



<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Aktuel Eğitim ve Rehberlik Portalı (PDR) &#187; Psikolojik Problemler</title>
	<atom:link href="http://www.aktuelegitim.com/category/psikolojik-problemler/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.aktuelegitim.com</link>
	<description>Türkiye&#039;nin Eğitim ve Rehberlik Portalı</description>
	<lastBuildDate>Sun, 05 Feb 2012 17:09:48 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>İnternette var olmanın psikolojisi üzerine</title>
		<link>http://www.aktuelegitim.com/internette-var-olmanin-psikolojisi-uzerine.html</link>
		<comments>http://www.aktuelegitim.com/internette-var-olmanin-psikolojisi-uzerine.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Feb 2012 22:09:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Özkan Emiroğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[internet bağımlılığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aktuelegitim.com/?p=2904</guid>
		<description><![CDATA[Zeynep Selvili 2005 yılında Miami Üniversitesi&#8217;nden Sinema ve Psikoloji çift ana bilim dalıyla mezun oldu. Mezuniyetinin ardından yüksek lisans için New York Üniversitesi&#8217;ne kabul edildi. Şu anda Ruh Sağlığı Danışmanlığı ve Sağlık Uzmanlığı dalında ikinci senesini tamamlamak üzere olan Zeynep ile siberpsikoloji üzerine bir röportaj gerçekleştirdik. Aynı zamanda bir blogger olan Zeynep, sosyal medyayı da kullanıyor ve internet [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Zeynep Selvili 2005 yılında Miami Üniversitesi&#8217;nden Sinema ve Psikoloji çift ana bilim dalıyla mezun oldu. Mezuniyetinin ardından yüksek lisans için New York Üniversitesi&#8217;ne kabul edildi. Şu anda Ruh Sağlığı Danışmanlığı ve Sağlık Uzmanlığı dalında ikinci senesini tamamlamak üzere olan Zeynep ile siberpsikoloji üzerine bir röportaj gerçekleştirdik.</p>
<p>Aynı zamanda bir blogger olan Zeynep, sosyal medyayı da kullanıyor ve internet üzerindeki psikolojiyi de takip ediyor. Blogu üzerinden uzmanlık alanları ile ilgili yararlı bilgiler ve tavsiyelerini paylaşıyor.</p>
<p><strong>Sami Eyidilli:</strong> Zeynep, öncelikle bloguna verdiğin isimden başlamak istiyorum; &#8220;Ben, siz ve onlar&#8221; demişsin. Bir sırrı var mı bu ismin? Sanki &#8220;biz&#8221; eksikmiş gibi geliyor bu isimde ama aslında bir &#8220;biz&#8221; oluşturuyorsun bu isimle.</p>
<p><strong>Zeynep Selvili:</strong> İnsana ilk bakışta eksik geliyor gerçekten. Genelleme yapmayı çok sevmediğimden, bir de Ben ve Siz, zaten Biz&#8217;i oluşturabileceğinden bunu ortaya çıkardım. Tam da söylediğin gibi, paylaşımlarla &#8220;biz&#8221; olalım istedim. Monologu andıran bir blog olmasın, okuyucular rahatça hem &#8220;haklısın&#8221; hem de &#8220;bu konuda sana katılmıyorum&#8221; veya &#8220;benim deneyimim daha farklı&#8221; diyebilsin istedim.</p>
<p><strong>S:</strong> Blog tutma fikri nasıl geldi aklına, nasıl başladın?</p>
<p><strong>Z:</strong> Uzun zamandır yazı yazıyorum. Esasında yazmaya çalışıyorum demek belki daha doğru olur bu aşamada. Şu zamana kadar teması, bütünlüğü hiçbir zaman olmamıştı yazılarımın. O gün ne hissediyorsam, başıma ne geldiyse, ne kalbimi kırdı ya da hoplattıysa kaleme almaya çalıştım, şiir aracılığıyla, deneme aracılığıyla, makale aracılığıyla. Geçen sene<strong> The Social Network</strong> filmini izledikten sonra iki yakın arkadaşımla, ne yalan söyleyeyim kendimizi bir karınca kadar küçük hissettik. Yüzyılımızın en önemli aracı olan internet acaba bize ne gibi bir fırsat verebilir, bunu düşünmeye başladık. Üç kız arkadaş oturduk ve birbirimize dedik ki, sen çiziyorsun, sen film çekiyorsun, sen de yazıyorsun, bunlar da bizim  ?yeteneklerimiz?. Paylaşmak için ne bekliyoruz? O gece herkes kendisine bir blog açtı. Benim blogum da yazılarımı bir tema altına toplamama vesile oldu. İyi ki de yapmışım. Müthiş bir zevk, müthiş bir besin kaynağı oldu benim için.</p>
<p><strong>S:</strong> The Social Network filmi gerçekten de pek çok insana girişimcilik ruhunu hissettirdi. İnsanların start-up&#8217;lara sarılmasına sebep oldu. Sen ve arkadaşlarında da değişik bir etki bırakmış gerçekten. Bu konuda bloggerlar için en önemli konu sanırım blogları ile ilgilenmek ve düzenli yazmak sanırım öyle değil mi? Tabii bunun için de iyi bir iş disiplinine ve psikolojiye ihtiyaç var desek sanırım yanlış olmaz.</p>
<p><strong>Z:</strong> Benim kendimi blogger olarak sınıflandırmam sanırım blogunu her gün güncelleyen bir çok gerçek blogger&#8217;a hakaret olur. Mesela arkadaşım Buse Terim gerçek bir blogger. Her gün güncellemek için averajın üstünde zaman ve emek harcadığı bir moda blogu var. Ben ise henüz bir blogger değilim. Bir blogum var, evet, ama onun beni blogger yapmak için yeterli olduğunu düşünmüyorum. Ek iş olarak blog yazarlığı yapıyorum desek sanki daha doğru olur. Sık sık güncelleyemiyorum blogumu maalesef, ki bu blogger dünyasında çok mühim bir vazife. Çünkü benim blog yazmam için tetikleyicilere ihtiyacım var, yeni bir teori öğrenmek, o gün eğitime gitmiş olmak, yeni bir kitaba başlamış olmak, atılan emaillerde ortak bir temanın gözüme çarpması gibi. Doğru söylüyorsun, başarılı bir blogger olmak aslında gerçekten müthiş bir disiplin gerektiriyor. Başarılının altını çiziyorum çünkü herkes blogger olabilir. Sonuçta bir blog açmak teknolojiyle bu kadar içli dışlı olan bizler için zor değil. Fakat başarılı bir blogger olmak disiplinin yanı sıra istek, motivasyon, ve başlı başına bir mesai gerektiriyor.</p>
<p><strong>S:</strong> Bazen kişisel, bazen de uzmanı olduğun psikoloji alanları ile ilgili paylaşımlarınla karşılaşıyorum. Neye göre belirliyorsun yazdıklarını ve bu periyodu nasıl ayarlıyorsun?</p>
<p><strong>Z:</strong> Sanırım hala bir tema sıkıntım var. Esasında daha çok &#8220;psikolojik&#8221; yazılar yazmak istiyorum. Çünkü blog üzerinden paylaşım yapmamın asıl nedeni farkındalığı arttırmak. &#8220;Bak, demek ben bunu bu nedenden yapıyormuşum&#8221; gibi bir reaksiyon alabilmek okuyucularımdan. Ya da yalnız olmadıklarını hissettirmek. Bazen elim sürçüyor ve kişisel şeyler de yazıyorum veya daha önceden yazdığım kişisel yazılarımı paylaşıyorum. Bunu yaparken dikkat ettiğim şeyler olmuyor değil tabii. Bir psikolog olarak &#8220;gereksiz&#8221; kişisel detayları paylaşmak kariyerimi uzun vadede baltalayabilir. Bu nedenle, kişisel olarak seçtiğim ya da yazdığım yazılarda kendi rahatlamamdan, içimi dökebileceğim bir alan olmasından daha çok &#8220;karşımdaki bu yazıdan ne alır?&#8221;ı düşünerek paylaşımda bulunuyorum. Kısacası, kişisel yazılarım da dolaylı yönden de olsa farkındalık arttırabiliyorsa, buna kapasitesi varsa koyuyorum. Ne tür bir yazı yazacağımı da okuyuculardan gelen paylaşımlara gore belirliyorum. Bazen Twitter&#8217;a yazıyorum &#8220;şu şu şu konu hakkında bir paylaşımda bulunsam ilginizi çeker mi?&#8221; diye. Bazen de bana gelen e-postalarda ortak bir tema gözüme çarptığında, onu yazıyorum. Ama hiçbiri hasbelkader seçilmiyor. Genellikle Pazartesi geceleri ilham geceleri oluyor benim için çünkü her Pazartesi bir eğitime giriyorum. Yeni şeyler öğreniyorum; yeni teoriler, yeni bakış açıları, yeni araştırmalar ve sonrasında bu öğrendiklerimi nasıl paylaşabilirim, hangi üslup &#8220;kaybetmek&#8221; temasına daha uyar, hangisi &#8220;aşk&#8221; temasına daha uyar diye duşünmem de yön veriyor paylaşım sürecine.</p>
