<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>AktuelEğitim &#187; Çocuklarda Davranış Bozuklukları</title>
	<atom:link href="http://www.aktuelegitim.com/category/psikolojik-problemler/cocuklarda-davranis-bozukluklari/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.aktuelegitim.com</link>
	<description>Türkiye&#039;nin Eğitim Portalı</description>
	<lastBuildDate>Wed, 28 Jul 2010 10:39:17 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Çocuk suçluluğu ve önlenmesi</title>
		<link>http://www.aktuelegitim.com/cocuk-suclulugu-ve-onlenmesi.html</link>
		<comments>http://www.aktuelegitim.com/cocuk-suclulugu-ve-onlenmesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 12 May 2010 19:52:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Barış ÇAKIR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Eğitimi ve Rehberlik]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuklarda Davranış Bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[aile eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk suçluluğu]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk suçluluğu türleri]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[suç nedenleri]]></category>
		<category><![CDATA[suçluluk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aktuelegitim.com/?p=1316</guid>
		<description><![CDATA[ÇOCUK SUÇLULUĞU, en basit anlatımı ile 18 yaşın altındaki yaş grubuna dahil çocuklarımızın karşılaştığı her türlü suça denilmektedir. Çocuk suçluluğunu şu şekilde kategorize edebiliriz;  1- Suça Yönelen Çocuk : Sosyal çevreleri, ana- baba tutumları, kişisel özellikleri nedeniyle  suç işlemeye yatkın ve suç işleme tehlikesi içinde bulunan çocuklardır. 2- Suçlu Çocuk : Kanunlarca suç sayılan fiilleri işleyerek, kanunun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>ÇOCUK SUÇLULUĞU, en basit anlatımı ile 18 yaşın altındaki yaş grubuna dahil çocuklarımızın karşılaştığı her türlü suça denilmektedir. Çocuk suçluluğunu şu şekilde kategorize edebiliriz;</p>
<p> 1- Suça Yönelen Çocuk : Sosyal çevreleri, ana- baba tutumları, kişisel özellikleri nedeniyle  suç işlemeye yatkın ve suç işleme tehlikesi içinde bulunan çocuklardır.</p>
<p>2- Suçlu Çocuk : Kanunlarca suç sayılan fiilleri işleyerek, kanunun cezai hükümleri kapsamına       giren çocuklardır.</p>
<p>3- Çocuk Suçluluğu : Bir çocuktaki anti-sosyal eğilimlerin yasa müdahalesi gerektirecek bir duruma dönüşmesidir.</p>
<p>Bu konuda bazı önemli noktalara değinmeden, son yıllarda toplumumuzda hızla yaygınlaşan bu önemli sorunu anlamamız oldukça güç olur. Türk Ceza Kanunu&#8217;nun 31-(1) maddesine göre fiili işlediği sırada 12 yaşını doldurmamış çocukların ceza sorumluluğu yoktur, bu çocuklar hakkında sadece onlara özgü güvenlik tedbirleri uygulanabilir. Dikkat çekici diğer bir nokta da Türk Ceza Kanunu&#8217;nun 31. maddesinin 2. fıkrasında geçmektedir; burada da eğer çocuk fiili işlediği sırada 12 yaşını doldurmuş fakat 15 yaşından gün almamışsa işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamaması veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemiş olması halinde de bu çocuklar hakkında ceza kovuşturması yapılmaz, bu çocuklarla ilgili olarak ta onlara özgü güvenlik tedbirleri uygulanır.</p>
<p><strong>ÇOCUK SUÇLULUĞUNUN TÜRLERİ</strong></p>
<p>1-       Zeka Geriliği veya Gelişimindeki Gerilik Nedeniyle Görülen Suçluluk : Bedensel, toplumsal ve zihinsel gelişimleri sınırlı olan bu çocuklar çoğunlukla sosyo-ekonomik düzeyi düşük, yoksul ailelerden gelmektedir. Bu tip çocuklar gerek zayıflıkları, gerekse dış baskılar sonucu suç işleyebilirler.</p>
<p>2-       Sosyal Eğitimden ve Kültürden Yoksun Olma Nedeniyle Görülen Suçluluk : Çevre çocuğun hem zihnen, hem bedenen gelişmesini destekler. Çocuğun içinde bulunduğu çevre, onun sosyal, eğitimsel ve temel ihtiyaçlarını karşılayamıyorsa çocuk suça yönelebilir.</p>
