgi">Bu yazı 224 defa okundu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aktuelegitim.com/narsist-meslekler-rehberi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gençlerin Arkadaşlık Kriteri</title>
		<link>http://www.aktuelegitim.com/genclerin-arkadaslik-kriteri.html</link>
		<comments>http://www.aktuelegitim.com/genclerin-arkadaslik-kriteri.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Jun 2010 17:25:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ergenlik Dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[Gençlik Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[arkadaşlık]]></category>
		<category><![CDATA[arkadaşlık tercihi]]></category>
		<category><![CDATA[ergenlik]]></category>
		<category><![CDATA[kitap okuma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aktuelegitim.com/?p=1389</guid>
		<description><![CDATA[Psikiyatrist Arzu Önal, günümüzde gençlerin arkadaşlık kriterlerinin değiştiğini söyledi ve ekledi: &#8220;Arkadaşlık tercihinde tembel ama havalı olanlar daha revaçta.&#8221; Eskiden arkadaşlık kurmak için başarılı olanlar seçilir, onlarla arkadaşlık yapmaya çaba harcanır, derslerde onların yanına oturmak için adeta yarış yapılırdı. &#8220;Oysa şimdilerde sadece başarılı bir öğrenci olmak yeterli değil. Arkadaş ilişkileri hepsinin önüne geçiyor&#8221; diyen Acıbadem [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Psikiyatrist Arzu Önal, günümüzde gençlerin arkadaşlık kriterlerinin değiştiğini söyledi ve ekledi: &#8220;Arkadaşlık tercihinde tembel ama havalı olanlar daha revaçta.&#8221;</p>
<div id="news_content">Eskiden arkadaşlık kurmak için başarılı olanlar seçilir, onlarla arkadaşlık yapmaya çaba harcanır, derslerde onların yanına oturmak için adeta yarış yapılırdı.</div>
<p>&#8220;Oysa şimdilerde sadece başarılı bir öğrenci olmak yeterli değil. Arkadaş ilişkileri hepsinin önüne geçiyor&#8221; diyen Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Arzu Önal, günümüzde iyi bir arkadaş çevresine sahip olabilmek için gençlerin aradığı başlıca dört şartı şöyle sıraladı:</p>
<ul>
<li>Yeniliklerden haberdar olmalı: Her konu ile ilgili az da olsa fikir söyleyebilmeli.</li>
<li>Sosyal olmalı: Toplu yapılan eğlenceler ve gezilerde aranan kişi olmalı ve bunlarda mutlaka bulunmalı. Evde sadece ders çalışan sosyalliği olmayan biri gibi görünmemeli.</li>
<li>Modaya uygun giyinmeli: &#8220;Ezik&#8221; olmamanın ana kriterlerinden biri modaya uygun giyinmek. Yaşları 11-16 arasında değişen gençlerin gizli sözleşmesinde yazan giyim kuralları ve markalara uymalı.</li>
<li>Derslerde &#8220;cool&#8221; durabilmeli: Derste çok fazla kendini ön plana çıkarmamalı, bilse de sorulmadan atlamamalı.</li>
</ul>
<p><strong>Karnesi kötü çocuğa bonus da verin, sorumluluk da </strong></p>
<p>Dr. Arzu Önal, başarı kriterlerinin değişmesinin gençlerin okul başarısını da olumsuz yönde etkilediğini, karnesinde kötü notlar getiren gençlerin anne ve babalarıyla karşı karşıya geldiklerini belirtiyor. Ancak çocukları başarılı olmaya teşvik etmek yerine tüm yaz tatilini ağır cezalar vererek geçirmelerini sağlamak, yaz boyunca kapasitelerinin üstünde kitap okuma, ödev yapma cezaları vermek sorunu çözmüyor.</p>
<p>Dr. Arzu Önal, çalışmayıp tembellik eden, sorumluluk almak istemeyen çocuk ve gençlere &#8216;ceza&#8217; verilmesini onaylamıyor. Ancak yaşamda ödül-ceza döngüsünün bulunduğunu belirterek, &#8220;Biz yetişkinler kredi kartımızı zamanında ödemediğimizde bunun bir cezası var, hastaydım ödeyemedim diyerek mazeret bulamıyoruz. Harcamayı nasıl yaptıksak, ödeme günü geldiğinde ödüyoruz. Bu nedenle çocukların da sorumluluk almayarak tembellik ettiklerinde bunun bir bedeli olduğunu öğrenmeleri gerekiyor&#8221; diyor.</p>
<p><strong>Karne iyi de olsa, hediye aileyi zorlamamalı!<br />
</strong><br />
Birçok aile çocuklarını kötü karne getirdiklerinde cezalandırıyor. Kötü notlar almanın temeline ve nedenlerine inmedikçe sorunun çözümsüz kalacağına değinen Dr. Arzu Önal, anne ve babalara yaz tatilinde çocuklarına nasıl davranacakları konusunda şu önerilerde bulundu:</p>
<ul>
<li>Karnesinde iyi not getiren çocuğa, ailenin maddi durumu ölçüsünde hediyeler verilmeli. Ama bu hediye, aileyi maddi sıkıntılara sokacak, çocuğun da bundan sonra hep aynı şekilde beklentiye girmesine yol açacak çok pahalı hediyelerden seçilmemeli.</li>
<li>Hediye çocuğu istediği bir yere tatile götürmek şeklinde olabilir. Günümüzde hem kızlar, hem erkekler teknoloji odaklı hediyeleri tercih ediyor. Bu nedenle gençler laptop, playstation 3, iPhone gibi gibi hediyeler istiyor.</li>
<li>Eğer karne kötü geldiyse önce çocuğun öğretmeniyle bunun nedenleri üzerinde etkili değerlendirmeler yapılmalı. Kızmak, bağırmak, ağır cezalar vermek çocuğu pasifize edip, üzmekten başka işe yaramayacaktır.</li>
<li>Ailenin ilgisizliğinden kaynaklandıysa, çocuğa da kulak verip, neden başarısız olduğunun nedenlerini kendisinden de dinlemekte yarar var.</li>
<li>Sorumluluk sahibi bir çocuk ya da genç olamıyorsa, kendisine başarılı olduğu takdirde alınacağının sözü verilen ödülün verilmemesi uygun bir davranış olabilir. Çok yaramaz olan, tembellik eden, sorumluluk almaktan ısrarla kaçınan çocuk ya da gençlerin sorumluluk bilincinin geliştirilmesinde, küçük ev ödevleri yararlıdır.</li>
<li>Ödev yapmayanlara sorumluluk verilebilir. Karşılığında küçük paralarla hediyeler alınabilir, böylece hayatta çalışmakla ödüller kazanılacağı, tembelliğin, sorumluluktan kaçmanın da başarısızlık getireceğini öğrenebilirler.</li>
<li>Çocukların başarısızlıkları karşılığında uygun cezalar ya da ev ödevleri vermez, sorumluluktan kaçmalarına izin verirseniz yalancı bir dünya yaratırsınız. Cam bir fanusta yaşarlar.</li>
</ul>
<p><strong>Kitap okumayı ceza gibi görmeyin! </strong></p>
<p>Derslerinde başarısız olan çocuklara yaz boyu ağır içerikli kitaplar okutup kitaptan soğutmak, okutmaya zorlamak yerine çocuk ve gençlik dergileri gibi daha kolay okuyacakları, ceza gibi görmeyecekleri minik ödevlerin yararlı olduğuna inanan Dr. Arzu Önal, başarısız çocuklarla ilgili şunları söylüyor:</p>
<ul>
<li>Okulun başlamasına kısa bir süre kala, öğretmen tutulup başarısız olduğu alanlarda takviye sağlanabilir.</li>
<li>Yeni eğitim dönemi için çocukla ya da gençle bir anlaşma yapılmalı. Ödevler çıkmadan dışarı çıkmasına, bilgisayarda oynamasına, televizyon seyretmesine izin verilmemeli. Sınırlar çok iyi belirlenmeli.</li>
<li>Çocuk ya da genç tüm yaz tatilini ders çalışarak geçirmemeli.</li>
<li>Çocuklara yazın okumaları için klasikler serisinden 10-12 kitap okumaları için ödev veriliyor. Bu ödevler çocukları okumaktan soğutuyor. Ayrıca özet sitelerine girip kitapların özetlerini alıyorlar ya da anne babalarına özet çıkarttırıyorlar, yine okumuyorlar. Bu durumu bilen öğretmenler de özet sitelerine girerek burada yer alan özetlerin dışında soru soruyorlar. Sonuçta okuma alışkanlığı kazandırılması konusunda bir kısır döngü yaşanıyor. Oysa bunun yerine dergi, gazete okuyarak, daha hafif olabilecek yazılarla da okuma alışkanlığı kazandırılabilir.</li>
</ul>
<p><script type="text/javascript">// <![CDATA[
			var tmp;
			tmp = document.getElementById("news_content").getElementsByTagName("a");
			for(i=0; i<tmp.length; i++)
				tmp[i].target = "_blank";
// ]]&gt;</script></p>

<p class="sayac_bilgi">Bu yazı 356 defa okundu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aktuelegitim.com/genclerin-arkadaslik-kriteri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sınav çocukları&#8230;</title>
		<link>http://www.aktuelegitim.com/sinav-cocuklari%e2%80%a6.html</link>
		<comments>http://www.aktuelegitim.com/sinav-cocuklari%e2%80%a6.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Jun 2010 06:52:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nevzat ÖZER</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Seviye Belirleme Sınavı - SBS Rehberlik]]></category>
		<category><![CDATA[Sınav Kaygısı]]></category>
		<category><![CDATA[YGS - LYS]]></category>
		<category><![CDATA[ÖSS Rehberlik]]></category>
		<category><![CDATA[ales]]></category>
		<category><![CDATA[dgs]]></category>
		<category><![CDATA[Ergenlik Dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[kpds]]></category>
		<category><![CDATA[kpss]]></category>
		<category><![CDATA[lys]]></category>
		<category><![CDATA[sbs]]></category>
		<category><![CDATA[sınav]]></category>
		<category><![CDATA[tus]]></category>
		<category><![CDATA[üds]]></category>
		<category><![CDATA[yds]]></category>
		<category><![CDATA[ygs]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aktuelegitim.com/?p=1365</guid>