<p><strong>S:</strong> Hem Sinema, hem de Psikoloji; çift anadal yapmışsın Miami Üniversitesinde. Ben biraz da ilgili olduğumdan biliyorum, bu alanlar aslında birbiri ile çok alakalı öyle değil mi? İnternet ortamında, sinemada, televizyonda, reklamlarda insan psikolojinin, bilinçaltının kullanılması mesela? Belki apayrı bir röportaj konusu ama, ana hatları ila bahseder misin?</p>
<p><strong>Z: </strong>Benim hala iyi bir şekilde yapmak istediğim şeyler arasında gelir senaryo yazmak. Her senaristin makul dozda bilmesi, anlaması gerekir insan davranışını, insan ruhunu. Yoksa nasıl gerçekçi ve senaryoların olmazsa olmazları &#8220;sıradışı&#8221; karakterleri oluşturabilir, öyle değil mi? Bu konuyla ilgilenenlere William Indick&#8217;in Senaryo Yazarları için Psikoloji kitabını tavsiye ederim. Indick diyor ki, ve ben de yüzde yüz katılıyorum, &#8220;bilinçaltı fonksiyonlarının rasyonel bir şekilde anlaşılması yaratıcı süreç için, sanıldığının aksine, çok gereklidir.&#8221;</p>
<p><strong>&#8220;Sosyal medyada da olsa ait olmak bir ihtiyaçtır&#8221;</strong></p>
<p><strong>S:</strong> Gelelim internete ve sosyal medyaya. Psikolojimizi yansıtıyoruz değil mi?</p>
<p><strong>Z:</strong> Konuşma terapisinin babası Freud &#8220;Tesadüf diye bir şey yoktur&#8221; der.  Ruh halimizi yansıtmadığımız bir alan düşünemiyorum. Önemli veya önemsiz, bilinçli veya bilinçsiz, giymeyi seçtiğimiz kıyafetlerin renginden, partner seçimlerimize her sey psikolojimizin yansıması, psikolojimizin seçimi.</p>
<p><strong>S:</strong> Peki yansıtmamız doğru mu? Yani demek istediğim, bir şekilde hayatlarımızı artık internet ortamında da yaşıyoruz. Apayrı bir psikoloji ya da ruh hali diyebilir miyiz?</p>
<p><strong>Z:</strong> Ait olmak temel bir ihtiyaç. Psikoloji literatürüne geçmiş binlerce makale, binlerce araştırma, ve teori bulabilirsiniz ait olmanın insan için önemi ile ilgili. En önemlilerinden bir tanesi de Amerikali psikolog Abraham Maslow&#8217;un İhtiyaclar Hiyerarşisidir. Bu hiyerarşide Maslow, ait olmayı, fizyolojik ve güvenlik ihtiyaçlarından sonra 3. sıraya koyar. İkili ilişkilerden aileye, küçük topluluklardan toplumun bütününe, insan ait olduğunu, sevdiğini, sevildiğini hissetmelidir hayatta kalabilmek için. Yabancılaşma, soyutlanma birçok ruhsal hastalığa neden olabileceği gibi birçok ruhsal hastalığın da semptomudur. Sosyal medya da yüzyılımızın en onemli topluluklarından biri; bu devirde &#8220;başarılı&#8221; ve sağlıklı bir şekilde ait olmak, sosyal medyayı da kapsayan bir kavram. Bu gözle baktığım zaman ben, insanların internet üzerinden paylaşımlarda bulunmalarını, sanal iletişimden faydalanmalarını, düşüncelerini zaman zaman 140 harfe düşürmeye  çalışmalarını, kısacası zamanın getirdiklerine ayak uydurma çabalarını dozunda olduğu müddetçe sağlıklı buluyorum. Bu apayrı bir psikoloji mi? Apayrı belki doğru kelime olmaz fakat alışagelmişten farklı olduğu doğru. En basitinden, yüz yüze iletişimlerimizde yüzeye çıkarmaya çekindiğimiz, utandığımız, korktuğumuz taraflarını kişiliğimizin, özgürce ifade edebiliyoruz sanal ortamda.</p>
<p><strong>S:</strong> Aile terapisi ile ilgili de eğitim aldığını için özellikle sormak istiyorum, internet ve bilgisayar bağımlılığından dolayı biten evlilikler var mesela ya da birbirinden internet yüzünden kopmuş durumda aileler. Akşam herkes işten gelince, herkesin bilgisayarının başına çekildiği bir tablo. Açıkçası benim hoşuma gitmiyor. Var mı böyle şahit olduğun durumlar, neler önerirsin bu konuda ailelere? Bu durumun aileye yapısına zarar vermesi nasıl engellenebilir?</p>
<p><strong>Z:</strong> Sanal alem çok ironik bir &#8220;alem&#8221; esasında. İnsanlar interneti dünyayla daha fazla iletişim içinde olmak için kullandıkları halde, &#8220;asıl&#8221; dünyalarından kopuyorlar. Doğamız gereği yüz yüze iletişime, yani kanlı-canlı iletişime muhtacız, ve internet bunun önünü kesmeye başladığı an, yani başka bir şeyin yerini almaya başladığı an kötü bir bağımlılığa dönüşebiliyor. İnsanların zamanla kendi başlarına kalabildikleri zamanı (internet kullanım zamanlarını) sevdikleriyle geçirme zamanına tercih edebildikleri doğru. İnternetin aşırı dozlarda kullanılması sizi evdeki, ilişkinizdeki sorumluluklarınızdan uzaklaştırabilir ve partnerinizle ilişkinizi zedeleyebilir. Böyle bir durumda çift terapisini öneririm. Terapi esnasında, partnerler ilişkinin hangi yönünden tatmin olmadıklarını, kırgınlıklarını, kızgınlıklarını, iletişimi kolaylaştıran bir profesyonelin huzurunda dile getirebilirler. Daha da önemlisi terapi bu çiftlere doğru iletişim kurabilmeyi, birbirlerini dinlemeyi öğretir. Daha açık ve samimi bir şekilde iletişim kurabilen çiftlerin birbirlerinin beklentilerini, isteklerini ihmal etmelerinin olasılığı daha azdır.</p>
<p><strong>&#8220;Psikolojik bir rahatsızlığa dönüşebilir&#8221;</strong></p>
<p><strong>S:</strong> Bağımlılıklar&#8230; Belki senin uzmanlık alanın dışında olabilir ama internet bağımlılığı ile ilgili de bilgi sahibi olduğunu düşünüyorum. Farkında olan var mı yok mu emin değilim ancak Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde İnternet Bağımlılığı ile ilgili bir birim var. Avrupa&#8217;da, Amerika&#8217;da sadece internet bağımlılığı ile ilgili destek veren klinikler var. Bunlara nasıl bakıyorsun?</p>
<p><strong>Z:</strong> İnternet bağımlılığı henüz, psikiyatristlerin ve psikologlarin tanı koymak için kullandığı Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından oluşturulan sınıflandırma sistemi el kitabında (DSM-4) yer almıyor. Fakat biliyorum ki revize edilmiş seneye çıkacak baskısında olup olmaması gerektiğinin tartışması sürüyor. Güncel olarak, internet bağımlılığı henüz resmi bir hastalık olarak görülmemekte ve depresyonun, anksiyetenin, sosyal fobi vb. hastalıkların bir semptomu, bir manifestosu olarak ele alınmakta. Yalnız bu demek değil ki araştırmalar yapılmıyor. Örneğin kimi araştırmalar, internetin limitinin olmadığı için bağımlılığa çok yatkın olduğunu savunuyor. Ben de katılıyorum. Sınırsız bir dünya, sanal dünya. Mesela bir internet çağı çocuğu olmama rağmen, hayrete düşürüyor dünyanın bir ucunda olan biri ile sanki yanıbaşındaymış gibi konuşabilme imkanı&#8230; Kullanım kontrolünden acizsek, internet gibi masum gözuken bir iletişim ağı bile psikolojik bir rahatsızlığa dönüşebilir. Masum diyorum çünkü konvansiyonel anlamda bağımlılık yaratan maddeler gibi değil internet. Makul dozlarda yararları zararlarından bahsettirmeyecek kadar fazla. Dengeyi kaçırdık mı, komplikasyonlar başlıyor. Mesela en basitinden, internet bağımlılığı her ne kadar internette geçirilen saatle belirlenmese de, bağımlı bir birey haftada ortalama 40-80 saatini internette geçiriyor. Bu ne demek; bu uyku duzeninin bozulması demek. Uyku düzeni bozulması bir çok psikolojik rahatsızlığa zemin hazırlamaya birebir! Tedavi şekilleri de sanıyorum ki kullanımını kontrol altına alabilmeyi öğrenmek, internet bağımlılığının getirdiği &#8220;yan etkileri&#8221; azaltmak veya elimine etmek, sorunun daha derinine inip, bu bağımlılığa aslen neyin neden olduğunu anlayabilmek (depresyon, sosyal fobi, anksiyete vb.) sonrasında ise onu tedavi etmek bazında. İnternet bağımlılığı gün geçtikçe ciddileşen bir sorun, bu nedenle de internet bağımlılığı tedavisi uygulayan meslektaşlarıma ve kliniklere sıcak bakıyorum.</p>