<p>3-       Ergenlik Çağı Nedeniyle Oluşan Suçluluk : Bu çağdaki hızlı bedensel ve ruhsal değişim ile çocukluk evresine kadar uzanan yanlış eğitim ve yetersiz sevgi gibi nedenler, ergenin suça yönelmesini sağlayabilir.</p>
<p>4-       Bozuk Aile Düzeninin Neden Olduğu Suçluluk : Çocuk, birlikte yaşadığı ailenin kötü sosyal davranış örneklerini, ailesinin ve çevresinin kusurlu yanlarını benimser ve öğrenir. Dolayısıyla da suça yönelebilir.</p>
<p>5-       Organik Koşulların Neden Olduğu Suçluluk : Sara, beyin iltihabı gibi tümüyle organik koşullara karşı bir tepki olarak davranışın kontrol edilmemesi dolaylı olarak suçu oluşturabilir.</p>
<p>6-       Yoksulluğun Neden Olduğu Suçluluk : Yaşamının büyük bir bölümü yoksullukla geçmiş, çabuk ve kolay yoldan bu durumdan kurtulmak isteyen çocuklar suça yönelebilirler.</p>
<p>7-       Bilinçsiz Olarak Yapılan Davranışların Neden Olduğu Suçluluk ( Nöratik Suç ) : Nöratik kişilik bozukluğuna bağlı, bilinçsizce yapılan anti-sosyal davranışlar sonucu suçun işlenmesidir.</p>
<p>8-       Psikopatik Suçluluk : Anti-sosyal kişiler, ahlak açısından yozlaşmış, bozulmuş kişiler, kleptomaniler ve eşcinsellerin dahil olduğu bu gruptakiler suç işleyebilirler.</p>
<p><strong>SUÇA İTİLME NEDENLERİ</strong></p>
<p>Çalıştığım alandaki deneyimlerim sonucu şunu belirtebilirimki; suça yönelmiş çocuklarımız ile konuştuğumuz zaman çoğunun parçalanmış ailelerin çocukları olduğunu ( boşanma veya ölüm sonucu anne veya babanın ya da her ikisinin de olmaması ) görürüz.</p>
<p>Çocuk suçluluğu, sanayileşme ile orantılı olarak artış göstermiştir. Sanayileşme sonucu hızlı ve düzensiz kentleşme, işsizlik, gelir dağılımında eşitsizlik ve geleneklerde sarsılma oluşur. </p>
<p>Bu etkenler, aile ve bireylerde suça yatkınlığa neden olur. Köyden kente göç, çocuklar üzerinde olumsuz etki yapmaktadır.</p>
<p>Köy ve kentteki insan ilişkileri, değer yargıları farklıdır. Bu iki yerleşim biriminin gerektirdiği beceri, bilgi ve deneyimler birbirine uymaz. Kente gelen köy çocuğunun kent güçlüğünü yenmesi, engelleri aşması güçtür.        </p>
<p>Gençlik çağında ise bireyler, yasaların suç saydığı davranışları daha fazla gösterirler. Çünkü bu dönem biyolojik, Psikolojik, zihinsel ve sosyal açıdan bir gelişme ve olgunlaşmanın yer aldığı, çocukluktan erişkinliğe geçiş dönemidir. Ergenlik dönemi, düzensiz, dengesiz ve çocuklar için yaşanılması zor bir evredir. Ergen hızlı bir bedensel değişim ve gelişimin eşiğindedir. Bu hızlı değişme ve gelişme, önemli bir kaygı kaynağı oluşturur. Genç sürekli olarak kendini ve yerini aramaktadır. Yerini arama çabasında olan genç, özdeşleşme, sorumluluk, özerklik sorunlarına çözüm arar.        </p>
<p>Çözüm, gencin içinde yaşadığı kesimin özelliklerine, özdeşim kurduğu bireyin özelliklerine göre değişik olur. Özdeşleşme, bireyin içinde bulunduğu grubun bir üyesinin duyuş, düşünüş ve davranışlarını izlemesi, onu taklit etmesi, kişilik yapısı bozuksa bu kötü davranış örneğinin gence yansıması demektir. Bunun sonucunda suçluluk oluşmaması için çocuklara ve gençlere, yetişkinlerin rehberlik etmesi gerekir. </p>
<p>Bireyin toplumsal değer hükümlerini kazandıran, ona ilk sosyal deneyim fırsatını veren aile ortamının gelişim sürecindeki önemi büyüktür. Öncelikle ailelerin çocuklarına karşı takındıkları olumsuz tavırlar çocuğun oluşturacağı kişilik yapısını belirler. Örneğin ; Aşırı hoşgörü ve düşkünlük çocuğu bencil yapar ; Aşırı koruma çocuğu diğer kimselere bağımlı, güvensiz bir kişi yapar ; Reddedilen, istenmeyen çocuk sinirli, zayıflara ve küçüklere karşı düşmanca duygulara sahip bir birey olabilir ; Baskı altında bulundurulan çocuk çekingen, aşırı duyarlı, başkalarının etkisinde kalan bir yapıya sahip olabilir.    </p>
<p>Ailenin disiplin anlayışının tutarsızlığı, cezaya yer verilmesi, aşırı sert ve otoriter tutum, hoşgörüden uzak ve baskılı disiplin uygulaması ile çocuğu tümüyle dürtü ve isteklerinin doğrultusunda serbest bırakan, aşırı hoşgörülü ya da umursamaz bir yetiştirme tarzı, yanlış ve zararlıdır. Çocuğun sağlıklı bir ruhsal ve toplumsal gelişme göstermesi için ailenin tutarlı bir disiplin uygulaması ve belli ölçüde otoritenin, denetimin varlığı bulunmalıdır.      </p>