		<description><![CDATA[Sonu &#8220;S&#8221; harfiyle biten en çok sınav ismi ne yazık ki Türkiye de&#8230; Neler mi? bunlar: KPSS,YGS,SBS,TUS,YDS,DGS,ALES,KPDS, ÜDS vs. Sistemleri ve yapıları kuru kuru eleştirmenin kimseye yararı yok. Türkiye, genç nüfusu en fazla olan ülkelerden biri. O kadar genç nüfusumuz var ki&#8230; Bir Şekilde bir kuruma işçi memur vb. alınacak olsa sınavdan başka bir alternatif [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sonu &#8220;S&#8221; harfiyle biten en çok sınav ismi ne yazık ki Türkiye de&#8230; Neler mi? bunlar: KPSS,YGS,SBS,TUS,YDS,DGS,ALES,KPDS, ÜDS vs.<br />
Sistemleri ve yapıları kuru kuru eleştirmenin kimseye yararı yok. Türkiye, genç nüfusu en fazla olan ülkelerden biri. O kadar genç nüfusumuz var ki&#8230; Bir Şekilde bir kuruma işçi memur vb. alınacak olsa sınavdan başka bir alternatif gözükmüyor ne yazık ki. Burada esas vurgulamak istediğimiz şey ise şu: Çocuklarımız ta ilköğretim 4.sınıftan itibaren kendilerini, sınav denizinin içinde buluyor. Testler, quizler, sınavlar derken çocuğun kafası otomatikleşiyor.<br />
Çocuk, beynine her şeyi kazanmak ya da kaybetmemek üzere inşa ediyor. Yatıyor sınav, kalkıyor sınav&#8230; Ergenlik çağlarının en güzel yılları velhasıl sınavlarla geçiyor.</p>
<p>Çocukların duygu dünyasını geliştirmeden zihin dünyalarına çok ağır programlar yüklüyoruz. İlköğretimden lise bitene kadar bir yarış atı misali sınav sınav dolaştırıyoruz. Oyun, çocuğun dış dünyaya açılan tek penceresidir. Oyun, çocuğun dilidir. Onun imgeleme gücünü artırır, Onu yaratıcı yapar. Çünkü bu dönemde zihnin en faalde olduğu, sinir sisteminin de en yoğun tempoyla çalıştığı bir dönemdir. Sadece ele alınacak şey oyun mu? Elbette hayır. Arkadaşları ile ilişkileri, gruba katılma, kolektif hareket edebilme. Sevinme, haykırma, zamansız ve ölçüsüz gülme&#8230; Bunlar çocukların en hoşlarına gittikleri şeylerden sadece bir kaçı&#8230;</p>
<p>Bakınız önceden, sokak aralarında çocuklar, domino, yakar top, eş gördüm, saklambaç gibi oyunlar oynardı. Ve herkes bu oyunlardan büyük keyif alırdı. Şimdi bakıyorum o sokak aralarına ne oynayan, ne zıplayan birileri var. Ne yazık ki Orta Anadolu&#8217;da bir ilde olmama rağmen kendi ilimde bile bunları göremiyorum. Varın büyük şehirleri siz hesap edin. Boş zamanda çocuklar ya internet cafede ya da evlerinde TV karşısında. Diğer zamanların durumu ortada zaten. Ders, dershane, sınav üçgeninde hapsolmuş bir hayat&#8230;</p>
<p>Elbette ki karamsar bir tablo oluşturmak asla amacımız değil. Bizler bilakis planlı ve programlı ders çalışan öğrencilerimizin kesinlikle gezmeye, tozmaya, oynamaya, zıplamaya vakitlerinin olacağını iddia ediyoruz. Öyle de olmalı&#8230; Ergenliğin verdiği bu yoğun enerji bir şekilde atılmalı&#8230; Çocuğun yaşı ilerledikçe, sınavların derecesi ve dozajı artıyor. Burada annelerin ve babaların bir gerçeği görmelerini ve çocuklarının yerine birazda kendilerini koymalarını istiyorum, onların pencerelerinden bakmalarını, onlar gibi düşünmelerini istiyorum.</p>
<p>Bu çocuklar hayatlarının en güzel çağlarında, bu sınavlarla muhatap olmak durumdalar. Bu sınavlardan iyi puanlar almak zorundalar. Burada sizin yani anne ve babaların, vereceğiniz her destek artı puan değerindedir. Onların, başarılarına ve başarısızlıklarına lütfen ortak olalım. Sınavları, karneleri, dersleri bir ölüm kalım savaşı haline getirmeyelim. Onlar böyle düşünseler bile, bizler onlara bunun böyle olmadığı konusunda yardımcı olalım.</p>
<p>Nevzat özer<br />
Psikolojik danışman ve rehber öğretmen<br />
&#8220;21 yy da Anne ve Baba olmak isimli kitabın yazarı&#8221;<br />
nevzatozer66@hotmail.com</p>

<p class="sayac_bilgi">Bu yazı 1447 defa okundu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aktuelegitim.com/sinav-cocuklari%e2%80%a6.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuk suçluluğu ve önlenmesi</title>
		<link>http://www.aktuelegitim.com/cocuk-suclulugu-ve-onlenmesi.html</link>
		<comments>http://www.aktuelegitim.com/cocuk-suclulugu-ve-onlenmesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 12 May 2010 19:52:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Barış ÇAKIR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Eğitimi ve Rehberlik]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuklarda Davranış Bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[aile eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk suçluluğu]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk suçluluğu türleri]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[suç nedenleri]]></category>
		<category><![CDATA[suçluluk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aktuelegitim.com/?p=1316</guid>
		<description><![CDATA[ÇOCUK SUÇLULUĞU, en basit anlatımı ile 18 yaşın altındaki yaş grubuna dahil çocuklarımızın karşılaştığı her türlü suça denilmektedir. Çocuk suçluluğunu şu şekilde kategorize edebiliriz;  1- Suça Yönelen Çocuk : Sosyal çevreleri, ana- baba tutumları, kişisel özellikleri nedeniyle  suç işlemeye yatkın ve suç işleme tehlikesi içinde bulunan çocuklardır. 2- Suçlu Çocuk : Kanunlarca suç sayılan fiilleri işleyerek, kanunun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>ÇOCUK SUÇLULUĞU, en basit anlatımı ile 18 yaşın altındaki yaş grubuna dahil çocuklarımızın karşılaştığı her türlü suça denilmektedir. Çocuk suçluluğunu şu şekilde kategorize edebiliriz;</p>
<p> 1- Suça Yönelen Çocuk : Sosyal çevreleri, ana- baba tutumları, kişisel özellikleri nedeniyle  suç işlemeye yatkın ve suç işleme tehlikesi içinde bulunan çocuklardır.</p>
<p>2- Suçlu Çocuk : Kanunlarca suç sayılan fiilleri işleyerek, kanunun cezai hükümleri kapsamına       giren çocuklardır.</p>
<p>3- Çocuk Suçluluğu : Bir çocuktaki anti-sosyal eğilimlerin yasa müdahalesi gerektirecek bir duruma dönüşmesidir.</p>
<p>Bu konuda bazı önemli noktalara değinmeden, son yıllarda toplumumuzda hızla yaygınlaşan bu önemli sorunu anlamamız oldukça güç olur. Türk Ceza Kanunu&#8217;nun 31-(1) maddesine göre fiili işlediği sırada 12 yaşını doldurmamış çocukların ceza sorumluluğu yoktur, bu çocuklar hakkında sadece onlara özgü güvenlik tedbirleri uygulanabilir. Dikkat çekici diğer bir nokta da Türk Ceza Kanunu&#8217;nun 31. maddesinin 2. fıkrasında geçmektedir; burada da eğer çocuk fiili işlediği sırada 12 yaşını doldurmuş fakat 15 yaşından gün almamışsa işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamaması veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemiş olması halinde de bu çocuklar hakkında ceza kovuşturması yapılmaz, bu çocuklarla ilgili olarak ta onlara özgü güvenlik tedbirleri uygulanır.</p>
<p><strong>ÇOCUK SUÇLULUĞUNUN TÜRLERİ</strong></p>
<p>1-       Zeka Geriliği veya Gelişimindeki Gerilik Nedeniyle Görülen Suçluluk : Bedensel, toplumsal ve zihinsel gelişimleri sınırlı olan bu çocuklar çoğunlukla sosyo-ekonomik düzeyi düşük, yoksul ailelerden gelmektedir. Bu tip çocuklar gerek zayıflıkları, gerekse dış baskılar sonucu suç işleyebilirler.</p>
<p>2-       Sosyal Eğitimden ve Kültürden Yoksun Olma Nedeniyle Görülen Suçluluk : Çevre çocuğun hem zihnen, hem bedenen gelişmesini destekler. Çocuğun içinde bulunduğu çevre, onun sosyal, eğitimsel ve temel ihtiyaçlarını karşılayamıyorsa çocuk suça yönelebilir.</p>
<p>3-       Ergenlik Çağı Nedeniyle Oluşan Suçluluk : Bu çağdaki hızlı bedensel ve ruhsal değişim ile çocukluk evresine kadar uzanan yanlış eğitim ve yetersiz sevgi gibi nedenler, ergenin suça yönelmesini sağlayabilir.</p>
<p>4-       Bozuk Aile Düzeninin Neden Olduğu Suçluluk : Çocuk, birlikte yaşadığı ailenin kötü sosyal davranış örneklerini, ailesinin ve çevresinin kusurlu yanlarını benimser ve öğrenir. Dolayısıyla da suça yönelebilir.</p>
<p>5-       Organik Koşulların Neden Olduğu Suçluluk : Sara, beyin iltihabı gibi tümüyle organik koşullara karşı bir tepki olarak davranışın kontrol edilmemesi dolaylı olarak suçu oluşturabilir.</p>
<p>6-       Yoksulluğun Neden Olduğu Suçluluk : Yaşamının büyük bir bölümü yoksullukla geçmiş, çabuk ve kolay yoldan bu durumdan kurtulmak isteyen çocuklar suça yönelebilirler.</p>
<p>7-       Bilinçsiz Olarak Yapılan Davranışların Neden Olduğu Suçluluk ( Nöratik Suç ) : Nöratik kişilik bozukluğuna bağlı, bilinçsizce yapılan anti-sosyal davranışlar sonucu suçun işlenmesidir.</p>
<p>8-       Psikopatik Suçluluk : Anti-sosyal kişiler, ahlak açısından yozlaşmış, bozulmuş kişiler, kleptomaniler ve eşcinsellerin dahil olduğu bu gruptakiler suç işleyebilirler.</p>
<p><strong>SUÇA İTİLME NEDENLERİ</strong></p>
<p>Çalıştığım alandaki deneyimlerim sonucu şunu belirtebilirimki; suça yönelmiş çocuklarımız ile konuştuğumuz zaman çoğunun parçalanmış ailelerin çocukları olduğunu ( boşanma veya ölüm sonucu anne veya babanın ya da her ikisinin de olmaması ) görürüz.</p>