<p><strong>S:</strong> Siberpsikoloji ile ilgili bir sorum olacak. Örneğin Facebook&#8217;un bizim mutsuz ve üzgün olmamıza sebep olduğu ile ilgili ciddi araştırmalar var. Bunlara nasıl yaklaşmak gerekiyor, ciddiye alıp kendimizi uzaklaştırmak çözüm mü yoksa bilinçli kullanımla bu tarz bir baskıdan kurtulabilir miyiz? Hani psikolojimizi güçlü tutmak diye bir şey vardır ya, bu siberpsikolojide de mümkün mü sence?</p>
<p><strong>Z:</strong> Kıyaslama çogu zaman mutsuzlukla sonuçlanabilecek bir eylem. Facebook kıyaslamayı tetikleyebildiği için bireyi mutsuz yapma ihtimali var. Facebook sayesinde insanlar, başkalarını gerçekte olduklarından daha mutlu zannebiliyorlar. Özellikle eğlenirken çekilmiş resimler, kalabalık arkadaş listeleri, duvarlara yazılan sevgi dolu mesajlar kendine döndürüyor insanı, kendi hayatının sayfasını diğerlerinki ile kıyaslamaya itiyor. Kendine dönen ve kıyaslama yapmaya başlayan insan kendinde var olanlardan çok başkalarında var olanları görmeye başlıyor. Facebook eksikliklerin gözler önüne serildiği bir yer olmadığı için, kişi kendi hayatındaki eksikliklerle başbaşa kalıyor bir sayfadan diğerine geçip mutlu insan portreleri gördükçe. İyisiyle kötüsüyle, tam anlamıyla bilebildiğimiz tek hayat kendimizinki değil midir ne de olsa? Dışarıdan bakılan hayatlar eksiklerini, acılarını, hayal kırıklıklarını, başarısızlıklarını saklayabilir. Bakanın perde indirebilir muhakemesinin önüne. &#8220;Canım çok sıkıldı&#8221; durum güncellemelerini, ya da ağlarken çekilmiş profil resimlerini çok nadir görmemiz de bundan; Facebook&#8217;un çoğu zaman bir ilüzyon olmasından. Sanki popüler, eğlenceli, güleç, hazır cevap olmak ön koşulu Facebook üyeliğinin&#8230; Sanal alemin bu kıyas yaptırmaya yatkın yapısının farkındalığında olmak ve bu farkındalıkla üyelik sürdürmek çok önemli bence. Bir kaç yüzeysel veriyle genelleme yapmamayı; uzaktan bakıldığı takdirde sanal alemde sürdürülen hayatların ideal hayata çok yakın gözükebileceğini kendine sık sık hatırlatmalı kendi hayatını başkalarınınkilerle kıyaslarken bulan insan.</p>
<p><strong>S:</strong> Son olarak eklemek istediklerin var mı Zeynep?</p>
<p><strong>Z:</strong> Bu keyifli röportaj için teşekkürler. Umarım ulaşabildiğimiz okurlarınıza bir yararı olur ve son olarak buradan tüm okurlara seslenerek psikolojik destek almanın utanılacak bir şey olmadığını hatırlatmak istiyorum. Hayat bazen çok zor olabiliyor. Ama ne mutludur ki yalnız baş etmelisiniz diye bir kaide yok. Gelin izin verin, birbirimize destek olalım.</p>
<p>Kaynak: <a href="http://www.webrazzi.com/">http://www.webrazzi.com</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aktuelegitim.com/internette-var-olmanin-psikolojisi-uzerine.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kötü alışkanlıklardan nasıl kurtulabilirsiniz?</title>
		<link>http://www.aktuelegitim.com/kotu-aliskanliklardan-nasil-kurtulabilirsiniz.html</link>
		<comments>http://www.aktuelegitim.com/kotu-aliskanliklardan-nasil-kurtulabilirsiniz.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Feb 2012 18:36:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Özkan Emiroğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile ve Rehberlik]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Eğitimi ve Rehberlik]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuklarda Davranış Bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[kötü alışkanlıklar]]></category>
		<category><![CDATA[kötü alışkanlıklar nasıl oluşur]]></category>
		<category><![CDATA[kötü alışkanlıklardan nasıl kurtulurum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aktuelegitim.com/?p=2901</guid>
		<description><![CDATA[Tırnak yemek, gevezelik etmek, sakızınızı şapırdatarak çiğnemek gibi kötü alışkanlıklar bugüne kadar hem bize zarar vermiştir hem de çevremizdekileri rahatsız etmiştir. Bunlardan kurtulmak için çeşitli yöntemler denediniz ve başarılı olamadıysanız bu haberimizi mutlaka okumalısınız. Foxnews isimli internet sitesinde yer alan habere göre, psikiyatri uzmanları, psikologlar ve bilişsel terapistler bu alışkanlıkları kabul etmenin ilk adım olduğunu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tırnak yemek, gevezelik etmek, sakızınızı şapırdatarak çiğnemek gibi kötü alışkanlıklar bugüne kadar hem bize zarar vermiştir hem de çevremizdekileri rahatsız etmiştir.<br />
Bunlardan kurtulmak için çeşitli yöntemler denediniz ve başarılı olamadıysanız bu haberimizi mutlaka okumalısınız.</p>
<p>Foxnews isimli <span id="more-2901"></span>internet sitesinde yer alan habere göre, psikiyatri uzmanları, psikologlar ve bilişsel terapistler bu alışkanlıkları kabul etmenin ilk adım olduğunu söylüyorlar.</p>
<p>Sakızını şapırdatarak çiğnemek: Bu sinirli ya da endişeli olduğunuzda sığındığınız bir liman gibi görünen bir bağımlılıktır.</p>
<p>Ne yapmalısınız? En hızlı ve en etkili çözüm, sakızı ağzınızdan atmaktır. Eğer gerçek sakız çiğnemeyi bırakmak istemiyorsanız, sakızı her şapırdattığınızda sizi durduracak bir arkadaş bulmaktır. Ya da sakızı şapırdattığınızı duyana kadar sakızı çiğneyin ve bu sesin sizi ne kadar rahatsız ettiğinin farkına varın.</p>
<p>Geç saatlere kadar çalışmak: Bunun için iyi bir sebebiniz var mı? Bu durumdan memnun musunuz yoksa çok mu yoruluyorsunuz?</p>
<p>Ne yapmalısınız? Zamanın ne kadar değerli olduğunu düşünün. Birisi sizden bir şey yapmanızı istediğinde hemen kabul etmeyin. Kendisine geri döneceğinizi söyleyin ve zamanınızın olup olmadığına karar verir. Saatinizi 5 dakika ileri kurun, böylece beklenmedik gecikmeler için zamanınız olur.</p>
<p>Sürüncemede bırakma: Bir görevi tamamlarken duyulan endişeyle mücadele etmede geliştirilen bir stratejidir.</p>
<p>Bundan nasıl kurtulursunuz? İşi ertelemeye başladığınızda bunu kabul edin. Başkaları işinizle ilgilenmediğinizi düşünebilir ve bu durum işleri daha da kötü hale getirir. Size verilen işi kontrol edin, eğer belirtilen tarihte bitiremeyeceğinizi düşünüyorsanız işe devam etmesi için arkadaşınıza gönderin. İşin sonuçları hakkında kendinizi sorumlu hissederseniz, bu sizi görevinizi bitirmeniz için motive edecektir.</p>
<p>Tırnak yeme: Genellikle stresinizi yatıştırmak ya da teselli bulmak için tırnak yeme alışkanlığı başlar. Hatta kimi zaman tırnak yeme bebeklikteki parmak emmenin yetişkin versiyonu olabiliyor.</p>
<p>Bundan nasıl kurtulursunuz? Öncelikle tırnaklarınızı yemeye başladığınızda başka bir şeyle uğraşmaya çalışın, dikkatinizi başka bir işe yönlendirin. İşyerinde ya da evinizde bir stres topu bulundurun ve onunla oynayın. Tırnaklarınızı sık sık kesin.</p>
<p>Her şeyden yakınma, şikayet etme: Kendinizi güvende hissetmediğinizde, istediğiniz bir şey olmadığında bir çocuk gibi ağlarsınız, her şeyden şikayet edersiniz.</p>