<p>Bozuk aile yapısı da çocuk suçluluğunda önemli etkenlerden biridir. Yıkılmış ya da parçalanmış ailelerden gelen çocuklar ile geçimsizliğin, sürekli karı-koca kavgasının olduğu, babası içki kullanan veya işsiz olan ailelerden gelen ve ailede suçlu bireylerin bulunması durumunda da çocuk suça yönelebilir. Çünkü suçluluk öğrenilen bir davranıştır. Anne yoksunluğu veya düzensiz anne-çocuk ilişkisi çocuk suçluluğuna yol açabilir. Bebeklikte anne bakımından yosun çocuklarda hem fiziksel hem de ruhsal gelişim geriliği görülür. Çocuklar daha küçükken anne sevgisini ve ilgisini kaybetmemek için uslu durmayı, annenin istediği gibi davranmayı öğrenirler. Yani toplumsal davranışların öğrenilmesinin temelinde anneye duyulan sevgi ve bağlanma vardır. Bu sevgi ve bağlanma gelişmemişse çocuk toplumsal davranışları da öğrenemez. Başlangıçta anneye bağımlı olan çocuk, özellikle kişilik gelişimi için koruyucu ve gözetici bir babaya muhtaçtır. Baba, otorite ve toplumsal değerlerin temsilcisidir. Baba yokluğu, otorite boşluğu veya örnek olacak kişilik eksikliği yaratabilir. <strong>Çalıştığım alandaki deneyimlerim sonucu şunu belirtebilirimki; suça yönelmiş çocuklarımızın büyük çoğunluğunun parçalanmış ailelerin çocukları olduğunu ( boşanma veya ölüm sonucu anne veya babanın ya da her ikisinin de olmaması ) görürüz. </strong></p>
<p><strong>ÇOCUK SUÇLULUĞUNUN ÖNLENMESİ</strong></p>
<ul>
<li>İlk çocukluk yıllarında çocuğa karşı tutarlı davranmak, onun zararsız davranışlarına müdahale etmemek, hareket alanını fazla kısıtlamamaya dikkat etmek, ama bazı kurallara uyulması gerektiğini hissettirmek gerekir.</li>
<li>Çocuk, anne ve babasının pek çok davranışını taklit eder. Çocukların yanında saldırganca davranışlarda bulunulmaması, yalan söylenmemesi ve çocuğun yalan söylememeye teşvik edilmesi yararlı olur.</li>
<li>Oyunun toplumsallaşmada önemli bir yeri vardır. Oyun oynamak çocuğa işbirliğini, toplu yaşam için gerekli kuralları öğretir.</li>
<li>Bu yüzden çocukların yeteri kadar oyun oynamalarına izin verilmeli, fakat oyun arkadaşlarının seçiminde çocuğa yardımcı olunmalıdır.</li>
<li>Her türlü maddi cezadan, özellikle dayaktan sakınılmalıdır. Dayak atılan çocukta düşmanlık hisleri gelişir.</li>
<li>Anne-baba özellikle uygulayacağı disiplin yönteminde tutarlı olmalıdır. Aşırı sert ve otoriter, hoşgörüden uzak, baskılı bir disiplin uygulamasının yanlışlığının yanında, umursamaz bir yetiştirme tarzı da yanlıştır.</li>
<li>Çocuğun zorunlu temel ihtiyaçlarının asgari düzeyde karşılanması, çocuğa yetecek kadar harçlık verilmesi, gerekli araç ve gereçlerin alınması gerekir.</li>
<li>Çocukluk yıllarında anne-babalar, çocuklarıyla arkadaşça bir diyalog kurmayı başarırlarsa, ergenlik döneminde de bu diyalog sürer ve ergenlik dönemi sorunları daha kolaylıkla çözülebilir. Bu nedenle ailenin öncelikle çocuklarını tanımaları, onların ilgi ve yeteneklerini bilmeleri, onlara kendilerine yeter duruma gelebilmeleri için fırsat hazırlamaları ve özellikle çocuklarının sorunlarına arkadaşça kuracakları diyalog yardımıyla eğilmeleri gerekir.</li>
<li>Anne-babanın, çocuğunun boş zamanlarını değerlendirmesinde ona rehberlik yapması, okuyacağı kitapların, seyredeceği filmlerin seçiminde çocuğa yardımcı olması gerekir. Eğer çocuğun, saldırganlık tepkilerini harekete geçiren film ve dizileri izlemesi engellenemiyorsa, anne-babanın bu tip programları çocukla birlikte izlemesi ve daha sonra programın iyi ve kötü yanları hakkında kısa bir söyleşi yapmaları yararlı olabilir.</li>
<li>Çocuğa her yaşta sorduğu cinsel bilgiler uygun bir dille verilmeli, kız-erkek arkadaşlıkları kontrollü bir şekilde teşvik edilmelidir.</li>
<li>Her şeyden önemlisi, çocuklar ve gençler yeteri kadar sevilmeli, kişiliklerine saygı gösterilmelidir.</li>
</ul>
<p> </p>
<p> <strong>ÖĞRETMENE YÖNELİK ÖNERİLER</strong></p>