<p>Çocuk suçluluğu, sanayileşme ile orantılı olarak artış göstermiştir. Sanayileşme sonucu hızlı ve düzensiz kentleşme, işsizlik, gelir dağılımında eşitsizlik ve geleneklerde sarsılma oluşur. </p>
<p>Bu etkenler, aile ve bireylerde suça yatkınlığa neden olur. Köyden kente göç, çocuklar üzerinde olumsuz etki yapmaktadır.</p>
<p>Köy ve kentteki insan ilişkileri, değer yargıları farklıdır. Bu iki yerleşim biriminin gerektirdiği beceri, bilgi ve deneyimler birbirine uymaz. Kente gelen köy çocuğunun kent güçlüğünü yenmesi, engelleri aşması güçtür.        </p>
<p>Gençlik çağında ise bireyler, yasaların suç saydığı davranışları daha fazla gösterirler. Çünkü bu dönem biyolojik, Psikolojik, zihinsel ve sosyal açıdan bir gelişme ve olgunlaşmanın yer aldığı, çocukluktan erişkinliğe geçiş dönemidir. Ergenlik dönemi, düzensiz, dengesiz ve çocuklar için yaşanılması zor bir evredir. Ergen hızlı bir bedensel değişim ve gelişimin eşiğindedir. Bu hızlı değişme ve gelişme, önemli bir kaygı kaynağı oluşturur. Genç sürekli olarak kendini ve yerini aramaktadır. Yerini arama çabasında olan genç, özdeşleşme, sorumluluk, özerklik sorunlarına çözüm arar.        </p>
<p>Çözüm, gencin içinde yaşadığı kesimin özelliklerine, özdeşim kurduğu bireyin özelliklerine göre değişik olur. Özdeşleşme, bireyin içinde bulunduğu grubun bir üyesinin duyuş, düşünüş ve davranışlarını izlemesi, onu taklit etmesi, kişilik yapısı bozuksa bu kötü davranış örneğinin gence yansıması demektir. Bunun sonucunda suçluluk oluşmaması için çocuklara ve gençlere, yetişkinlerin rehberlik etmesi gerekir. </p>
<p>Bireyin toplumsal değer hükümlerini kazandıran, ona ilk sosyal deneyim fırsatını veren aile ortamının gelişim sürecindeki önemi büyüktür. Öncelikle ailelerin çocuklarına karşı takındıkları olumsuz tavırlar çocuğun oluşturacağı kişilik yapısını belirler. Örneğin ; Aşırı hoşgörü ve düşkünlük çocuğu bencil yapar ; Aşırı koruma çocuğu diğer kimselere bağımlı, güvensiz bir kişi yapar ; Reddedilen, istenmeyen çocuk sinirli, zayıflara ve küçüklere karşı düşmanca duygulara sahip bir birey olabilir ; Baskı altında bulundurulan çocuk çekingen, aşırı duyarlı, başkalarının etkisinde kalan bir yapıya sahip olabilir.    </p>
<p>Ailenin disiplin anlayışının tutarsızlığı, cezaya yer verilmesi, aşırı sert ve otoriter tutum, hoşgörüden uzak ve baskılı disiplin uygulaması ile çocuğu tümüyle dürtü ve isteklerinin doğrultusunda serbest bırakan, aşırı hoşgörülü ya da umursamaz bir yetiştirme tarzı, yanlış ve zararlıdır. Çocuğun sağlıklı bir ruhsal ve toplumsal gelişme göstermesi için ailenin tutarlı bir disiplin uygulaması ve belli ölçüde otoritenin, denetimin varlığı bulunmalıdır.      </p>
<p>Bozuk aile yapısı da çocuk suçluluğunda önemli etkenlerden biridir. Yıkılmış ya da parçalanmış ailelerden gelen çocuklar ile geçimsizliğin, sürekli karı-koca kavgasının olduğu, babası içki kullanan veya işsiz olan ailelerden gelen ve ailede suçlu bireylerin bulunması durumunda da çocuk suça yönelebilir. Çünkü suçluluk öğrenilen bir davranıştır. Anne yoksunluğu veya düzensiz anne-çocuk ilişkisi çocuk suçluluğuna yol açabilir. Bebeklikte anne bakımından yosun çocuklarda hem fiziksel hem de ruhsal gelişim geriliği görülür. Çocuklar daha küçükken anne sevgisini ve ilgisini kaybetmemek için uslu durmayı, annenin istediği gibi davranmayı öğrenirler. Yani toplumsal davranışların öğrenilmesinin temelinde anneye duyulan sevgi ve bağlanma vardır. Bu sevgi ve bağlanma gelişmemişse çocuk toplumsal davranışları da öğrenemez. Başlangıçta anneye bağımlı olan çocuk, özellikle kişilik gelişimi için koruyucu ve gözetici bir babaya muhtaçtır. Baba, otorite ve toplumsal değerlerin temsilcisidir. Baba yokluğu, otorite boşluğu veya örnek olacak kişilik eksikliği yaratabilir. <strong>Çalıştığım alandaki deneyimlerim sonucu şunu belirtebilirimki; suça yönelmiş çocuklarımızın büyük çoğunluğunun parçalanmış ailelerin çocukları olduğunu ( boşanma veya ölüm sonucu anne veya babanın ya da her ikisinin de olmaması ) görürüz. </strong></p>
<p><strong>ÇOCUK SUÇLULUĞUNUN ÖNLENMESİ</strong></p>
<ul>
<li>İlk çocukluk yıllarında çocuğa karşı tutarlı davranmak, onun zararsız davranışlarına müdahale etmemek, hareket alanını fazla kısıtlamamaya dikkat etmek, ama bazı kurallara uyulması gerektiğini hissettirmek gerekir.</li>
<li>Çocuk, anne ve babasının pek çok davranışını taklit eder. Çocukların yanında saldırganca davranışlarda bulunulmaması, yalan söylenmemesi ve çocuğun yalan söylememeye teşvik edilmesi yararlı olur.</li>
<li>Oyunun toplumsallaşmada önemli bir yeri vardır. Oyun oynamak çocuğa işbirliğini, toplu yaşam için gerekli kuralları öğretir.</li>
<li>Bu yüzden çocukların yeteri kadar oyun oynamalarına izin verilmeli, fakat oyun arkadaşlarının seçiminde çocuğa yardımcı olunmalıdır.</li>
<li>Her türlü maddi cezadan, özellikle dayaktan sakınılmalıdır. Dayak atılan çocukta düşmanlık hisleri gelişir.</li>
<li>Anne-baba özellikle uygulayacağı disiplin yönteminde tutarlı olmalıdır. Aşırı sert ve otoriter, hoşgörüden uzak, baskılı bir disiplin uygulamasının yanlışlığının yanında, umursamaz bir yetiştirme tarzı da yanlıştır.</li>
<li>Çocuğun zorunlu temel ihtiyaçlarının asgari düzeyde karşılanması, çocuğa yetecek kadar harçlık verilmesi, gerekli araç ve gereçlerin alınması gerekir.</li>
<li>Çocukluk yıllarında anne-babalar, çocuklarıyla arkadaşça bir diyalog kurmayı başarırlarsa, ergenlik döneminde de bu diyalog sürer ve ergenlik dönemi sorunları daha kolaylıkla çözülebilir. Bu nedenle ailenin öncelikle çocuklarını tanımaları, onların ilgi ve yeteneklerini bilmeleri, onlara kendilerine yeter duruma gelebilmeleri için fırsat hazırlamaları ve özellikle çocuklarının sorunlarına arkadaşça kuracakları diyalog yardımıyla eğilmeleri gerekir.</li>
<li>Anne-babanın, çocuğunun boş zamanlarını değerlendirmesinde ona rehberlik yapması, okuyacağı kitapların, seyredeceği filmlerin seçiminde çocuğa yardımcı olması gerekir. Eğer çocuğun, saldırganlık tepkilerini harekete geçiren film ve dizileri izlemesi engellenemiyorsa, anne-babanın bu tip programları çocukla birlikte izlemesi ve daha sonra programın iyi ve kötü yanları hakkında kısa bir söyleşi yapmaları yararlı olabilir.</li>
<li>Çocuğa her yaşta sorduğu cinsel bilgiler uygun bir dille verilmeli, kız-erkek arkadaşlıkları kontrollü bir şekilde teşvik edilmelidir.</li>
<li>Her şeyden önemlisi, çocuklar ve gençler yeteri kadar sevilmeli, kişiliklerine saygı gösterilmelidir.</li>
</ul>
<p> </p>
<p> <strong>ÖĞRETMENE YÖNELİK ÖNERİLER</strong></p>
<ul>
<li>Okulun toplusallaştırma görevi genellikle sınıf içinde yerine getirilir. Öğrencinin benimseyeceği değer yargıları ve tutumları açısından öğretmenin rolü büyüktür. Öğrencinin grup içinde kendini geliştirmesinde öğretmen iyi bir rehberdir.</li>
<li>Öğretmen, sınıfta adaletiyle olduğu kadar sırdaşlığı ile de bir model oluşturmalıdır.</li>
<li>Öğretmen sınıfta bütünlüğü sağlarken, sevgi temeline dayalı bir saygıyı da oluşturmalıdır. Öğrencinin eksik ve yetersiz yönlerini vurgulamak yerine başarılarını kendisine hareket noktası yapmalı, sınıf içinde kıyaslama yapmamaya, aşağılayıcı sözler kullanmamaya özen göstermelidir.</li>
<li>Öğretmen kan davası, başlık parası gibi kültür kalıplarının olumsuz yönlerini sergilemeli, buna karşılık toplum yararına olan kültür kalıplarının benimsenmesini sağlamalıdır.</li>
<li>Öğretmen, çocuğun özdeşleşme modeli olarak sevecen, anlayışlı, geniş görüşlü, özgür düşünceli, aydın ve çevresel etkinlikleri izleyen bir kişi olmalıdır.</li>
<li>Öğretmen, ergenlik dönemi özellikleri ve sorunlarını bilen, ergenin özel sorunlarına eğilebilen bir birey olmalıdır.</li>
<li>Çocuğun suç işlediği durumlarda ( hırsızlık, yalan söylemek gibi.) mümkün olduğu kadar kendisi ile konuşulmalı, yaptığının yanlış olduğu anlatılmalı, başkalarına teşhir edilmemelidir. Ayrıca çocuğun suç işlemesinin ana nedeni ortaya çıkarılmalıdır. Nedenler giderilmezse, davranış alışkanlık haline gelir. Nedenlerin bilinmesi ve giderilmesi çözümü kolaylaştırır.</li>
</ul>
<p>7/24 Psikolojik Danışmanlık<br />
Rıhtım Kadıköy/İST.<br />
0506-239 58 80<br />
0216-347 60 03<br />
Bariscakir[@]hotmail.com</p>

<p class="sayac_bilgi">Bu yazı 545 defa okundu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aktuelegitim.com/cocuk-suclulugu-ve-onlenmesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sınav çocukları</title>
		<link>http://www.aktuelegitim.com/sinav-cocuklari-2.html</link>
		<comments>http://www.aktuelegitim.com/sinav-cocuklari-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 31 Mar 2010 15:29:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ahmet</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Sınav Kaygısı]]></category>