<p>Ne yapmalısınız? Bir yetişkin olarak her zaman aynı sonuçlarla karşılaştığınızda büyük bir şaşkınlığa uğrarsınız. Eğer eşiniz ya da arkadaşlarınız sizin gereksiz yere sürekli yakındığınızı söylüyorsa, buna dikkat edin. Yakınmak yerine isteklerinizi doğrudan söyleyin. Birçok insan yakınan kişilere bir süre tahammül eder. Ancak uzun süre dayanamaz.</p>
<p>Dedikodu yapmak: Bazı insanlar dedikodu yaparak dikkatlerin kendisinde odaklanacağını düşünüyor.</p>
<p>Ne yapmalısınız? Yeni bir restoran keşfettiğinizde ya da son gittiğiniz tatil yeri gibi deneyimlerinizi paylaşırken sohbete odaklanın. Son günlerdeki gündem konuları hakkında konuşun. Böylece diğer insanlar hakkında tartışmaktan uzak durursunuz. Otobüste, minibüste ya da yolda giderken iş arkadaşınız hakkında kötü bir şey söylerseniz, o arkadaşınız arka koltukta oturuyor olabilir. Unutmayın ki dedikodu insanların güvenilmez görünmesine yol açar. Dedikodu yapmaya devam ederseniz arkadaşlarınızı ve profesyonel iş bağlantılarınızı kaybedersiniz.</p>
<p>Dağınıklık: Karışıklıktan hoşlanıyor olabilirsiniz. Çünkü dağınıklık işinizi yapmanız için sizi teşvik eder. Buna karşılık aradığınız bir şeyi bulmak için size zaman kaybettirir.</p>
<p>Ne yapmalısınız? İhtiyacınız olan kağıtları kümeler şeklinde ayırın ve farklı renklerde dosyalar ya da kutular kullanın. Acil olanlar ve birkaç gün içinde yapmanız gereken işleri de ayrı dosyalara yerleştirirseniz işiniz kolaylaşır. Kendi çalışma şeklinize uygun olarak buna benzer bir sistem oluşturun. Evde de anahtarlarınızı her gün aynı yere koymak gibi basit adımlarla işe başlayabilirsiniz.</p>
<p>Yerinde duramama: Çok fazla kafein ya da şeker tüketiminin yol açtığı adrenalindeki dalgalanmadan kaynaklanan aşırı enerjiniz olabilir.</p>
<p>Ne yapmalısınız? Bol şekerli kahveyi ya da kafeinli içecekleri çok seviyorsanız, bunları kesmelisiniz. Enerjinizin tavan yapmasını ya da dip noktalara düşmesini kontrol etmek için, yeterince egzersiz yapmak ve uyumak önemlidir. Pasif egzersizlerde ellerinizi ve bacaklarınızı hareket ettirmeyi deneyin. Ellerinizi kucağınıza koyun ve avuç içlerinizi birbirine doğru itin. Bacaklarınız için, iki ayağınızı da yere düz olarak yerleştirin ve ağırlığınızı aşağıya doğru verin. Bu hareketleri sakinleşene kadar yapın.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aktuelegitim.com/kotu-aliskanliklardan-nasil-kurtulabilirsiniz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tuvalet eğitimi ne zaman başlar? Tuvalet eğitimi nasıl verilir?</title>
		<link>http://www.aktuelegitim.com/tuvalet-egitimi-ne-zaman-baslar-tuvalet-egitimi-nasil-verilir.html</link>
		<comments>http://www.aktuelegitim.com/tuvalet-egitimi-ne-zaman-baslar-tuvalet-egitimi-nasil-verilir.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Jan 2012 10:06:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Özkan Emiroğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile ve Rehberlik]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsel Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Eğitimi ve Rehberlik]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Tuvalet eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[Tuvalet eğitimi kaç yaşında başlar]]></category>
		<category><![CDATA[Tuvalet eğitimi nasıl verilir]]></category>
		<category><![CDATA[Tuvalet eğitimi ne zaman başlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aktuelegitim.com/?p=2882</guid>
		<description><![CDATA[Çocukların bezden kurtulup tuvalet eğitimi alması süreci zordur. Anneler, kimi zaman bir sinir harbine dönen bu mücadelede çocuklara tekrar bez bağlamaya dönebiliyor. Çocuğunuza tuvalet eğitimi vermeniz gerektiğinde şu üç şeyin de hazır olması gerekir: Siz psikolojik olarak hazır mısınız? Çocuğunuz buna hazır mı? Çevreniz buna müsait mi? 2 yaşındaydı. Geceleri ağlayarak uyanıyor, annesinin yanında yatmak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="news-detail-spot">Çocukların bezden kurtulup tuvalet eğitimi alması süreci zordur. Anneler, kimi zaman bir sinir harbine dönen bu mücadelede çocuklara tekrar bez bağlamaya dönebiliyor. Çocuğunuza tuvalet eğitimi vermeniz gerektiğinde şu üç şeyin de hazır olması gerekir: Siz psikolojik olarak hazır mısınız? Çocuğunuz buna hazır mı? Çevreniz buna müsait mi?</div>
<div id="news-detail-news-text">
<div id="haberMetinDiv">
<p>2 yaşındaydı. Geceleri ağlayarak uyanıyor, annesinin yanında yatmak istiyor, gündüzleri de huysuzluğu devam ediyordu. Anne tam bir aydır tuvalet eğitimi vermeye çalışıyordu. Ama o sürekli altını ıslatıyor, tuvalete gitmeyi reddediyordu. Anne tekrar bezini bağlama kararı almıştı. Zihinsel ve bedensel olgunluğa sahip bir çocuk ne yazık ki yanlış metotlarla tuvalet eğitimini alamamıştı. Annemiz çok titiz ve sabırsızdı. Çocuğunu etrafı kirletecek korkusuyla her 15 dakikada bir olmak üzere yaklaşık 20-25 kez tuvalete götürüyor, kirlettiğinde de ona bağırıp vuruyordu. Bu süreç anne ve çocuk için bir kâbus haline gelmişti. Çocuğun korkuları artmış, annesine de öfke duymaya başlamıştı. Annenin deyimi ile de sanki onun inadına altını ıslatıyor, öğle uykusuna da, tuvalete gitmeyi de reddediyordu. Peki çocuğumuza doğru ve kalıcı tuvalet eğitimi/alışkanlığı nasıl kazandırabiliriz? Öncelikle üç şeyin hazır olması gerekir. Bunlar anne, çocuk ve çevrenin hazır olmasıdır.</p>
<p>Siz hazır mısınız? Bu dönem zor ve sabır isteyen bir dönemdir. Çocuk ilk temel eğitimini almaktadır. Beden ve zihin etkileşim içinde kontrol sağlama mekanizması geliştirmektedir. Bu da çok da kolay olmayacaktır. Anne kararlı, zamanı yeterli ve enerjik olmalıdır. &#8216;Yapamayacağım&#8217; diye tekrar bezi bağlamak doğru değildir. Geri dönüş olmamalıdır. Bu yüzden de kendisinin de ruhsal açıdan rahat olduğu bir dönemde bu alışkanlık kazandırılmaya çalışılmalıdır.</p>
<p>Çocuğunuz hazır mı? Her çocuğun tuvalet eğitimine başlama hazırlık olgunluğu değişebilir. Ama normal gelişim seyrindeki bir çocuğun 1,5-2,5 yaş arasında tuvalet eğitimini alması gerekir. Daha önce ya da daha sonra verilen eğitim ileriki dönemlerde çocuklarda uyum ve davranış bozukluklarına yol açabileceği gibi bu eğitimi almasını da zorlaştırır. Çocuğunuz 2 saat kuru kalabiliyor, altı kirlendiğinde rahatsız oluyor ve öncesinde de bunun sözel ve bedensel işaretlerini (yüz, mimik, duruş) verebiliyor ve ara ara öğle uykularından da kuru kalkmaya başladı ise tuvalet eğitimine hazır demektir.</p>
<p>Ortamınız hazır mı? Yeni bir kardeş, kreşe başlama, taşınma, boşanma zamanlarında çocuk kendini güvensiz hisseder. Bu zamanlarda eğitim ertelenmelidir. Aynı zamanda çocuğun aniden anneden ayırılıp başka bir kişinin (anneanne, babaanne veya bakıcının) eğitimine verilmesi ruhsal açıdan çocuğu olumsuz etkiler.</p>
<p><strong>NASIL YAPACAĞIZ?</strong></p>
<p>Klozet üzerine oturtulabilen merdivenli bir çocuk klozeti alın. Bu klozetle 1 hafta evin içerisinde oynamasına izin verin.</p>
<p>Çocuğunuzla konuşun. Ona artık büyüdüğünü, bezini çıkaracağınızı, sizin gibi, ağabeyi, ablası gibi tuvaleti kullanacağını anlatın. Ailenin diğer fertlerinden de destek alın. (Anneanne, babaanne, dede de onu teşvik etsinler.)</p>
<p>Gece gündüz bezi tek aşamada çıkarın, asla gece bezlemeyin. Gece bezlemek çocuğa gece altını ıslatabilirsin şeklinde mesaj verir. Böyle bir yaklaşımla da gündüz de tuvalet alışkanlığını kazanması zorlaşır.</p>