<ul>
<li>Okulun toplusallaştırma görevi genellikle sınıf içinde yerine getirilir. Öğrencinin benimseyeceği değer yargıları ve tutumları açısından öğretmenin rolü büyüktür. Öğrencinin grup içinde kendini geliştirmesinde öğretmen iyi bir rehberdir.</li>
<li>Öğretmen, sınıfta adaletiyle olduğu kadar sırdaşlığı ile de bir model oluşturmalıdır.</li>
<li>Öğretmen sınıfta bütünlüğü sağlarken, sevgi temeline dayalı bir saygıyı da oluşturmalıdır. Öğrencinin eksik ve yetersiz yönlerini vurgulamak yerine başarılarını kendisine hareket noktası yapmalı, sınıf içinde kıyaslama yapmamaya, aşağılayıcı sözler kullanmamaya özen göstermelidir.</li>
<li>Öğretmen kan davası, başlık parası gibi kültür kalıplarının olumsuz yönlerini sergilemeli, buna karşılık toplum yararına olan kültür kalıplarının benimsenmesini sağlamalıdır.</li>
<li>Öğretmen, çocuğun özdeşleşme modeli olarak sevecen, anlayışlı, geniş görüşlü, özgür düşünceli, aydın ve çevresel etkinlikleri izleyen bir kişi olmalıdır.</li>
<li>Öğretmen, ergenlik dönemi özellikleri ve sorunlarını bilen, ergenin özel sorunlarına eğilebilen bir birey olmalıdır.</li>
<li>Çocuğun suç işlediği durumlarda ( hırsızlık, yalan söylemek gibi.) mümkün olduğu kadar kendisi ile konuşulmalı, yaptığının yanlış olduğu anlatılmalı, başkalarına teşhir edilmemelidir. Ayrıca çocuğun suç işlemesinin ana nedeni ortaya çıkarılmalıdır. Nedenler giderilmezse, davranış alışkanlık haline gelir. Nedenlerin bilinmesi ve giderilmesi çözümü kolaylaştırır.</li>
</ul>
<p>7/24 Psikolojik Danışmanlık<br />
Rıhtım Kadıköy/İST.<br />
0506-239 58 80<br />
0216-347 60 03<br />
Bariscakir[@]hotmail.com</p>

<p class="sayac_bilgi">Bu yazı 544 defa okundu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aktuelegitim.com/cocuk-suclulugu-ve-onlenmesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocukta çalma davranışı ve nasıl çözüm yolu bulabiliriz?</title>
		<link>http://www.aktuelegitim.com/cocukta-calma-davranisi-ve-nasil-cozum-yolu-bulabiliriz.html</link>
		<comments>http://www.aktuelegitim.com/cocukta-calma-davranisi-ve-nasil-cozum-yolu-bulabiliriz.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 30 Mar 2010 18:55:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mine</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikolojik Danışma ve Rehberlik Servisi Vakaları]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Eğitimi ve Rehberlik]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuklarda Davranış Bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[çalma]]></category>
		<category><![CDATA[çalma davranışı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[yaş dönemleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aktuelegitim.com/?p=1273</guid>
		<description><![CDATA[Hırsızlık, başka insanlara ait herhangi bir eşyanın kötü niyet ile izinsiz alınmasıdır. Bazen de, hiçbir şeye ihtiyacı olmadığı halde sadece o heyecanı yaşamak için çalma durumuna patolojik çalma olarak da bilinen kleptomani hastalığı neden olmaktadır. Eğer çalma hali rahatsızlık durumunda ise, çalmaya yönelik karşı konulamaz bir dürtü ve eylemden önce gerginlik ve çalma esnasında haz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hırsızlık, başka insanlara ait herhangi bir eşyanın kötü niyet ile izinsiz alınmasıdır. Bazen de, hiçbir şeye ihtiyacı olmadığı halde sadece o heyecanı yaşamak için çalma durumuna patolojik çalma olarak da bilinen kleptomani hastalığı neden olmaktadır. Eğer çalma hali rahatsızlık durumunda ise, çalmaya yönelik karşı konulamaz bir dürtü ve eylemden önce gerginlik ve çalma esnasında haz ve rahatlama duyguları tanımlanır. Bu bir dürtüsel kontrol bozukluğudur. Bu tür eylemler, anti sosyal kişilik bozukluğundan ya da tavır bozukluğundan kaynaklanmaz. Çalan kişi uzun uzun plan yapmamakta ve hiç kimseden yardım almamaktadır. Böyle bir patolojik durum halinde, kişi hemen kontrol altına alınıp, tedavi edilmelidir. Bu rahatsızlık çocuklarda da görülür. Ancak, bu çalma eylemi her zaman patolojik olmayabilir. Çocuklar için durum farklıdır. Çocuklarda okul öncesi çağında mülkiyet kavramı gelişmemiş olduğundan ve çocuklar hırsızlığın ne olduğunu bilmediği için, başkalarına ait eşyaların kendilerine ait olması gerektiği hissini engelleyemezler, kendi haklarıymış gibi görüp izinsiz alabilirler. Çoğu zaman aileler, çocuklarının hırsızlık yaptığı düşüncesiyle paniğe kapılırlar. Bu durumda çocuğa yaklaşımlarda doğru tutumları sergilemek, doğru çözüm yollarına ulaşmak için çok önemlidir.</p>