		<category><![CDATA[çcuklar]]></category>
		<category><![CDATA[sınav]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aktuelegitim.com/?p=1275</guid>
		<description><![CDATA[Sonu &#8220;S&#8221; harfiyle biten en çok sınav ismi ne yazık ki Türkiye de&#8230; Neler mi? bunlar: KPSS, ÖSS, SBS, TUS, YDS, DGS, ALES, KPDS, ÜDS vs. Sistemleri ve yapıları kuru kuru eleştirmenin kimseye yararı yok. Türkiye, genç nüfusu en fazla olan ülkelerden biri. O kadar genç nüfusumuz var ki&#8230; Bir Şekilde bir kuruma işçi memur [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sonu &#8220;S&#8221; harfiyle biten en çok sınav ismi ne yazık ki Türkiye de&#8230; Neler mi? bunlar: KPSS, ÖSS, SBS, TUS, YDS, DGS, ALES, KPDS, ÜDS vs.</p>
<p>Sistemleri ve yapıları kuru kuru eleştirmenin kimseye yararı yok. Türkiye, genç nüfusu en fazla olan ülkelerden biri. O kadar genç nüfusumuz var ki&#8230; Bir Şekilde bir kuruma işçi memur vb. alınacak olsa sınavdan başka bir alternatif gözükmüyor ne yazık ki. Burada esas vurgulamak istediğimiz şey ise şu: Çocuklarımız ta ilköğretim 4.sınıftan itibaren kendilerini, sınav denizinin içinde buluyor. Testler, quizler, sınavlar derken çocuğun kafası otomatikleşiyor.</p>
<p>Çocuk, beynine her şeyi kazanmak ya da kaybetmemek üzere inşa ediyor. Yatıyor sınav, kalkıyor sınav&#8230; Ergenlik çağlarının en güzel yılları velhasıl sınavlarla geçiyor.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Çocukların duygu dünyasını geliştirmeden zihin dünyalarına çok ağır programlar yüklüyoruz</span>.</strong> İlköğretimden lise bitene kadar bir yarış atı misali sınav sınav dolaştırıyoruz. Oyun, çocuğun dış dünyaya açılan tek penceresidir. Oyun, çocuğun dilidir. Onun imgeleme gücünü artırır, Onu yaratıcı yapar. Çünkü bu dönemde zihnin en faalde olduğu, sinir sisteminin de en yoğun tempoyla çalıştığı bir dönemdir. Sadece ele alınacak şey oyun mu? Elbette hayır. Arkadaşları ile ilişkileri, gruba katılma, kolektif hareket edebilme. Sevinme, haykırma, zamansız ve ölçüsüz gülme&#8230; Bunlar çocukların en hoşlarına gittikleri şeylerden sadece bir kaçı&#8230;</p>
<p>Bakınız önceden, sokak aralarında çocuklar, domino, yakar top, eş gördüm, saklambaç gibi oyunlar oynardı. Ve herkes bu oyunlardan büyük keyif alırdı. Şimdi bakıyorum o sokak aralarına ne oynayan, ne zıplayan birileri var. Ne yazık ki Orta Anadolu?da bir ilde olmama rağmen kendi ilimde bile bunları göremiyorum. Varın büyük şehirleri siz hesap edin. Boş zamanda çocuklar ya internet cafede ya da evlerinde TV karşısında. Diğer zamanların durumu ortada zaten. <strong>Ders, dershane, sınav üçgeninde hapsolmuş bir hayat&#8230;</strong></p>
<p><strong>Elbette ki karamsar bir tablo oluşturmak asla amacımız değil. Bizler bilakis planlı ve programlı ders çalışan öğrencilerimizin kesinlikle gezmeye, tozmaya, oynamaya, zıplamaya vakitlerinin olacağını iddia ediyoruz. Öyle de olmalı&#8230; </strong></p>
<p><strong>Ergenliğin verdiği bu yoğun enerji bir şekilde atılmalı&#8230; Çocuğun yaşı ilerledikçe, sınavların derecesi ve dozajı artıyor. Burada annelerin ve babaların bir gerçeği görmelerini ve çocuklarının yerine birazda kendilerini koymalarını istiyorum, onların pencerelerinden bakmalarını, onlar gibi düşünmelerini istiyorum.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Bu çocuklar hayatlarının en güzel çağlarında, bu sınavlarla muhatap olmak durumdalar. Bu sınavlardan iyi puanlar almak zorundalar. Burada sizin yani anne ve babaların, vereceğiniz her destek artı puan değerindedir. Onların, başarılarına ve başarısızlıklarına lütfen ortak olalım. Sınavları, karneleri, dersleri bir ölüm kalım savaşı haline getirmeyelim. Onlar böyle düşünseler bile, bizler onlara bunun böyle olmadığı konusunda yardımcı olalım.</strong></p>
<p><strong>Nevzat ÖZER</strong></p>
<p><strong>Psikolojik Danışman ve Rehber Öğretmen</strong></p>
<p><strong>&#8220;21.yy da Anne ve Baba olmak&#8221; isimli kitabın  yazarı</strong></p>
<p><strong><a href="mailto:nevzatozer66@hotmail.com">nevzatozer66@hotmail.com</a></strong></p>

<p class="sayac_bilgi">Bu yazı 351 defa okundu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aktuelegitim.com/sinav-cocuklari-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocukta çalma davranışı ve nasıl çözüm yolu bulabiliriz?</title>
		<link>http://www.aktuelegitim.com/cocukta-calma-davranisi-ve-nasil-cozum-yolu-bulabiliriz.html</link>
		<comments>http://www.aktuelegitim.com/cocukta-calma-davranisi-ve-nasil-cozum-yolu-bulabiliriz.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 30 Mar 2010 18:55:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mine</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikolojik Danışma ve Rehberlik Servisi Vakaları]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Eğitimi ve Rehberlik]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuklarda Davranış Bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[çalma]]></category>
		<category><![CDATA[çalma davranışı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[yaş dönemleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aktuelegitim.com/?p=1273</guid>
		<description><![CDATA[Hırsızlık, başka insanlara ait herhangi bir eşyanın kötü niyet ile izinsiz alınmasıdır. Bazen de, hiçbir şeye ihtiyacı olmadığı halde sadece o heyecanı yaşamak için çalma durumuna patolojik çalma olarak da bilinen kleptomani hastalığı neden olmaktadır. Eğer çalma hali rahatsızlık durumunda ise, çalmaya yönelik karşı konulamaz bir dürtü ve eylemden önce gerginlik ve çalma esnasında haz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hırsızlık, başka insanlara ait herhangi bir eşyanın kötü niyet ile izinsiz alınmasıdır. Bazen de, hiçbir şeye ihtiyacı olmadığı halde sadece o heyecanı yaşamak için çalma durumuna patolojik çalma olarak da bilinen kleptomani hastalığı neden olmaktadır. Eğer çalma hali rahatsızlık durumunda ise, çalmaya yönelik karşı konulamaz bir dürtü ve eylemden önce gerginlik ve çalma esnasında haz ve rahatlama duyguları tanımlanır. Bu bir dürtüsel kontrol bozukluğudur. Bu tür eylemler, anti sosyal kişilik bozukluğundan ya da tavır bozukluğundan kaynaklanmaz. Çalan kişi uzun uzun plan yapmamakta ve hiç kimseden yardım almamaktadır. Böyle bir patolojik durum halinde, kişi hemen kontrol altına alınıp, tedavi edilmelidir. Bu rahatsızlık çocuklarda da görülür. Ancak, bu çalma eylemi her zaman patolojik olmayabilir. Çocuklar için durum farklıdır. Çocuklarda okul öncesi çağında mülkiyet kavramı gelişmemiş olduğundan ve çocuklar hırsızlığın ne olduğunu bilmediği için, başkalarına ait eşyaların kendilerine ait olması gerektiği hissini engelleyemezler, kendi haklarıymış gibi görüp izinsiz alabilirler. Çoğu zaman aileler, çocuklarının hırsızlık yaptığı düşüncesiyle paniğe kapılırlar. Bu durumda çocuğa yaklaşımlarda doğru tutumları sergilemek, doğru çözüm yollarına ulaşmak için çok önemlidir.</p>
<p><strong>Yaş Dönemlerine Özgü Özellikler: </strong></p>
<p><strong>2 yaş çocukları:</strong></p>
<ul>
<li>Sahiplik kavramı gelişmemiştir.</li>
<li>Her şeyin kendisine ait olduğunu zanneder. Dolayısıyla, bir başkasının elinden bir şey almak isteyebilir.</li>
<li>Zamanla kendine ait olanı ve olmayanı ayırt edebilir ama bencil tutumları bir süre değişmez, çünkü kendini engelleyemez.</li>
</ul>
<p><strong>3-4 yaş çocukları:</strong></p>
<ul>
<li>Bu yaş döneminde çocuk izinsiz bir şey alınamayacağını bilir ama yine de alma isteğine karşı koyamaz.</li>
<li>Ceplerinde de onlara ait olmayan oyuncaklar ya da parlak nesneler bulunur.</li>
</ul>
<p><strong>5-8 yaş çocukları:</strong></p>
<ul>
<li>Yapılan gözlemlerde bir şeyler aşırma, çalma bu yaş döneminde daha sık görülür.</li>
<li>Bu dönemde gösterişli olan her şey hoşlarına gider. Birbirlerine ait olan kokulu silgileri, renkli kalemleri alabilirler.</li>
<li>Çoğu çocuk izinsiz aldıkları nesnelere, &#8220;yolda buldum&#8221;, &#8220;arkadaşım verdi&#8221;, &#8220;kendim aldım&#8221; ya da &#8220;ödünç aldım&#8221; şeklinde açıklama getirebilirler.</li>
</ul>
<p><strong>Çalma Davranışına Neden Olan Öğeler:</strong></p>
<ul>
<li>Çalmanın en önemli nedeni doyumsuzluktur. Doyumsuzluk çok çeşitli, kısa ya da uzun süreli olabilir. Bu davranışın altında yatan sebep anne-baba tarafından çocuğun yüzüstü bırakıldığı düşüncesi ve öç alma isteğidir. Sevilmediğini ya da anne-babasını yitirdiğini düşünen çocuklarda çok yaygın bir davranıştır. Bu davranışı ile sevgiyi geri getirebileceğini düşünür. Olumsuz da olsa ilgiyi kendi üzerinde görmek hoşuna gider. Çalma genellikle en son başvurulan yol, yardım çağrısıdır.</li>