<p>Onunla birlikte tuvalete gidin. Yanında bekleyin. Süreci tekrar anlatın.</p>
<p>Çocuğunuzu 1,5-2 saatte bir tuvalete götürün. Özellikle beslenmeden sonra. Yaptığında onu ödüllendirin.</p>
<p>Gündüz tuvalette 5 dakikadan fazla durmayın. Yapmadığında gülümseyerek &#8220;Daha gelmemiş!&#8221; diyerek onunla birlikte tuvaletten çıkın.</p>
<p>Gece yattıktan 1 saat sonra muhakkak kaldırın. Korkmayın, tekrar uykuya dalacaktır. Dalma esnasında onun yatağında isterse elini tutarak bekleyin.</p>
<p>Kendini rahat hissettiğinde sizi bırakacaktır, tuvalette yalnız kalabilecektir. Bir süre sonrada kendi kendine gidecek, kapıyı da kapatacaktır.</p>
<p>Unutmayın, zamana ihtiyacınız var. En fazla 6-8 ay içerisinde çocuğunuz tuvalet eğitimini öğrenip, kalıcı alışkanlığı kazanacaktır.</p>
<p>5 yaşına kadar alışkanlığın kazanılamaması durumunda muhakkak klinik destek alın.</p>
<p><a href="http://www.zaman.com.tr/" target="_blank">http://www.zaman.com.tr</a></p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aktuelegitim.com/tuvalet-egitimi-ne-zaman-baslar-tuvalet-egitimi-nasil-verilir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İnternet bağımlılığı, beyinde hasara yol açıyor</title>
		<link>http://www.aktuelegitim.com/internet-bagimliligi-beyinde-hasara-yol-aciyor.html</link>
		<comments>http://www.aktuelegitim.com/internet-bagimliligi-beyinde-hasara-yol-aciyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Jan 2012 00:39:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Özkan Emiroğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[internet bağımlılığı]]></category>
		<category><![CDATA[internet zararları]]></category>
		<category><![CDATA[internetin beyine zararı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aktuelegitim.com/?p=2822</guid>
		<description><![CDATA[İnternet bağımlılığının beyinde değişikliğe yol açtığı belirlendi. Çin&#8217;de yapılan bir araştırmada, yaşları 14 ve 21 arasında değişen gençlerin beyinleri manyetik rezonans görüntüleme (MRI) yöntemiyle tarandı. Katılımcılar arasında kontrolsüz internet kullanımı olarak tanımlanan internet bağımlıları da bulunuyordu. İnternet bağımlısı gençlerin beyinlerindeki sinir liflerinden oluşan beyaz maddenin değişime uğradığını belirten araştırmacılar, beynin duygular, dikkat, karar verme ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İnternet bağımlılığının beyinde değişikliğe yol açtığı belirlendi. Çin&#8217;de yapılan bir araştırmada, yaşları 14 ve 21 arasında değişen gençlerin beyinleri manyetik rezonans görüntüleme (MRI) yöntemiyle tarandı. </p>
<p>Katılımcılar arasında kontrolsüz internet kullanımı olarak tanımlanan internet bağımlıları<span id="more-2822"></span>  da bulunuyordu. İnternet bağımlısı gençlerin beyinlerindeki sinir liflerinden oluşan beyaz maddenin değişime uğradığını belirten araştırmacılar, beynin duygular, dikkat, karar verme ve bilişsel kontrolle ilgili merkezlerini birbirine bağlayan sinir liflerinin bağlantılarının da hasar gördüğünü kaydetti. Benzeri hasar, alkol ve kokain bağımlılarında da görülüyor. </p>
<p><strong>10 KİŞİDEN 1&#8242;İ BAĞIMLI </strong></p>
<p>Araştırmacılar, her 10 internet kullanıcısından birinin internete bağımlı hale geldiğini belirledi. &#8220;Plus One&#8221; adlı dergide yayımlanan araştırma sonuçlarının, bağımlılar için yeni tedavi yöntemlerinin bulunmasına yardımcı olması bekleniyor. Worcesters Üniversitesi araştırmacıları da bir süre önce yaptıkları çalışmada, akıllı telefonların bağımlılığa yol açtığını, çok sayıda kullanıcının &#8220;hayali titreşimler&#8221; duyduğunu açıklamıştı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aktuelegitim.com/internet-bagimliligi-beyinde-hasara-yol-aciyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ebeveynin yanlış tutumu çocuğun sınav kaygısını yükseltir</title>
		<link>http://www.aktuelegitim.com/ebeveynin-yanlis-tutumu-cocugun-sinav-kaygisini-yukseltir.html</link>
		<comments>http://www.aktuelegitim.com/ebeveynin-yanlis-tutumu-cocugun-sinav-kaygisini-yukseltir.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Jan 2012 14:06:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akın Yıldırım</dc:creator>
				<category><![CDATA[Öğrenme Bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[Sınav Kaygısı]]></category>
		<category><![CDATA[sınav kaygısı ile başa çıma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aktuelegitim.com/?p=2794</guid>
		<description><![CDATA[Yüksek sınav kaygısı, öğrencilerin başarısını olumsuz yönde etkileyen hususlardan birisidir. Yüksek kaygının etkisiyle öğrenciler sınavda panikler ve gerçek performanslarını ortaya koyamazlar. Sınavda yaşadıkları gerginliğin etkisiyle öğrendikleri bilgileri sınav esnasında etkili bir şekilde kullanamayan hatta bildikleri soruları dahi doğru cevaplayamayan bu öğrenciler, aynı soruları sınavdan sonra rahatlıkla çözebilirler. Üniversite sınavını bir maratona benzetirsek, yüksek kaygı taşıyan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yüksek sınav kaygısı, öğrencilerin başarısını olumsuz yönde etkileyen hususlardan birisidir. Yüksek kaygının etkisiyle öğrenciler sınavda panikler ve gerçek performanslarını ortaya koyamazlar. Sınavda yaşadıkları gerginliğin etkisiyle öğrendikleri bilgileri sınav esnasında etkili bir şekilde kullanamayan <span id="more-2794"></span>hatta bildikleri soruları dahi doğru cevaplayamayan bu öğrenciler, aynı soruları sınavdan sonra rahatlıkla çözebilirler.</p>
<p>Üniversite sınavını bir maratona benzetirsek, yüksek kaygı taşıyan öğrencinin durumu 20 &#8211; 30 kiloluk bir çantayla koşmaya çalışan atlet gibidir. Bu atlet ne kadar istekli olsa da taşıdığı yükün etkisiyle erken yorulacaktır.</p>
<p>Öğrencilerin sınav kaygısını tetikleyen hususların başında ebeveynlerin yanlış tutumu gelir. Ebeveynlerin sınavı bir ölüm &#8211; kalım meselesi gibi algılaması ve çocuğunu motive etme amaçlı da olsa &#8220;Sınavı kazanamazsan seni zor günler bekliyor&#8221;, &#8220;Herkesin gözü senin üzerinde&#8221;, &#8220;Kazanamazsan çevreye rezil oluruz&#8221; gibi ifadeler kullanması teşvik edici olmaktan çok adeta öğrenciyi kilitleyecektir.</p>
<p>Bunun yanı sıra ebeveynin, çocuğunun kapasitesini göz önünde bulundurmadan &#8220;Mutlaka Tıp Fakültesini kazanmalısın&#8221; ya da &#8220;Hukuk Fakültesini kazanamadıktan sonra başka bir bölüm kazansan da bir şeye yaramaz&#8221; gibi ifadeler kullanması öğrenci açısından çok yıkıcı sonuçlar doğurur. Yine ebeveynin çocuğuna güvenmemesi ve sınavı kazanması için ona baskı yapması, hatta aşırı otoriter bir tavır içine girmesi çocuğun kaygısını yükselteceği gibi onun ailesinden soğumasına da sebep olacaktır.</p>
<p><strong><em>Bu durumda ebeveynlerin aşağıdaki hususlara dikkat etmesi yararlı olacaktır:</em></strong></p>
<p>-        Sınavlar hayatın bir parçasıdır. Ebeveyn, çocuğuna sınavı bir ölüm &#8211; kalım meselesi gibi takdim etmemelidir.</p>
<p>-        Çocuğun kapasitesi konusunda gerçekçi olunmalı ve beklenti düzeyi ona göre belirlenmelidir.</p>
<p>-        Öğrenci, kesinlikle başkalarıyla kıyaslanmamalı. Bu durum onun aşkını-şevkini kırmaktan başka bir işe yaramaz.</p>