<p><strong>Yaş Dönemlerine Özgü Özellikler: </strong></p>
<p><strong>2 yaş çocukları:</strong></p>
<ul>
<li>Sahiplik kavramı gelişmemiştir.</li>
<li>Her şeyin kendisine ait olduğunu zanneder. Dolayısıyla, bir başkasının elinden bir şey almak isteyebilir.</li>
<li>Zamanla kendine ait olanı ve olmayanı ayırt edebilir ama bencil tutumları bir süre değişmez, çünkü kendini engelleyemez.</li>
</ul>
<p><strong>3-4 yaş çocukları:</strong></p>
<ul>
<li>Bu yaş döneminde çocuk izinsiz bir şey alınamayacağını bilir ama yine de alma isteğine karşı koyamaz.</li>
<li>Ceplerinde de onlara ait olmayan oyuncaklar ya da parlak nesneler bulunur.</li>
</ul>
<p><strong>5-8 yaş çocukları:</strong></p>
<ul>
<li>Yapılan gözlemlerde bir şeyler aşırma, çalma bu yaş döneminde daha sık görülür.</li>
<li>Bu dönemde gösterişli olan her şey hoşlarına gider. Birbirlerine ait olan kokulu silgileri, renkli kalemleri alabilirler.</li>
<li>Çoğu çocuk izinsiz aldıkları nesnelere, &#8220;yolda buldum&#8221;, &#8220;arkadaşım verdi&#8221;, &#8220;kendim aldım&#8221; ya da &#8220;ödünç aldım&#8221; şeklinde açıklama getirebilirler.</li>
</ul>
<p><strong>Çalma Davranışına Neden Olan Öğeler:</strong></p>
<ul>
<li>Çalmanın en önemli nedeni doyumsuzluktur. Doyumsuzluk çok çeşitli, kısa ya da uzun süreli olabilir. Bu davranışın altında yatan sebep anne-baba tarafından çocuğun yüzüstü bırakıldığı düşüncesi ve öç alma isteğidir. Sevilmediğini ya da anne-babasını yitirdiğini düşünen çocuklarda çok yaygın bir davranıştır. Bu davranışı ile sevgiyi geri getirebileceğini düşünür. Olumsuz da olsa ilgiyi kendi üzerinde görmek hoşuna gider. Çalma genellikle en son başvurulan yol, yardım çağrısıdır.</li>
<li>Yaşına göre olgunlaşmamış çocuklar, anne-babalarının çanta ya da ceplerinden aldıkları paraları ya öteberiye yatırır ya da diğer çocuklara dağıtır. Sahip olamadığı arkadaşlıkları bu yolla kazanmaya çalışır.</li>
<li>Yine yaşına uygun olmayan olgunluktaki çocuklar, durmadan almaya alışkın oldukları ve sınırlarını bilmediği için almakta sakınca görmezler. Eve getirdiği nesneler de denetlenmiyorsa bu davranışı sürer.</li>
<li>Hediye vermek, sevginin bir belirtisidir. Çalan çocuk hak ettiğine sevgiyi hak ettiğine inandığı için kendi hediyelerini kendi alarak elde etmeye çalışır. Sevgi açlığı ile çalma ilişkisinin en belirgin özelliği anne-baba sevgisinin yoksunluğudur.</li>
<li>Bazen de anne-baba tutumunda yanlış bir şey olmadığı halde, yoksunluk ve buna bağlı güvensizlik ile kendine ait bir şeyler edinmeye çalışarak bu duygularını gidermeye çalışır.</li>
<li>Başka bir haksızlığın karşılığını da vermeye çalışıyor olabilir.</li>
<li>Çok büyük baskı altındaki çocukların hırsızlık yapmaları daha muhtemeldir.</li>
</ul>
<p><strong>Nasıl Engelleyebiliriz ve Çözüm Yolu Bulabiliriz?</strong></p>
<ul>
<li>Çocuğa daha küçük yaşlarda mülkiyet kavramı öğretilmelidir. Bunun için önce çocuğun özel eşyaları olması sağlanmalı ve anne-baba çocuğun özel eşyalarını alırken izin istemelidir. ?Bu senin, bu benim? gibi cümleler ile algılamasına yardımcı olmalı ve izinsiz almaması gerektiği öğretilmelidir.</li>
<li>Çocukların temizlik, uyku gibi temel ihtiyaçlarına dikkat edilmeli, bu konuda çocuklar asla cezalandırılmamalıdır.</li>
<li>Çocuk küçükse, izinsiz aldığında hırsızlık yaptığının farkında değildir. Çocuk bu yüzden cezalandırılmamalıdır ama yaptığının da doğru olmadığı anlatılmalıdır. ?Bu eşya sana ait değil, senin olmasını istediğini anlayabiliyorum ama başkasına aitse izinsiz alman doğru değil? şeklinde bir açıklama getirilebilir.</li>