<li>Yaşına göre olgunlaşmamış çocuklar, anne-babalarının çanta ya da ceplerinden aldıkları paraları ya öteberiye yatırır ya da diğer çocuklara dağıtır. Sahip olamadığı arkadaşlıkları bu yolla kazanmaya çalışır.</li>
<li>Yine yaşına uygun olmayan olgunluktaki çocuklar, durmadan almaya alışkın oldukları ve sınırlarını bilmediği için almakta sakınca görmezler. Eve getirdiği nesneler de denetlenmiyorsa bu davranışı sürer.</li>
<li>Hediye vermek, sevginin bir belirtisidir. Çalan çocuk hak ettiğine sevgiyi hak ettiğine inandığı için kendi hediyelerini kendi alarak elde etmeye çalışır. Sevgi açlığı ile çalma ilişkisinin en belirgin özelliği anne-baba sevgisinin yoksunluğudur.</li>
<li>Bazen de anne-baba tutumunda yanlış bir şey olmadığı halde, yoksunluk ve buna bağlı güvensizlik ile kendine ait bir şeyler edinmeye çalışarak bu duygularını gidermeye çalışır.</li>
<li>Başka bir haksızlığın karşılığını da vermeye çalışıyor olabilir.</li>
<li>Çok büyük baskı altındaki çocukların hırsızlık yapmaları daha muhtemeldir.</li>
</ul>
<p><strong>Nasıl Engelleyebiliriz ve Çözüm Yolu Bulabiliriz?</strong></p>
<ul>
<li>Çocuğa daha küçük yaşlarda mülkiyet kavramı öğretilmelidir. Bunun için önce çocuğun özel eşyaları olması sağlanmalı ve anne-baba çocuğun özel eşyalarını alırken izin istemelidir. ?Bu senin, bu benim? gibi cümleler ile algılamasına yardımcı olmalı ve izinsiz almaması gerektiği öğretilmelidir.</li>
<li>Çocukların temizlik, uyku gibi temel ihtiyaçlarına dikkat edilmeli, bu konuda çocuklar asla cezalandırılmamalıdır.</li>
<li>Çocuk küçükse, izinsiz aldığında hırsızlık yaptığının farkında değildir. Çocuk bu yüzden cezalandırılmamalıdır ama yaptığının da doğru olmadığı anlatılmalıdır. ?Bu eşya sana ait değil, senin olmasını istediğini anlayabiliyorum ama başkasına aitse izinsiz alman doğru değil? şeklinde bir açıklama getirilebilir.</li>
<li>Okul çağlarında devam eden çalmalar üzerinde daha sık durulmalıdır.</li>
<li>Çocuklar ve aile yönünden nedenler araştırılmalıdır.</li>
<li>Bir şey çaldığında çocuk, hırsız damgası yemeden, şiddet uygulamadan, ağır suçlamalara maruz bırakılmadan, evden atılmadan, korkutulmadan, aldığının geri verilmesi en iyi çözümdür. Çocuk gereksiz yere suçlanmamış ama davranışı da onaylanmamış olacaktır.</li>
<li>Yetişkinler, çalınanlar için çocuklarına bağırırsa bu onların sevilmedikleri ve yanlış anlaşıldıklarına yönelik inançlarını güçlendirir ve daha fazla hırsızlık yapmalarına neden olabilir. Çalma eylemin çocuğun ilgi ve sevgi isteğine bir işaret olduğunu unutmayarak öfkeyi bir kenara bırakmak, çözüm bulma olasılığını arttıracaktır.</li>
<li>Hırsızlık kriminal bir suça ya da patolojik bir soruna dönüşürse mutlaka bir uzmandan psikolojik yardım alınmalıdır.</li>
</ul>
<p>Psk. Dan. Mine ÇELİK</p>

<p class="sayac_bilgi">Bu yazı 881 defa okundu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aktuelegitim.com/cocukta-calma-davranisi-ve-nasil-cozum-yolu-bulabiliriz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uyurken diş gıcırdatma nedeni</title>
		<link>http://www.aktuelegitim.com/uyurken-dis-gicirdatma-nedeni.html</link>
		<comments>http://www.aktuelegitim.com/uyurken-dis-gicirdatma-nedeni.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Mar 2010 16:56:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ahmet</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[bruksizm]]></category>
		<category><![CDATA[diş gıcırdatma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aktuelegitim.com/?p=1265</guid>
		<description><![CDATA[Bruksizm (diş gıcırdatma) genellikle uyku esnasında oluşan güçlü çene hareketlerinin neden olduğu çeneleri sıkma, dişleri gıcırdatma olayıdır. Toplumumuzda sık rastlanır. Genellikle bu alışkanlığa sahip bireyler bundan habersizdir. Diş gıcırdatmanın sebepleri nelerdir? Bruksizmin (diş gıcırdatması) oluş nedenleri hakkında çeşitli görüşler vardır. Bazı araştırmacılar buruksizmin dişler arasındaki kapanış ilişkisinin bozulmasından kaynaklandığını, bazıları santral sinir sistemindeki bir hastalığın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bruksizm (diş gıcırdatma) genellikle uyku esnasında oluşan güçlü çene hareketlerinin neden olduğu çeneleri sıkma, dişleri gıcırdatma olayıdır. Toplumumuzda sık rastlanır. Genellikle bu alışkanlığa sahip bireyler bundan habersizdir.</p>
<p><strong>Diş gıcırdatmanın sebepleri nelerdir?</strong></p>
<p>Bruksizmin (diş gıcırdatması) oluş nedenleri hakkında çeşitli görüşler vardır. Bazı araştırmacılar buruksizmin dişler arasındaki kapanış ilişkisinin bozulmasından kaynaklandığını, bazıları santral sinir sistemindeki bir hastalığın neden olduğunu bazı araştırmacılar da bu iki nedeni de kapsayan çok yönlü bir problem olduğunu ileri sürmektedirler.</p>
<p>Duygusal stresler (Herkes stresin bruksizmin nedenleri arasında en önemli faktör olduğu konusunda fikir birliği içerisindedir. Vücudumuzda stres belirtilerini ilk olarak gördüğümüz yer ağız dokularıdır. Stres bruksizmin hem oluş nedeni hem de olayın şiddetini artıran en önemli faktör olarak belirlenmiştir.)</p>
<ul>
<li>Aşırı sinirli, hassas, titiz bir yapıya sahip olmak</li>
<li>Malokluzyon (dişlerin diziliş ve sıralanışındaki bozukluklar)</li>
</ul>
<p><strong>Diş gıcırdatması sonucu ağız ve dokularında ne tür rahatsızlıklar oluşur ve belirtileri nelerdir?</strong></p>
<p><strong>Dişlerin çiğneyici yüzünde oluşan aşınma:</strong> Dişlerin birbirleri ile sürtünmesi sonucunda oluşan aşınma tüm dişleri kapsayabilirse de özellikle ön dişlerde daha etkilidir.</p>
<p><strong>Dişlerde kırılma:</strong> Dişleri sıkma ve gıcırdatma sonucunda ön dişlerin köşelerinde arka dişlerin çıkıntılı kısımlarında mikro çatlaklar oluşur. Röntgen ile saptanamayan bu çatlaklar zamanla büyüyerek dişlerin kırılmasına neden olur.</p>
<p><strong>Dişlerde aşırı hassasiyet:</strong> Genellikle soğuğa karşı hassasiyet gelişir. Ani diş sızlamaları başlar. (Bakınız, Diş Hassasiyeti)</p>
<p><strong>Diş etinin geriye çekilmesi ve genellikle bununla birlikte oluşan dişin boynunda diş eti hizasında oluşan çentik şeklindeki aşınmalar:</strong> Bu durumun oluşmasına neden olarak ilerleyen yaşa bağlı diş eti çekilmesi ya da aşırı baskı uygulanarak yapılan diş fırçalama gösteriliyorsa da , bruksizm hastalığının dişlerde bu gibi oluşumlara neden olduğu bilinmelidir. (Bakınız, Dişeti Hastalığı)</p>
<p><strong>Dişlerde sallanma:</strong> Yıllar süren gıcırdatma sonucu dişler gevşeyerek sallanmaya başlar. Aşırı basınç dişleri saran kemik desteğinin kaybolmasına neden olur. Bu durumu telafi etmek için dişlerin kökleri hizasında ekstra kemik çıkıntıları gelişir.</p>
<p><strong>Yanaklarda iritasyon (tahriş):</strong> Özellikle dişleri birbirlerine temas ettikleri kapanış çizgisi hizasında, yanağın iç kısmında çizgi ya da kabartı şeklinde fibröz bir oluşum meydana gelir. Bu oluşum nedeni ile sıklıkla &#8220;yanak ısırma&#8221; olayı ile karşılaşılır.</p>
<p><strong>Kas ağrısı:</strong> Özellikle şakak ve yanak bölgesindeki kasların aşırı çalışması bu bölgelerde kas ağrısına neden olur.</p>
<p><strong>Baş ağrısı:</strong> yukarıda belirtilen kas ağrısı zaman zaman baş ağrısı şeklinde kendini gösterir.</p>
<p><strong>Çene ekleminde ağrı :</strong> Çene eklemine aşırı yüklenilme nedeni ile eklemde ağrı, çıtırtı ve kenetlenme olabilmektedir</p>
<p>Bu belirtiler diş gıcırdatmasının hemen başlangıcından itibaren ortaya çıkmaz. Olayın şiddetine ve süresine göre bazen yıllar sonra görülebilmektedir. Çoğunlukla belirtilerin tümü birden olmayabilir. Bazen çok az belirti gösterebilir</p>
<p><strong>Tedavi </strong></p>
<p>Tedavinin amacı dişlerde çene ekleminde oluşabilecek kalıcı zararları önlemek ve ağrıyı ortadan kaldırmaktır</p>
<p>Diş hekimi tarafından uygulanan, uyku sırasında dişlerin birbirleri ile temasını engellemek amacı ile alt ve üst çene dişlerinin arasına yerleştirilerek kullanılan &#8220;gece koruyucuları&#8221;, diş gıcırdatması semptomatik tedavisinde kullanılan en önemli araçtır. Ancak gece koruyucularının çoğunlukla tek başlarına yeterli olamayabilmektedir.</p>
<p>Bu nedenle hastalığın sergilediği tabloya göre gece koruyucularının yanında bazı ek tedavilerinde uygulanması gerekmektedir:</p>
<ul>
<li>Stres terapisi,</li>
<li>Rahat uyumayı sağlayıcı önlemler,</li>
<li>Kas gevşetici ilaç uygulaması,</li>
<li>Hatalı yapılmış diş dolgusu ve kaplamaların yenilenmesi,</li>
<li>Eksik olan dişlerin yerine koyulabilmesi için protez uygulamaları.</li>
</ul>
<p>hekimim.com</p>

<p class="sayac_bilgi">Bu yazı 775 defa okundu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aktuelegitim.com/uyurken-dis-gicirdatma-nedeni.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bastırılan öfke, kaygı ve depresyona neden oluyor!</title>