<p>-        Sınavı bir kişilik ölçüm aracı olarak kullanmamalı ve çocuğun değeri sınavdaki başarısı üzerinden biçilmemeli. Bilakis çocuğunuza &#8220;Sen bizim evladımızsın, kazansan da kazanmasan da bizim için çok değerlisin&#8221; mesajı verilmelidir.</p>
<p>-       &#8221;Senin imkânların bende olsaydı mükemmel bölümler kazanırdım, ama sen çalışmıyorsun&#8221; tarzındaki ifadeler öğrenciyi pek motive etmemektedir. Özellikle ebeveynin sunduğu imkânları çocuğun başına kakması çocuk tarafından itici kabul edilecektir. Bunun yerine beklentinizi ifade edip çocuğun ders çalışmamasının asıl sebeplerini araştırmanız daha yararlı olacaktır.</p>
<p>-        Çocuk ebeveynini bir korku objesi olarak görmemeli. Ebeveyn, öğrencinin ders durumunu takip ederken müfettiş edasıyla davranmamalı. Çünkü teftiş edilmek insanı gerginliğe sürükler. Böyle bir atmosferde sınava hazırlanan öğrenci yoğun bir kaygı taşıyacaktır.</p>
<p>-        Çocuğa sürekli &#8220;ders çalış&#8221; denmemeli. Eğer öğrenci, günlük çalışma programını bitirmişse elbette ki sosyal aktiviteler de yapabilmeli ve yeri geldiğinde nitelikli arkadaşlarıyla birlikte &#8220;nefes alabilmelidir.&#8221;</p>
<p>-        Ebeveynin sınava hazırlık süresince çocuğu adeta &#8220;karantinaya&#8221; alması, kimseye misafirliğe gitmemesi, eve misafir almaması, yemeği ve çayı çocuğun ayağına götürmesi, çocuk ders çalışacak diye evde &#8220;olağanüstü hal&#8221; ilan etmesi çocuğun iyice paniklemesine sebep olabilir. Unutulmamalı ki çocuğunuz nihayetinde savaşa değil sınava girmektedir.</p>
<p>-        Özellikle ekonomik durumu iyi olan ebeveynlerin çocuğunu özel okula ve dersaneye göndermekle yetinmeyip, hemen her ders için özel öğretmen ayarlaması, öğrencinin adeta &#8220;boğulmasına&#8221; sebep olabiliyor. Bu tarz abartılı &#8220;özel ders takviyeleri&#8221; öğrenciyi baskı altına almakta ve &#8220;Bunca emeğe rağmen kazanamazsam mahvolurum&#8221; düşüncesinin oluşmasına zemin hazırlamaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Akın YILDIRIM</strong><br />
<strong>Özel Toros Akdeniz Lisesi</strong><br />
<strong>Rehber Öğretmeni</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aktuelegitim.com/ebeveynin-yanlis-tutumu-cocugun-sinav-kaygisini-yukseltir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İnternet bağımlılığı erkeklerde daha fazla</title>
		<link>http://www.aktuelegitim.com/internet-bagimliligi-erkeklerde-daha-fazla.html</link>
		<comments>http://www.aktuelegitim.com/internet-bagimliligi-erkeklerde-daha-fazla.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Jan 2012 17:40:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Özkan Emiroğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[internet bağımlılığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aktuelegitim.com/?p=2784</guid>
		<description><![CDATA[Ankara il merkezinde bir liseye devam eden ve çalışmaya gönüllü olarak katılan öğrenciler üzerinde yapılan internet bağımlılığı araştırması, Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları E.A. Hastanesi (BRSHH)&#8217;nin bilimsel dergisi Düşünen Adam&#8217;da yayınlandı. Araştırma sonuçları, erkek cinsiyette internet bağımlılığının daha fazla olduğunu ortaya koyuyor. Araştırmada, liseye devam eden bir grup ergende internet [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ankara il merkezinde bir liseye devam eden ve çalışmaya gönüllü olarak katılan öğrenciler üzerinde yapılan internet bağımlılığı araştırması, Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları E.A. Hastanesi (BRSHH)&#8217;nin bilimsel dergisi Düşünen Adam&#8217;da yayınlandı. Araştırma sonuçları, erkek cinsiyette internet bağımlılığının daha fazla olduğunu ortaya koyuyor.</p>
<p>Araştırmada, liseye devam eden bir grup ergende internet bağımlılığı ile yaş, cinsiyet, anne-baba yaşı, anne-baba eğitim düzeyi, kardeş sayısı, evde internet erişiminin mevcudiyeti, ergenin internet başında geçirdiği süre, ergenin odasında bilgisayar bulunup bulunmaması, ergenin sigara kullanıp kullanmaması ve depresyon ölçek puanı gibi değişkenlerin internet bağımlılığı ölçek puanına etkisinin incelenmesi amaçlandı.</p>
<p><strong><strong>İNTERNETTE KALMA VE DEPRESYON ARTTIKÇA BAĞIMLILIK DA ARTTI<br />
</strong></strong>Örneklem, yüzde 54&#8242;ü kız, 211 öğrenciden oluşuyor. İnternet Bağımlılığı Ölçek puanı ile değişkenlerin ilişkisi incelendiğinde, internette kalma süresi ve depresyon skoru arttıkça bağımlılık ölçek puanının da arttığı, erkeklerin kızlara göre bağımlılık ölçek puanlarının istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu, diğer değişkenlerle bağımlılık ölçek puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki olmadığı saptandı.</p>
<p>Ayrıca, bağımlı grubu bağımlı olmayan gruptan ayırt etmede, sırasıyla, erkek olmanın, depresyon skorunun yüksek olmasının ve internette uzun süre kalmanın istatistiksel olarak anlamlı etkisinin olduğu görüldü.</p>
<p>Çalışma sonuçlarına göre, lise öğrencilerinde internet bağımlılığı olasılığının erkek cinsiyette daha fazla olduğu ortaya çıktı. İnternet bağımlılığını etkileyen olası risk etkenleri olarak gencin depresyon düzeyi ve internette geçirdiği süre belirlendi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aktuelegitim.com/internet-bagimliligi-erkeklerde-daha-fazla.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Özbay: &#8220;Zorlanmadan başarı kazanılmaz&#8221;</title>
		<link>http://www.aktuelegitim.com/prof-dr-ozbay-zorlanmadan-basari-kazanilmaz.html</link>
		<comments>http://www.aktuelegitim.com/prof-dr-ozbay-zorlanmadan-basari-kazanilmaz.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Dec 2011 09:32:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Özkan Emiroğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile ve Rehberlik]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[başarma duygusu nasıl geliştirilir]]></category>
		<category><![CDATA[Gönüllü Eğitimciler Derneği]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aktuelegitim.com/?p=2747</guid>
		<description><![CDATA[Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yaşar Özbay, zorlanmadan başarı kazanılamayacağını söyledi. Özbay, gelişimin, zorlanma ve destekle sağlanacak bir süreç olduğunu, bu formülde asıl ağırlığın zorluklarla mücadeleye verilmesi gerektiğini ifade etti. Zonguldak&#8217;ın Ereğli ilçesinde Gönüllü Eğitimciler Derneği, (ERGED) İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve Ereğli Eğitim Fakültesi iş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yaşar Özbay, zorlanmadan başarı kazanılamayacağını söyledi. Özbay, gelişimin, zorlanma ve destekle sağlanacak bir süreç olduğunu, bu formülde asıl ağırlığın zorluklarla mücadeleye verilmesi gerektiğini ifade etti.</p>
<p>Zonguldak&#8217;ın Ereğli ilçesinde Gönüllü Eğitimciler Derneği, (ERGED) İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve Ereğli Eğitim Fakültesi iş birliğiyle &#8216;Pozitif Genç Girişimi&#8217; konulu konferans düzenledi.<br />
Atatürk Kültür Merkezi sinema salonundaki konferansa Ereğli Milli Eğitim Müdürü Turan Akpınar, Ereğli Eğitim Fakültesi Dekanı Ali Azar, çok sayıda eğitimci, öğrenci ve vatandaşlar katıldı.<br />