<li>Okul çağlarında devam eden çalmalar üzerinde daha sık durulmalıdır.</li>
<li>Çocuklar ve aile yönünden nedenler araştırılmalıdır.</li>
<li>Bir şey çaldığında çocuk, hırsız damgası yemeden, şiddet uygulamadan, ağır suçlamalara maruz bırakılmadan, evden atılmadan, korkutulmadan, aldığının geri verilmesi en iyi çözümdür. Çocuk gereksiz yere suçlanmamış ama davranışı da onaylanmamış olacaktır.</li>
<li>Yetişkinler, çalınanlar için çocuklarına bağırırsa bu onların sevilmedikleri ve yanlış anlaşıldıklarına yönelik inançlarını güçlendirir ve daha fazla hırsızlık yapmalarına neden olabilir. Çalma eylemin çocuğun ilgi ve sevgi isteğine bir işaret olduğunu unutmayarak öfkeyi bir kenara bırakmak, çözüm bulma olasılığını arttıracaktır.</li>
<li>Hırsızlık kriminal bir suça ya da patolojik bir soruna dönüşürse mutlaka bir uzmandan psikolojik yardım alınmalıdır.</li>
</ul>
<p>Psk. Dan. Mine ÇELİK</p>

<p class="sayac_bilgi">Bu yazı 881 defa okundu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aktuelegitim.com/cocukta-calma-davranisi-ve-nasil-cozum-yolu-bulabiliriz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cinsel tacize uğrayan çocuk bundan nasıl etkilenir?</title>
		<link>http://www.aktuelegitim.com/cinsel-tacize-ugrayan-cocuk-bundan-nasil-etkilenir.html</link>
		<comments>http://www.aktuelegitim.com/cinsel-tacize-ugrayan-cocuk-bundan-nasil-etkilenir.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Mar 2010 18:08:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ahmet</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile ve Rehberlik]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Eğitimi ve Rehberlik]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuklarda Davranış Bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel taciz]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel taciz nedir]]></category>
		<category><![CDATA[cinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda cinsel taciz]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[taciz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aktuelegitim.com/?p=1250</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Hiçbir yaştaki çocuk cinsel uyarımla baş etmeye hazırlıklı değildir. Cinsel aktivitenin yanlışlığını bilemeyecek iki-üç yaşındaki çocuklarda bile aşırı uyarılma ile baş edememenin yarattığı sorunlar gelişecektir.&#8221; Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Doç. Dr. Ayten Erdoğan cinsel tacize uğrayan çocukların bundan nasıl etkileneceği, ailelerin cinsel tacizi önlemek ve cinsel tacize uğramış çocuklarına yardımcı olmak için neler yapmaları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>&#8220;Hiçbir yaştaki çocuk cinsel uyarımla baş etmeye hazırlıklı değildir. Cinsel aktivitenin yanlışlığını bilemeyecek iki-üç yaşındaki çocuklarda bile aşırı uyarılma ile baş edememenin yarattığı sorunlar gelişecektir.&#8221;</em></strong></p>
<p><strong>Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Doç. Dr. Ayten Erdoğan</strong> cinsel tacize uğrayan çocukların bundan nasıl etkileneceği, ailelerin cinsel tacizi önlemek ve cinsel tacize uğramış çocuklarına yardımcı olmak için neler yapmaları gerektiği konusunda bilgiler verdi&#8230;</p>
<p>Çocukların olan biteni söylemekten korkmaları ve yaşananları hukuksal olarak ortaya koymanın güçlüğü nedeniyle çocuk tacizlerinin sayısının resmi kayıtlara yansıyandan çok daha fazla olduğunu belirten Dr. Erdoğan, cinsel tacizin yol açacağı uzun vadeli duygusal ve psikolojik hasarın çocuk açısından yıkıcı olabileceğini vurguladı.</p>
<p><strong>Cinsel taciz nedir?</strong></p>
<p>Çocukların cinsel tacize uğraması diğer pek çok toplumda olduğu gibi ülkemizin de yaygın olarak görülen acı bir gerçeğidir.</p>