		<link>http://www.aktuelegitim.com/bastirilan-ofke-kaygi-ve-depresyona-neden-oluyor.html</link>
		<comments>http://www.aktuelegitim.com/bastirilan-ofke-kaygi-ve-depresyona-neden-oluyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Mar 2010 14:49:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ahmet</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[nefes terapisi]]></category>
		<category><![CDATA[öfke]]></category>
		<category><![CDATA[öfke kontrolü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aktuelegitim.com/?p=1259</guid>
		<description><![CDATA[Günlük hayatta yaşadığımız öfkeye herkesin farklı şekilde tepki gösterdiğini söyleyen Mehmet Yavuz, &#8220;Eğer öfkenizi bastırırsanız, kaygı ve depresyona yol açıyor. Kişi kendine zarar veriyor&#8221; dedi Son derece insani bir durum olan öfke, kontrol altına alınmadığı takdirde hayatın birçok alanında olumsuz sonuçlara yol açıyor. Günlük hayatın stresi ve bastırılmış duygular da buna eklenince insanlar kontrolden çıkabiliyor. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Günlük hayatta yaşadığımız öfkeye herkesin farklı şekilde tepki gösterdiğini söyleyen Mehmet Yavuz, &#8220;Eğer öfkenizi bastırırsanız, kaygı ve depresyona yol açıyor. Kişi kendine zarar veriyor&#8221; dedi<br />
Son derece insani bir durum olan öfke, kontrol altına alınmadığı takdirde hayatın birçok alanında olumsuz sonuçlara yol açıyor. Günlük hayatın stresi ve bastırılmış duygular da buna eklenince insanlar kontrolden çıkabiliyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Mehmet Yavuz, kişileri derinden etkileyen öfke duygusunu, bu duygunun yol açabileceği problemleri ve öfke kontrolünü anlattı.</p>
<p><strong>ÖFKE NEDİR?</strong><br />
Öfke, insan hayatında yaşanılan diğer tüm duygular gibi (sevgi, neşe vb&#8230;) normal ve doğadaki tüm canlı türlerinde görülen bir duygudur. Öfke, kişinin herhangi bir tehdit karşında gösterdiği doğal bir tepkidir. Bu duygu, vücudumuzda fizyolojik ve biyolojik değişimler yaşanmasına da sebep olur. Kişi öfkelendiği zaman, nefes alıp vermesi sıklaşır. Stres ve gerginlik baş gösterir. Enerjiyi artıran adrenalin salgısı başlar. Kalp atışları hızlanır. Kan basıncı artar ve kendisini kontrol etmekte zorlanır.</p>
<p><strong>NİÇİN ÖFKELENİRİZ?<br />
</strong>Öfke, aslında bilinçaltının bir yansımasıdır. Kişinin olumsuz yaşadığı herhangi bir olay, daha sonraları da aynı önyargıları hissetmesine neden olur. Engellenme, saldırıya uğrama, tehdit edilme ve kısıtlanma gibi durumlarda hissedilen yoğun bir duygudur. Genellikle kişiye yönelik saldırganlığın ortaya çıkması ile sonuçlanır. Aynı şekilde kişinin yapmaktan çekindiği davranışları, bir başkasının rahatlıkla yapıyor olması da bu kişiyi kızdırabilir. Örneğin her randevusuna erken giden birinin randevuya geç kalan arkadaşına oldukça kızması gibi&#8230; Öfke duygusu bastırılan diğer duyguların tepkimesi olarak ortaya çıkabilir. Utanç, acı ve korku gibi duygular da öfke duygusunu tetikler.</p>
<p><strong>SONUÇLARI NELER?<br />
</strong>Öfke ortaya çıktığında her birey aynı şekilde tepki vermez. Bazıları, tepkilerini fiziksel ya da sözlü saldırıda bulunarak ortaya koyarken; bazıları ise daha dolaylı saldırganlığı seçebilir, geri çekilme, kaçınma ve uzaklaşma gibi davranışları gösterebilir. Bireyin öfkesini nasıl ortaya koyacağı, o an içinde bulunduğu konumla, yaşadığı öfkenin şiddetiyle ve öfkeyle baş etme stratejileriyle çok bağlantılıdır. Bastırılan öfkenin, kaygı ve depresyona yol açtığına dair yapılan araştırmalar vardır. İfade edilmeyen öfke, ilişkileri bozabileceği gibi çeşitli sağlık sorunlarına da neden olabilir. Solunum, mide rahatsızlıkları, baş ağrıları, cilt problemleri ve dolaşım sorunları gibi birçok hastalığa da neden olabilir.</p>
<p><strong>KONTROL EDİLİR Mİ?</strong><br />
Evet. Öfke kontrolü, öfkeyi doğru ve yerinde ifade edebilme becerisini kazanmaktır. Amaç, öfkelenen kişinin verdiği tepkileri yumuşatmak ve kişiye saldırganlıktan uzak, şiddet içermeyen iletişim becerisi kazandırmaktır. Düşünme tarzını değiştirmek, öfkeye neden olan duruma çözüme yönelik şekilde yaklaşmak ve problemi belirlemek öfkeyi kontrol etmek için yararlı yöntemlerdir.</p>
<p><strong>TEPKİ VERMEDEN ÖNCE İYİ DÜŞÜNÜN!</strong><br />
Nöroloji Uzmanı Dr. Mehmet Yavuz, öfkeyi kontrol etmek için yapılabilecek basit önerilerde bulundu.<br />
Öfke; bir intikam alma yolu, haklı çıkma gerekçesi ya da başkalarını kontrol etme aracı değildir.</p>
<p><strong>NEFES TERAPİSİ İYİ GELİR!</strong></p>
<ul>
<li>Öfkesini kontrol etmek isteyen kişi, sinirlendiğinde tepki vermeden önce olayı hızlı bir şekilde değerlendirmeli ve bulunduğu ortamdan uzaklaşmalıdır.</li>
<li>Kişi olayları aslında olduğu gibi göremiyor, abartıyor ya da aşırı genelliyor olabilir. Bu çarpıtmayı fark ederek, ön yargısız değerlendirme yapabilir.</li>
<li>Yaşanılan tüm olumsuz olaylar karşısında duygu ve isteklerini zamanında dile getirmelidir. Bu sayede bilinçaltında yatan olumsuz duyguların öfke patlamalarına yol açmasını engellemiş olur. Nefes terapileri bu gibi durumlarda iyi gelebilir.</li>
<li>Eğer kişi öfkesine tam anlamıyla hakim olamıyorsa, mutlaka bir uzmandan yardım almalı ve psikoterapiye başlamalıdır.</li>
<li>Kişinin kendi öfkesini tanıması kontrolün önemli faktörlerindendir. Psikoterapi çalışmalarıyla bilinçaltına inmek gerekir.</li>
</ul>
<p><strong>ZARARI KADAR YARARI DA VAR, TAMAMEN YOK EDİLEMEZ!</strong><br />
Öfkenin inkar edilmesi ya da bastırılması kişi için sağlıklı yollar değildir. Çünkü öfkenin kişiyi uyarıcı, koruyucu veya harekete geçirici bir işlevi de vardır.</p>
<p><strong>AMACI AŞMASIN</strong><br />
Öfke,bir tehlike anında kişiyi uyarır ve kendisine zarar verici davranışlardan bireyin haberdar olmasını sağlar. Öfkenin sağlıklı şekilde yaşanıp, doğru şekilde kontrol edilebilmesi için öncelikle bu duygunun kabul edilmesi, nedenlerinin, sonuçlarının anlaşılması ve saldırgan şekilde ifade edilmesinin engellenmesi gerekir. Öfke kontrolünde amaç öfkeyi tamamen yok etmek değildir. Öfkeyi kişinin sağlıklı sınırlarda hissetmesini sağlamaktır. Bu da psikoterapi yöntemiyle sağlanabilir.</p>
<p>sabah.com.tr</p>

<p class="sayac_bilgi">Bu yazı 466 defa okundu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aktuelegitim.com/bastirilan-ofke-kaygi-ve-depresyona-neden-oluyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cinsel tacize uğrayan çocuk bundan nasıl etkilenir?</title>
		<link>http://www.aktuelegitim.com/cinsel-tacize-ugrayan-cocuk-bundan-nasil-etkilenir.html</link>
		<comments>http://www.aktuelegitim.com/cinsel-tacize-ugrayan-cocuk-bundan-nasil-etkilenir.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Mar 2010 18:08:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ahmet</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile ve Rehberlik]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Eğitimi ve Rehberlik]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuklarda Davranış Bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel taciz]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel taciz nedir]]></category>
		<category><![CDATA[cinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda cinsel taciz]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[taciz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aktuelegitim.com/?p=1250</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Hiçbir yaştaki çocuk cinsel uyarımla baş etmeye hazırlıklı değildir. Cinsel aktivitenin yanlışlığını bilemeyecek iki-üç yaşındaki çocuklarda bile aşırı uyarılma ile baş edememenin yarattığı sorunlar gelişecektir.&#8221; Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Doç. Dr. Ayten Erdoğan cinsel tacize uğrayan çocukların bundan nasıl etkileneceği, ailelerin cinsel tacizi önlemek ve cinsel tacize uğramış çocuklarına yardımcı olmak için neler yapmaları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>&#8220;Hiçbir yaştaki çocuk cinsel uyarımla baş etmeye hazırlıklı değildir. Cinsel aktivitenin yanlışlığını bilemeyecek iki-üç yaşındaki çocuklarda bile aşırı uyarılma ile baş edememenin yarattığı sorunlar gelişecektir.&#8221;</em></strong></p>
<p><strong>Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Doç. Dr. Ayten Erdoğan</strong> cinsel tacize uğrayan çocukların bundan nasıl etkileneceği, ailelerin cinsel tacizi önlemek ve cinsel tacize uğramış çocuklarına yardımcı olmak için neler yapmaları gerektiği konusunda bilgiler verdi&#8230;</p>
<p>Çocukların olan biteni söylemekten korkmaları ve yaşananları hukuksal olarak ortaya koymanın güçlüğü nedeniyle çocuk tacizlerinin sayısının resmi kayıtlara yansıyandan çok daha fazla olduğunu belirten Dr. Erdoğan, cinsel tacizin yol açacağı uzun vadeli duygusal ve psikolojik hasarın çocuk açısından yıkıcı olabileceğini vurguladı.</p>