Konferansta konuşan Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yaşar Özbay, başarı için zorlanmanın şart olduğunu belirtti.<br />
Gelişimin, zorlanma ve destekle sağlanacak bir süreç olduğunu, bu formülde asıl ağırlığın zorluklarla mücadeleye verilmesi gerektiğini ifade eden Özbay, &#8220;Bugünkü eğitim sisteminde okulların içini boşaltmış durumdayız. Okullarda çocuklarımıza hiçbir yaşam becerisi kazandıramıyoruz. Sınav odaklı eğitimle onları hayattan tamamen kopartıyoruz. Bir yere yerleştirdiğimizde de tüm derdimiz bitiyor. Hal bu ki hayatın zorluklarını görmeyen, hayat tasası olmayan bir çocuğun okuması ve başarılı olması da pek mümkün değildir. O nedenle çocuklarımızın hayatla yüzleşmesine, zaman zaman hata yapmasına fırsat tanıyalım.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>&#8220;TEMEL SORUNUMUZ ÇOCUKLARIMIZA YAŞAM BECERİSİ KAZANDIRAMAMAK&#8221;</strong><br />
Konferansta sık sık yaşanmış örneklere başvuran ve izleyiciyle diyalog kuran Özbay, çocuk gelişiminde dikkate alınması gereken çarpıcı örnekler de verdi.<br />
Bir tanıdığının başından geçenleri anlatarak izleyiciye iki durumdan hangisi doğru sorusunu yönelten Özbay şu örneği verdi: ?Bir tanıdığım var Ankara?da. Akşam işini bitirip eve dönmek için yola çıkıyor. Yolda 11 yaşlarında bir çocukla karşılaşıyor. Çocuk, annesinin hazırladığı poğaça türü yiyecekleri Kızılay?da satmış ve o da evine dönüyor. Arkadaşım çocuğun durumundan çok etkileniyor ve cebindeki tüm parayı ona veriyor. Eve sarsılmış bir yüz ifadesiyle giriyor. Eşi, bir şeylere sıkıldığını anlıyor ve soruyor. Önce &#8216;bir şey yok&#8217; diyor. Üsteleyince durumu anlatıyor ve &#8216;Çocuğun durumuna içim parçalandı&#8217; deyince eşi, ?Sen o çocuğa neden üzülüyorsun, bak annesinin hazırladığı şeyleri gidip Kızılay?da satabiliyor, sen asıl kendi çocuğuna üzül. Daha bakkaldan gidip ekmek alıp gelmeyi bile beceremiyor.? diyor. Evet bu iki çocuktan hangisine acımak gerekiyor. İşte bizim temel sorunumuz bu. Çocuklarımıza yaşam becerisi kazandıramamak.? ifadelerini kullandı</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aktuelegitim.com/prof-dr-ozbay-zorlanmadan-basari-kazanilmaz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Lisede her üç öğrenciden biri akran baskısı görüyor</title>
		<link>http://www.aktuelegitim.com/lisede-her-uc-ogrenciden-biri-akran-baskisi-goruyor.html</link>
		<comments>http://www.aktuelegitim.com/lisede-her-uc-ogrenciden-biri-akran-baskisi-goruyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Dec 2011 09:12:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Özkan Emiroğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ergenlik Dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[akran baskısı]]></category>
		<category><![CDATA[akran baskısı nasıl azaltırım]]></category>
		<category><![CDATA[akran baskısının etkileri]]></category>
		<category><![CDATA[akran baskısının etkileri nedir]]></category>
		<category><![CDATA[akran zorbalığı]]></category>
		<category><![CDATA[akran zorbalığının nedenleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aktuelegitim.com/?p=2744</guid>
		<description><![CDATA[Liselerde öğrenciler arasında gruplaşmalar, kız-erkekçatışmaları ve gençler arasındafarklıbaskışekilleriortaya çıkabiliyor. Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi (BRSHH), Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özden Şükran Üneri, &#8220;akran zorbalığı&#8221;na maruz kalan çocuklarda, psikosomatik belirtiler, depresyon gibi içe atım sorunlarının arttığını söylüyor. Üneri, ülkemizde lise öğrencilerinde yapılan bir çalışmada, öğrencilerin yüzde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Liselerde öğrenciler arasında gruplaşmalar, kız-erkekçatışmaları ve gençler arasındafarklıbaskışekilleriortaya çıkabiliyor.</p>
<p>Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi (BRSHH), Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özden Şükran Üneri, &#8220;akran zorbalığı&#8221;na maruz kalan çocuklarda, psikosomatik belirtiler, depresyon gibi içe atım sorunlarının arttığını söylüyor. Üneri, ülkemizde lise öğrencilerinde yapılan bir çalışmada, öğrencilerin yüzde 33&#8242;ünün sözel, yüzde 35,5&#8242;inin fiziksel, yüzde 28,3&#8242;ünün duygusal ve yüzde 15,8&#8242;inin ise cinsel içerikli zorbalığa uğradığının saptandığını belirtiyor. Üneri, zorbalığın öğrenciler için ciddi bir travma olduğu, etkilerinin okul dönemi ile sınırlı kalmayıp, hayat boyu sürdüğü ve toplum sağlığını da olumsuz etkilediğini ifade ediyor.</p>
<p>Ülkemizde yapılan bir çalışmada da, akran zorbalığı sıklığı ile depresyon belirtilerinin ilişkili olduğunu aktaran Özden Şükran Üneri, &#8220;Ayrıca akran zorbalığının yol açtığı psikiyatrik sorunlar süreğenlik de göstermektedir. Çözümü, ancak okul yöneticileri, okul rehberlik servisi, öğretmenler, okul hemşiresi ve gerektiğinde hekimden oluşan çok disiplinli bir ekibin koordineli bir şekilde çalışması ile mümkündür.&#8221; diyor. Üneri şunları söylüyor: &#8220;Zorbalık herhangi bir biçimde ortaya çıktığında uygun tepki vermemek, tekrarlama riskini desteklemek demektir. Öğrencilerin okul ortamı içinde kendilerini güvende hissedebilmeleri için, sorumlu yetişkinler tarafından dinleneceklerini ve zorbalığa karşı tolerans gösterilmeyeceğini bilmeleri gerekir. Öğrencilere problem çözme, sosyal desteklerini artırma gibi stresle baş etme yöntemleri öğretilmelidir.&#8221;</p>
<p>zaman.com.tr</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aktuelegitim.com/lisede-her-uc-ogrenciden-biri-akran-baskisi-goruyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Doğum sonrası depresyon</title>
		<link>http://www.aktuelegitim.com/dogum-sonrasi-depresyonun.html</link>
		<comments>http://www.aktuelegitim.com/dogum-sonrasi-depresyonun.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Dec 2011 19:02:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Özkan Emiroğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Kalitesi]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[doğum sonrası depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[doğum sonrası depresyonu atlatmak için ye yapmak gerekir]]></category>
		<category><![CDATA[doğum sonrası depresyonunun belirtileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aktuelegitim.com/?p=2741</guid>
		<description><![CDATA[Kadın Doğum Uzmanı Opr. Dr. Gizem Yıldırım &#8220;Yeni anneler doğumdan itibaren bedensel, duygusal ve toplumsal değişiklikler yaşarlar. Doğumdan itibaren anne ile bebek arasında kurulan ilişkinin, tanımlanamayacak kadar özel bir ilişkidir. Bebek sahibi olmak gerek anne gerekse babanın hayatında büyük değişiklik yaratır.&#8221; diyor. Yıldırım, ayrıca, doğum sonrası depresyonun belirtileri ve tedavisini anlatıyor. Doğum sonrası depresyonunun belirtileri  [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kadın Doğum Uzmanı Opr. Dr. Gizem Yıldırım &#8220;Yeni anneler doğumdan itibaren bedensel, duygusal ve toplumsal değişiklikler yaşarlar. Doğumdan itibaren anne ile bebek arasında kurulan ilişkinin, tanımlanamayacak kadar özel bir ilişkidir. Bebek sahibi olmak gerek anne gerekse babanın hayatında büyük değişiklik yaratır.&#8221; diyor. Yıldırım, ayrıca, doğum sonrası depresyonun belirtileri ve tedavisini anlatıyor.</p>