<p>Çocuğa yönelik cinsel taciz, bir yetişkin ya da yaşça daha büyük bir çocuğun çocukla yaptığı her türlü cinsel aktivitedir. Bu aktivite çocuğun cinsel organlarını okşamayı; çocuğa diğer kişinin cinsel organlarını okşattırmayı; ağız yoluyla cinsel organa dokundurmayı içerebileceği gibi çocuğun vajina ya da anüsüne cinsel organ ya da başka şeylerin sokulmasını içerebilir.</p>
<p>Cinsel tacizin diğer formlarının saptanması ise güç olabilir. Bir yetişkinin cinsel organını çocuğa göstermesi, çocuğa pornografik ya da açık saçık materyallerin gösterilmesi veya çocuğun pronografik materyal üretmek amacıyla model olarak kullanılmasını bunlar arasında sayabiliriz.</p>
<p><strong>Kimler çocuğa cinsel tacizde bulunur?</strong></p>
<p>Çocuğa yönelik taciz ebeveyn, üvey ebeveyn, kardeş ya da başka bir akraba gibi aile içindeki kişilerden veya komşu, arkadaş, bakıcı, öğretmen ya da yabancılar gibi ev dışındaki kişilerden gelebilir.</p>
<p>Buna karşın, tacizlerin genellikle çocuğun tanıdığı ve çocuk üzerinde otorite kullanabilecek kişilerden kaynaklandığı görülmektedir. Tacizciler çocuğu cinsel ilişkiye girmek ya da cinsel aktivitelerde bulunmak için ikna edebilir, rüşvet verebilir, kandırabilir ya da zorlayabilir. Her durumda cinsel tacizi yaşayan çocukta çeşitli stres verici duygular, düşünceler ve davranışların gelişebilir.</p>
<p><strong>Hangi yaştaki çocuklar cinsel tacizden daha fazla etkilenir?</strong></p>
<p>Hiç bir çocuk cinsel uyarımla baş etmeye hazırlıklı değildir. Öyle ki, cinsel aktivitenin yanlışlığını bilemeyecek iki-üç yaşındaki çocuklarda bile aşırı uyarılma ile baş edememenin yarattığı sorunlar gelişebilir.</p>
<p>Tacizcinin aileden biri olması çocuğu çok daha yıkıcı biçimde etkiler. Beş yaş ve daha büyük olup, tacizciyi tanıyan ve ona karşı sevgi besleyen bir çocuk, bu kişiye yönelik şefkat veya sadakat duyguları ile onunla yaşadığı cinsel aktivitelerin aşırı derecede yanlış olması duygusu arasında sıkışıp kalabilir. Çocuk cinsel tacizden uzaklaşmaya çalıştığında tacizci çocuğu şiddet uygulamak ya da artık sevmemekle tehdit edebilir. Cinsel tacizin aile içerisinde meydana gelmesi durumunda çocukta öfke, diğer aile bireylerine karşı kıskançlık ya da utanma duyguları gelişebilir veya sırrı açıklaması halinde ailenin dağılmasından korkabilir.</p>
<p>Çocukların taciz karşısındaki tepkisi farklılık gösterebilir. Özellikle de tacizi açıkladığında gördüğü yaklaşım çocuğun tacizi ve kendisinin bu olaydaki rolünü algılama biçimini önemli ölçüde etkiler. Kendisine inanan ve destek veren bir aile ortamının olması çocuğun travma ile baş etme ve travmanın etkilerini azaltma kabiliyetini artırır.</p>
<p><strong>Cinsel taciz çocuğun ruh sağlığını nasıl etkiler?</strong></p>
<p>Süreğen bir cinsel tacizin kurbanı olan çocukta düşük özsaygı, değersizlik duygusu ve cinselliğe yönelik anormal veya bozulmuş bir bakış gelişebilir. Çocuk içine kapanabilir ve yetişkinlere güvenini kaybedebilir ve intihara eğilim gösterebilir.</p>
<p>Cinsel tacize uğrayan çocukların bazıları başkaları ile cinsellik harici konularda bağlantı kurmakta zorlanabilirken, bazıları da yetişkin olduklarında cinsel tacizde bulunmaya veya fahişeliğe yönelebilir ya da daha başka ciddi sorunlar geliştirebilir.</p>
<p>Tacizin aile içinden biri tarafından yapılması; tekrarlayan nitelik arz etmesi; şiddet ve zor kullanılması veya şiddet ve zor kullanma tehdidinin olması ruhsal sorunların ağırlığını artıran unsurlardan bazılarıdır.</p>
<p><strong>Hangi çocuklar risk altındadır?</strong></p>
<p>Çocuğa yönelik cinsel taciz her türlü sosyoekonomik ve sosyokültürel sınıfta görülebilmekle birlikte, vakalar ve çalışmalar bazı durumların cinsel taciz riskini artırdığını göstermiştir.</p>
<p>Fiziksel ve zeka engelli çocukların cinsel tacizlere daha açık olduğu bilinmektedir. Bunun yanında başkalarından izole edilmiş, soyutlanmış çocukların tacize uğrama olasılığı da daha yüksektir. Arkadaşları, kardeşleri veya ailedeki yetişkinler ile iletişim şansı zayıf olan çocuklar daha yüksek taciz riski altındadır. Bazı hallerde tacizci çocuğun bu yalnızlığından yararlanırken, bazı hallerde de taciz eden çocuğu kendisini diğer kişilerden soyutlamaya zorlayabilir, teşvik edebilir, yöneltebilir.</p>