<p><strong>Cinsel taciz nedir?</strong></p>
<p>Çocukların cinsel tacize uğraması diğer pek çok toplumda olduğu gibi ülkemizin de yaygın olarak görülen acı bir gerçeğidir.</p>
<p>Çocuğa yönelik cinsel taciz, bir yetişkin ya da yaşça daha büyük bir çocuğun çocukla yaptığı her türlü cinsel aktivitedir. Bu aktivite çocuğun cinsel organlarını okşamayı; çocuğa diğer kişinin cinsel organlarını okşattırmayı; ağız yoluyla cinsel organa dokundurmayı içerebileceği gibi çocuğun vajina ya da anüsüne cinsel organ ya da başka şeylerin sokulmasını içerebilir.</p>
<p>Cinsel tacizin diğer formlarının saptanması ise güç olabilir. Bir yetişkinin cinsel organını çocuğa göstermesi, çocuğa pornografik ya da açık saçık materyallerin gösterilmesi veya çocuğun pronografik materyal üretmek amacıyla model olarak kullanılmasını bunlar arasında sayabiliriz.</p>
<p><strong>Kimler çocuğa cinsel tacizde bulunur?</strong></p>
<p>Çocuğa yönelik taciz ebeveyn, üvey ebeveyn, kardeş ya da başka bir akraba gibi aile içindeki kişilerden veya komşu, arkadaş, bakıcı, öğretmen ya da yabancılar gibi ev dışındaki kişilerden gelebilir.</p>
<p>Buna karşın, tacizlerin genellikle çocuğun tanıdığı ve çocuk üzerinde otorite kullanabilecek kişilerden kaynaklandığı görülmektedir. Tacizciler çocuğu cinsel ilişkiye girmek ya da cinsel aktivitelerde bulunmak için ikna edebilir, rüşvet verebilir, kandırabilir ya da zorlayabilir. Her durumda cinsel tacizi yaşayan çocukta çeşitli stres verici duygular, düşünceler ve davranışların gelişebilir.</p>
<p><strong>Hangi yaştaki çocuklar cinsel tacizden daha fazla etkilenir?</strong></p>
<p>Hiç bir çocuk cinsel uyarımla baş etmeye hazırlıklı değildir. Öyle ki, cinsel aktivitenin yanlışlığını bilemeyecek iki-üç yaşındaki çocuklarda bile aşırı uyarılma ile baş edememenin yarattığı sorunlar gelişebilir.</p>
<p>Tacizcinin aileden biri olması çocuğu çok daha yıkıcı biçimde etkiler. Beş yaş ve daha büyük olup, tacizciyi tanıyan ve ona karşı sevgi besleyen bir çocuk, bu kişiye yönelik şefkat veya sadakat duyguları ile onunla yaşadığı cinsel aktivitelerin aşırı derecede yanlış olması duygusu arasında sıkışıp kalabilir. Çocuk cinsel tacizden uzaklaşmaya çalıştığında tacizci çocuğu şiddet uygulamak ya da artık sevmemekle tehdit edebilir. Cinsel tacizin aile içerisinde meydana gelmesi durumunda çocukta öfke, diğer aile bireylerine karşı kıskançlık ya da utanma duyguları gelişebilir veya sırrı açıklaması halinde ailenin dağılmasından korkabilir.</p>
<p>Çocukların taciz karşısındaki tepkisi farklılık gösterebilir. Özellikle de tacizi açıkladığında gördüğü yaklaşım çocuğun tacizi ve kendisinin bu olaydaki rolünü algılama biçimini önemli ölçüde etkiler. Kendisine inanan ve destek veren bir aile ortamının olması çocuğun travma ile baş etme ve travmanın etkilerini azaltma kabiliyetini artırır.</p>
<p><strong>Cinsel taciz çocuğun ruh sağlığını nasıl etkiler?</strong></p>
<p>Süreğen bir cinsel tacizin kurbanı olan çocukta düşük özsaygı, değersizlik duygusu ve cinselliğe yönelik anormal veya bozulmuş bir bakış gelişebilir. Çocuk içine kapanabilir ve yetişkinlere güvenini kaybedebilir ve intihara eğilim gösterebilir.</p>
<p>Cinsel tacize uğrayan çocukların bazıları başkaları ile cinsellik harici konularda bağlantı kurmakta zorlanabilirken, bazıları da yetişkin olduklarında cinsel tacizde bulunmaya veya fahişeliğe yönelebilir ya da daha başka ciddi sorunlar geliştirebilir.</p>
<p>Tacizin aile içinden biri tarafından yapılması; tekrarlayan nitelik arz etmesi; şiddet ve zor kullanılması veya şiddet ve zor kullanma tehdidinin olması ruhsal sorunların ağırlığını artıran unsurlardan bazılarıdır.</p>
<p><strong>Hangi çocuklar risk altındadır?</strong></p>
<p>Çocuğa yönelik cinsel taciz her türlü sosyoekonomik ve sosyokültürel sınıfta görülebilmekle birlikte, vakalar ve çalışmalar bazı durumların cinsel taciz riskini artırdığını göstermiştir.</p>
<p>Fiziksel ve zeka engelli çocukların cinsel tacizlere daha açık olduğu bilinmektedir. Bunun yanında başkalarından izole edilmiş, soyutlanmış çocukların tacize uğrama olasılığı da daha yüksektir. Arkadaşları, kardeşleri veya ailedeki yetişkinler ile iletişim şansı zayıf olan çocuklar daha yüksek taciz riski altındadır. Bazı hallerde tacizci çocuğun bu yalnızlığından yararlanırken, bazı hallerde de taciz eden çocuğu kendisini diğer kişilerden soyutlamaya zorlayabilir, teşvik edebilir, yöneltebilir.</p>
<p><strong>Çocuklar cinsel tacize uğradıklarını söylerler mi?</strong></p>
<p>Öncelikle çocukların cinsel tacizi sözlü olarak ifade etmelerinin çok güç olduğu bilinmelidir. Bunun nedenlerinden biri çocukların dünyasında pek çok şeyi yetişkinlerin kontrol etmesi ve çocuğun yetişkinlerin her şeyi bildiğini düşünmesidir. Özellikle de tacizi uygulayan kişinin çocuğu tehdit etmesi veya bu kişinin çocuğun tanıdığı biri olması durumunda çocuk bu kişinin otoritesini sorgulamayı aklına getirmeyebilir.</p>
<p>Öte yandan çocuklar neredeyse her durumda uğradıkları tacizi anlatmayı ve bunun sona ermesini isterler. Ancak kendilerine inanılmayacağından veya korunmayacaklarından korkar ya da anlatmaları durumunda bunun sonuçlarının neler olacağını bilememekten dolayı kaygı duyabilirler. Bu nedenle çocuğun cinsel tacize uğradığını söylemesi tacizin başlamasından sonra bir yıl ya da daha fazla bir süreyi alabilir. Özellikle tacizcinin aile içinden biri olması durumunda çocuk bunu hiçbir zaman açığa vurmayabilir ya da ancak yetişkin olduktan sonra açığa vurabilir. Aynı kişinin mağduru olan başka birinin konuşması veya taciz olasılığı hakkında dolaysız sorular yöneltilmesi konuşmalarını kolaylaştırabilir.</p>
<p><strong>Şu unutulmamalıdır:</strong> Çocukların yalan yere taciz iddiasında bulunması veya bir yetişkinin bazı davranışlarını yanlış anlamak suretiyle taciz olarak değerlendirmeleri çok çok nadir görülen bir durumdur. Çocukların yalan yere taciz iddiasında bulunduğu son derece nadir vakalarda da bunu bir yetişkinin yönlendirmesi ile yaptıkları görülmüştür.</p>
<p>Tam tersi, olan bir tacizi saklamak ya da daha önce dile getirdiği bir taciz durumunu sonradan inkâr etmek, olmayan bir tacizin olduğunu iddia etmekten çok çok daha sık görülen bir durumdur.</p>
<p>Çocuk tacizcileri çocuğu olan biteni söylememesi konusunda aşırı derecede korkutabilir ve böyle bir durumda çocuk sadece kendisini güvende hissetmesi için özel çaba gösterilmesi (aile desteği, profesyonel yardım gibi) durumunda rahatça konuşabilir.</p>
<p>Mahkemeye yansımış vakalarda, çocuğun ifade vermeden önce profesyonel yardım alması olayın zamanı, yeri ve şekli konusunda daha net ve doğru ifade vermesine yardımcı olacağı gibi çocuğun bu durumdan daha az zarar almasını sağlar.</p>
<p><strong>Çocuğun cinsel tacize uğradığı nasıl anlaşılır?</strong></p>
<p>Genellikle cinsel tacizin dışarıdan fark edilen açık belirtileri yoktur. Bazı belirtiler ise ancak doktor tarafından yapılacak fizik muayene ile saptanabilir.</p>
<p>Cinsel tacize uğrayan çocuklarda şunlardan bazıları görülebilir:</p>
<ul>
<li>Cinsel nitelik taşıyan her şeye karşı olağan dışı bir ilgi gösterme veya bunlardan olağan dışı biçimde kaçınma</li>
<li>Belli kişi ya da yerlere karşı belirgin bir korku sergileme</li>
<li>Kendisine herhangi birinin dokunup dokunmadığı sorulduğunda beklenmedik ya da olağandışı bir cevap alma</li>
<li>Fiziksel muayenelerden olağandışı biçimde ürkme ve kaçınma</li>
<li>Uyku sorunları veya kabuslar</li>
<li>Depresyon veya arkadaşlarından ya da ailesinden uzaklaşma</li>
<li>Başka çocukları cinsel aktivitelerde bulunmaya sevk etme teşebbüsleri</li>
<li>Mesane ya da bağırsak kontrolünü aniden yitirme</li>
<li>Bedenlerinin kirli ya da hasarlı olduğuna dair ifadeler veya genital bölgelerinde bir sorun olduğu korkusu</li>
<li>Okula gitmeyi reddetme</li>
<li>Suça yönelme veya davranım bozuklukları</li>
<li>Ketumluk</li>
<li>Resimlerinde, oyunlarında, hayallerinde cinsel tacize ilişkin unsurlar</li>
<li>Olağandışı saldırganlık</li>
<li>İntihar davranışı</li>
</ul>
<p><strong>Çocuğun tacize uğradığını söylemesi durumunda ebeveynler ne yapmalı?</strong></p>
<p>Tacize uğrayan bir çocuğun ebeveynleri her şeyden önce sakin olmaya çalışmalı ve çocuğun söylediklerini mutlaka ciddiye almalıdırlar. Ne yazık ki tacize uğradığını söyleyen pek çok çocuk söylediklerine inanılmaması durumu ile karşılaşmakta ve bu da çocuğun yaşadıklarını yeniden ifade etme şansını azaltmaktadır. Çocuğun anlattıkları ciddiyetle ele alınmalı ve çocuğa tacizin ne olduğu açıklanarak bu olanların kendi hatası olmadığı konusunda güven verilmelidir. Ayrıca ebeveynler  en kısa zamanda durumu adli makamlara bildirmeli ve çocuğun tıbbi muayeneden geçirilmesini ve psikiyatrik yardım almasını sağlamalıdırlar.</p>