<p><strong>Doğum sonrası depresyonunun belirtileri </strong></p>
<ul>
<li>Kendini kötü hissetme,</li>
<li>Mutsuzluk, çaresizlik, sebepsiz ağlama krizleri,</li>
<li>Kendini değersiz ve suçlu hissetme,</li>
<li>Hüzün, boşluk duygusu, duyarsızlık,</li>
<li>Özellikle bebeğe olan ilginin azalması,</li>
<li>Bebekle ilgili kaygı duyma,</li>
<li>Bebeğe zarar verme korkusu,</li>
<li>Enerjinin azalması ve aşırı yorgun hissetme,</li>
<li>Uykuya dalmada zorluk ve uyku bozukluğu,</li>
<li>Cinsel isteksizlik,</li>
<li>Aşırı yeme ya da iştah kaybı,</li>
<li>İntihar düşünceleri</li>
</ul>
<p>Daha önce depresyon yaşamış olan kişilerin, gebelik ve doğum sürecini travmatik geçirenlerin, eşiyle ilgili sorunları olanların doğum sonrası depresyonu yaşama ihtimali daha yüksek.</p>
<p>Doğum sonrası depresyonu demek için depresyon belirtilerinin doğum sonrası ilk 4 haftada ortaya çıkması gerekiyor. Gene de bazı kadınlarda belirtiler haftalar ya da aylar sonra, daha sinsi bir şekilde başlayabiliyor.</p>
<p><strong>Doğum sonrası depresyonu tedavisi </strong><br />
Doğum sonu depresyonla başa çıkmak için yeni anne olan kadınların hislerini, şikayetlerini eşleriyle ve yakınlarıyla paylaşmaları gerekir. Ayrıca, gerekirse profesyonel yardım almaktan da kaçınılmamalıdır.</p>
<p>Özellikle yeni anneler, doğumdan itibaren bedensel, duygusal ve toplumsal değişiklikler yaşarlar. Bu hem çok güzel hem de zor süreç zarfında yeni annelerin bebeklerine nasıl özenle bakıyorlarsa kendilerine de çok iyi bakmaları gerekir.</p>
<p><strong>Doğum sonrası depresyonu atlatmak için öneriler</strong></p>
<ul>
<li>Kendinizi aşırı derecede yormayın.</li>
<li>Bebeğiniz uyurken siz de uyumaya çalışın. Uyku zihinsel sağlık açısından çok önemlidir.</li>
<li>Bebeğiniz gece hareketliyse ve uykunuzu bozuyor ise onu başka bir odaya almayı deneyin.</li>
<li>Eşinizden size destek olmasını isteyebilirsiniz. Bu şekilde bebekten sadece siz sorumlu olmazsınız. Bebek bakımı konusunda çevrenizdeki akraba ve arkadaşlarınızdan yardım isteyin. Kendinize dinlenecek zaman ayırın.</li>
<li>Gebelik esnasında ve emzirme döneminde beslenmenize dikkat edin.</li>
<li>Kendinizi çaresiz ve güçsüz hissediyorsanız bir psikolog veya psikiyatrdan destek almak için zaman kaybetmeyiniz. Unutmayın, anne olarak siz ruhen ve bedenen sağlıklı olmadıkça bebeğinize gerekli bakımı sağlamanız zordur.</li>
</ul>
<p>pudra.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aktuelegitim.com/dogum-sonrasi-depresyonun.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Akran zorbalığına maruz kalan çocuklarda ruhsal problemler</title>
		<link>http://www.aktuelegitim.com/akran-zorbaligina-maruz-kalan-cocuklarda-ruhsal-problemler.html</link>
		<comments>http://www.aktuelegitim.com/akran-zorbaligina-maruz-kalan-cocuklarda-ruhsal-problemler.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Dec 2011 18:43:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Özkan Emiroğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Eğitimi ve Rehberlik]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuklarda Davranış Bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[akran zorbalığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aktuelegitim.com/?p=2736</guid>
		<description><![CDATA[Akran zorbalığına maruz kalan çocuklarda, psikosomatik belirtiler ve depresyon gibi içe atım sorunlarının arttığını belirten Ruh Sağlığı Uzmanı Dr. Özden Şükran Üneri, Türkiye&#8217;nin, genç nüfus yoğunluğu nedeniyle, akran zorbalığı açısından risk grubunda olduğunu söyledi. Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özden Şükran [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Akran zorbalığına maruz kalan çocuklarda, psikosomatik belirtiler ve depresyon gibi içe atım sorunlarının arttığını belirten Ruh Sağlığı Uzmanı Dr. Özden Şükran Üneri, Türkiye&#8217;nin, genç nüfus yoğunluğu nedeniyle, akran zorbalığı açısından risk grubunda olduğunu söyledi.</p>
<p>Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özden Şükran Üneri, &#8220;akran zorbalığı&#8221;na maruz kalan çocuklarda, psikosomatik belirtiler, depresyon gibi içe atım sorunlarının arttığını söyledi.</p>
<p>Ülkemizde, lise öğrencilerinde yapılan bir çalışmada, öğrencilerin yüzde 33?ünün sözel, yüzde 35.5?inin fiziksel, yüzde 28.3?ünün duygusal ve yüzde 15.8&#8242;inin ise cinsel içerikli zorbalığa uğradığının saptandığını belirten Üneri, zorbalığın öğrenciler için ciddi bir travma olduğu, etkilerinin okul dönemi ile sınırlı kalmayıp, yaşam boyu sürdüğü ve toplum sağlığını da olumsuz etkilediği kabul edildiğini ifade etti.</p>
<p>Üneri, zorbalık eylemleri süreğen hale geldiğinde, güç dengesizliklerinin kalıcı hale geldiği ve hedef olan çocuklarda fiziksel ve zihinsel gelişim sürecinin bozulduğunu açıkladı. Ülkemizde yapılan bir çalışmada da, akran zorbalığı sıklığı ile depresyon belirtilerinin ilişkili olduğunu aktaran Üneri, şöyle devam etti:</p>
<p>&#8220;Ayrıca, akran zorbalığının yol açtığı psikiyatrik sorunlar süreğenlik de göstermektedir. Çeşitli çalışmalarda, zorbalığın kurbanlarla birlikte, okuldaki tüm öğrencileri etkilediği belirtilmektedir. Çözümü, ancak okul yöneticileri, okul rehberlik servisi, öğretmenler, okul hemşiresi ve gerektiğinde hekimden oluşan çok disiplinli bir ekibin koordineli bir şekilde çalışması ile mümkündür. Zorbalık herhangi bir biçimde ortaya çıktığında uygun tepki vermemek, tekrarlama riskini desteklemek demektir. Öğrencilerin okul ortamı içinde kendilerini güvende hissedebilmeleri için, sorumlu yetişkinler tarafından dinleneceklerini ve zorbalığa karşı tolerans gösterilmeyeceğini bilmeleri gerekir. Öğrencilere problem çözme, sosyal desteklerini artırma gibi stresle baş etme yöntemleri öğretilmelidir. Ancak o zaman, öğrencilerin, akran etkisi olarak adlandırılan zorbalıkla karşılaştıklarında ya da buna tanık olduklarında müdahalede bulunmaları sağlanabilir.&#8221;</p>
<p><strong>DÜNYADA YAYGIN BİR SORUN</strong></p>
<p>Zorbalığı önlemede tüm okul çalışanlarına, ailelere, topluma ve medyaya aktif bir görev ve sorumluluk düştüğünü hatırlatan Dr. Üneri, şunları kaydetti:</p>
<p>&#8220;Sonuç olarak, akran zorbalığı tüm dünyada yaygın bir sorundur. Ülkemiz, genç nüfus yoğunluğu nedeniyle, akran zorbalığı açısından risk grubundadır. Buna karşın ülkemizde akran zorbalığı ile ilgili çalışmaların beklenen sıklıkta olmadığı gözlenmiştir. Ülkemize özel akran zorbalığını önleme modelinin geliştirilebilmesi ve çocuk ile çalışan profesyonellerin bu alanda farkındalıklarının artması açısından, tüm Türkiye&#8217;yi temsil edebilecek nitelikte, geniş örneklemli, akran zorbalığı türlerini, uygulama yer, zaman ve aralıklarını, zorbalık yapan ve yapılanların özelliklerini, alınan önlemler ve bu önlemlerin sonuçlarını içeren araştırmaların yapılmasının yararlı olacağı düşünülmüştür.&#8221;</p>
<p>Ntvmsnbc</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aktuelegitim.com/akran-zorbaligina-maruz-kalan-cocuklarda-ruhsal-problemler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