<p><strong>Ebeveynler cinsel tacize uğramasını önlemek için neler yapabilirler?</strong></p>
<p>Ebeveynler cinsel tacizleri önlemek ya da cinsel taciz riskini azaltmak için şunları yapabilirler:</p>
<ul>
<li>Çocuğa birisi bedenine dokunmaya kalkışması ve kendisinin bir gariplik hissetmesi durumunda bu kişiye HAYIR demesini ve hemen durumu kendilerine anlatmasını istemeliler.</li>
<li>Çocuklara saygının yetişkinlere ve otorite figürlerine kayıtsız şartsız itaat anlamına gelmediğini öğretmeliler. Örneğin çocuklara öğretmen ya da bakıcının yapmasını istediği her şeyi mutlaka yapması söylenmemelidir.</li>
<li>Çocuklara yaşlarına uygun cinsel bilgileri vermeli, çocuğa her konuda olduğu gibi bu konuda da rahatlıkla konuşup kendini ifade edebileceği, sevgi ve güven ortamını sağlamalılar.</li>
<li>Okul eğitim sisteminde profesyonel önleyici programların yer alması için talep ve çaba göstermeliler.</li>
</ul>
<p><strong>Cinsel olarak tacize uğrayan çocuklar ve ailelerinin acil profesyonel değerlendirme ve tedavi görmeleri gerekir. Tacize uğrayan çocuklara yeniden özsaygı ve özgüven kazanmaları, tacizden kaynaklanan suçluluk duyguları ile baş etmeleri ve travmanın üstesinden gelme sürecine girmeleri için çocuk ve ergen psikiyatrisi uzmanı hekimler yardımcı olabilir. Bu tedavi çocuğun yetişkinliğinde  ciddi sorunlar geliştirme riskini de azaltacaktır.</strong></p>
<p><strong><a href="http://www.aile.org">http://www.aile.org</a></strong></p>

<p class="sayac_bilgi">Bu yazı 891 defa okundu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aktuelegitim.com/cinsel-tacize-ugrayan-cocuk-bundan-nasil-etkilenir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ergenlikte Beslenme Bozukluğu, Yemek Yememe, Diyet</title>
		<link>http://www.aktuelegitim.com/ergenlikte-beslenme-bozuklugu-yemek-yememe-diyet.html</link>
		<comments>http://www.aktuelegitim.com/ergenlikte-beslenme-bozuklugu-yemek-yememe-diyet.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Mar 2010 22:16:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Çelebi ÇAĞLAYAN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile ve Rehberlik]]></category>
		<category><![CDATA[Ergenlik Dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[anoraksiya]]></category>
		<category><![CDATA[anoraksiya nervoza]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[blumiya nervoza]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[nevroz]]></category>
		<category><![CDATA[yemek yememe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aktuelegitim.com/?p=1214</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Ben manken olacağım!&#8221; Tuğba, 13 yaşında bir ilköğretim öğrencisidir. Televizyon izlemeye bayılıyor. En sevdiği programlar da magazin programları. Hangi kanalda hangi gün magazin programları olduğunu biliyor. Özellikle mankenlerle ilgili yapılan haber ve görüntüler Tuğba&#8217;yı çok etkiliyordu. Büyüyünce çok ünlü bir manken olmak istiyordu. Nedeni de onların herkes tarafından beğenilmesi ve ilgi görmesiydi. Tuğba&#8217;ya göre bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;Ben manken olacağım!&#8221;</strong></p>
<p>Tuğba, 13 yaşında bir ilköğretim öğrencisidir. Televizyon izlemeye bayılıyor. En sevdiği programlar da magazin programları. Hangi kanalda hangi gün magazin programları olduğunu biliyor. Özellikle mankenlerle ilgili yapılan haber ve görüntüler Tuğba&#8217;yı çok etkiliyordu. Büyüyünce çok ünlü bir manken olmak istiyordu. Nedeni de onların herkes tarafından beğenilmesi ve ilgi görmesiydi. Tuğba&#8217;ya göre bu hayalini gerçekleştirebilmesi için de diyet yapması gerekiyordu. Son bir iki yıldır oldukça kilo aldığını düşünüyordu. Bu hayaline kavuşmak için çok fedakârlık yapması gerektiğini düşünüyordu. Ama en büyük zevki de bol kalorili yiyeceklerden özellikle hamburger ve patates kızartması yemekti. Tuğba&#8217;ya göre bu bir çelişkiydi bir şeylerden vazgeçmesi gerekiyordu. Ya hayallerinden ya da zevklerinden. Annesinin yaptığı yemekleri pek yemezdi. Bu nedenle evde yemek saatlerinde genellikle sorun yaşanırdı. Tuğba ayna karşısında çok zaman geçirirdi. Son zamanlarda kilo ve boyunu ölçme alışkanlığı da başlamıştı. Acaba mankenlerin ideal boy ve kilosundan ne kadar farklıyım diye merak eder olmuştu. Manken olma hayali yüzünden sevdiği birçok yemekten uzak durmaya çalışıyordu, zamanla vücudun gelişmesi için gerekli gıdayı bile almamaya başlamıştı. Bu durum ailesinin de dikkatini çekmiş ve Tuğba&#8217;yı doktora götürmüşlerdi. Doktora göre, eğer gerekli önlemler alınmazsa Tuğba&#8217;nın anoraksıya (yemek yiyememe) hastalığına yakalanmaması içten bile değildi. Okul, aile ve doktor iş birliği ile Tuğba&#8217;ya destek olarak bu sorunu çözmesine yardım edilmesi gerekiyordu. </p>
<p><strong>Aileler neler yapabilir?</strong></p>
<p>Ergenlik döneminde erkeklere oranla kızlarda daha çok yeme bozuklukları görülebilir.</p>
<p>Ergenler, çevrenin de etkisiyle kendi vücutları konusunda yanlış yönlendirilmeleri sonucunda çok ciddi fiziksel ve ruhsal sorunlar yaşayabilirler.</p>
<p>Henüz sosyal ve fiziksel gelişimini tamamlamamış, gelişme döneminde olan ergenler kendi sorunlarının yanı sıra dışarıdan gelen etkenler karşısında bocalayarak ne yapacakları konusunda problemler yaşıyorlar. Ergenler, çevre tarafından kabul görmelerinde dış görünüşlerinin en önemli etken olduğunu düşünürler. Bu nedenle de, reklâmlarda, filmlerde, dergilerde gördükleri ya da akranları arasında popüler olduklarını düşündükleri modellere benzemeye çalışırlar.</p>
<p>Arkadaşlarının, ailesinin ya da özellikle televizyondaki magazin programlarının da etkisiyle vücuduna karşı olumsuz duygular besliyor, kendini beğenmiyor ve değiştirmek için diyet yapmaya başlıyor. Hatta bu diyetleri bazen çok abartarak aç kalma derecesine kadar götürebiliyorlar.</p>
<p>Ergenlerin ve ailenin bu durumda yapması gereken en önemli şey gerçekten kilo problemi olan ve zayıflaması faydalı olabilecek durumlar ile sırf özenti ve dış etkilerle aç kalmayı göze alarak yapılan sağlıksız diyetleri ayırt etmektir. Birinci sorun varsa yani ergen gerçekten yaşıtlarına göre kilolu ise bunun doktorlar tarafından yapılan sağlık incelemesi sonucuna göre uygun bir diyet programı ile yapılması konusunda yardım alınmalıdır. Eğer ikinci nedenden dolayı ortaya çıkmış bir problem varsa bu durum göz ardı edilmeden gerekli önlemler aileler tarafından alınmalıdır.</p>
<p>Diyet yapma uğruna düzensiz beslenen ve aç kalan ergenlerde, aşırı sinirlilik, dikkat dağınıklığı, enerji kaybı, öğrenmede isteksizlik, başarının düşmesi gibi zihinsel ve fizyolojik sorunlar görülür.</p>
<p>Bazı ergenler bu durumu daha fazla abartarak, diyetin yanı sıra ilaç kullanarak ya da yediklerini kusarak zayıflamaya çalışarak daha farklı sağlık sorunları yaşanmasına neden olabilirler.</p>
<p>Aileler çocuklarını yeme konusunda yardımcı olmak için öncelikle bir sağlık kuruluşundan yardım almaları konusunda yönlendirmelidir. Bu noktada bir diyetisyenden yardım alınmalı ve ayrıca ergene psikolojik yönden de destek sağlanmalıdır.  Yeme bozuklukları konusunda erken dönemde durumun fark edilmesi ve tedaviye başlanması da çok önemlidir. Öncelikle sorunun kaynağı tespit edilerek, ergenin beslenme alışkanlıklarındaki yanlışlıkların giderilmesi sağlanmalıdır. Aile ve okul bu sorunun çözümü noktasında karşılıklı fikir alışverişinde bulunarak çözüm noktasında ergene destek sağlamalıdır.</p>
<p>Zamanında müdahale edilmeyen yeme bozukluklarında çok ciddi sağlık sorunları nedeni ile hastaneye yatırılan ve uzun zaman tedavi olması gereken gençlerimizi korumanın tek yolu onların gelişimini takip etmek ve aile içi iletişimi kuvvetli tutmaktır.</p>
<p>Aşırı kilolu olup zayıflamak için aç kalan ergenlerin yanı sıra zayıf olduğunu düşündüğünden, bir an önce büyümek ve kilo almak için aşırı ve dengesiz beslenen ergenlerde olabilir. Bu konuda da aileler çocukları ile görüşerek kendilerine olan güvenlerini ve algılarının yükseltilmesi noktasında çocuğa destek olmalıdırlar. Gerekli olduğu durumlarda da bu noktada ergenin bir uzman yardımı alması sağlanmalıdır.</p>
<p>Çelebi ÇAĞLAYAN<br />
Psikolojik Danışman/Yazar</p>
<p><strong>(ÖSYM&#8217;nin Üniversiteli Olma Teklifine Var mısın Yok musun ve Ergenlikte 33 Sorun 33 Çözüm? </strong>Kitaplarının yazarı<strong>)</strong></p>

<p class="sayac_bilgi">Bu yazı 846 defa okundu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aktuelegitim.com/ergenlikte-beslenme-bozuklugu-yemek-yememe-diyet.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