<p><strong>Çocuklar cinsel tacize uğradıklarını söylerler mi?</strong></p>
<p>Öncelikle çocukların cinsel tacizi sözlü olarak ifade etmelerinin çok güç olduğu bilinmelidir. Bunun nedenlerinden biri çocukların dünyasında pek çok şeyi yetişkinlerin kontrol etmesi ve çocuğun yetişkinlerin her şeyi bildiğini düşünmesidir. Özellikle de tacizi uygulayan kişinin çocuğu tehdit etmesi veya bu kişinin çocuğun tanıdığı biri olması durumunda çocuk bu kişinin otoritesini sorgulamayı aklına getirmeyebilir.</p>
<p>Öte yandan çocuklar neredeyse her durumda uğradıkları tacizi anlatmayı ve bunun sona ermesini isterler. Ancak kendilerine inanılmayacağından veya korunmayacaklarından korkar ya da anlatmaları durumunda bunun sonuçlarının neler olacağını bilememekten dolayı kaygı duyabilirler. Bu nedenle çocuğun cinsel tacize uğradığını söylemesi tacizin başlamasından sonra bir yıl ya da daha fazla bir süreyi alabilir. Özellikle tacizcinin aile içinden biri olması durumunda çocuk bunu hiçbir zaman açığa vurmayabilir ya da ancak yetişkin olduktan sonra açığa vurabilir. Aynı kişinin mağduru olan başka birinin konuşması veya taciz olasılığı hakkında dolaysız sorular yöneltilmesi konuşmalarını kolaylaştırabilir.</p>
<p><strong>Şu unutulmamalıdır:</strong> Çocukların yalan yere taciz iddiasında bulunması veya bir yetişkinin bazı davranışlarını yanlış anlamak suretiyle taciz olarak değerlendirmeleri çok çok nadir görülen bir durumdur. Çocukların yalan yere taciz iddiasında bulunduğu son derece nadir vakalarda da bunu bir yetişkinin yönlendirmesi ile yaptıkları görülmüştür.</p>
<p>Tam tersi, olan bir tacizi saklamak ya da daha önce dile getirdiği bir taciz durumunu sonradan inkâr etmek, olmayan bir tacizin olduğunu iddia etmekten çok çok daha sık görülen bir durumdur.</p>
<p>Çocuk tacizcileri çocuğu olan biteni söylememesi konusunda aşırı derecede korkutabilir ve böyle bir durumda çocuk sadece kendisini güvende hissetmesi için özel çaba gösterilmesi (aile desteği, profesyonel yardım gibi) durumunda rahatça konuşabilir.</p>
<p>Mahkemeye yansımış vakalarda, çocuğun ifade vermeden önce profesyonel yardım alması olayın zamanı, yeri ve şekli konusunda daha net ve doğru ifade vermesine yardımcı olacağı gibi çocuğun bu durumdan daha az zarar almasını sağlar.</p>
<p><strong>Çocuğun cinsel tacize uğradığı nasıl anlaşılır?</strong></p>
<p>Genellikle cinsel tacizin dışarıdan fark edilen açık belirtileri yoktur. Bazı belirtiler ise ancak doktor tarafından yapılacak fizik muayene ile saptanabilir.</p>
<p>Cinsel tacize uğrayan çocuklarda şunlardan bazıları görülebilir:</p>
<ul>
<li>Cinsel nitelik taşıyan her şeye karşı olağan dışı bir ilgi gösterme veya bunlardan olağan dışı biçimde kaçınma</li>
<li>Belli kişi ya da yerlere karşı belirgin bir korku sergileme</li>
<li>Kendisine herhangi birinin dokunup dokunmadığı sorulduğunda beklenmedik ya da olağandışı bir cevap alma</li>
<li>Fiziksel muayenelerden olağandışı biçimde ürkme ve kaçınma</li>
<li>Uyku sorunları veya kabuslar</li>
<li>Depresyon veya arkadaşlarından ya da ailesinden uzaklaşma</li>
<li>Başka çocukları cinsel aktivitelerde bulunmaya sevk etme teşebbüsleri</li>
<li>Mesane ya da bağırsak kontrolünü aniden yitirme</li>
<li>Bedenlerinin kirli ya da hasarlı olduğuna dair ifadeler veya genital bölgelerinde bir sorun olduğu korkusu</li>
<li>Okula gitmeyi reddetme</li>
<li>Suça yönelme veya davranım bozuklukları</li>
<li>Ketumluk</li>
<li>Resimlerinde, oyunlarında, hayallerinde cinsel tacize ilişkin unsurlar</li>
<li>Olağandışı saldırganlık</li>
<li>İntihar davranışı</li>
</ul>
<p><strong>Çocuğun tacize uğradığını söylemesi durumunda ebeveynler ne yapmalı?</strong></p>
<p>Tacize uğrayan bir çocuğun ebeveynleri her şeyden önce sakin olmaya çalışmalı ve çocuğun söylediklerini mutlaka ciddiye almalıdırlar. Ne yazık ki tacize uğradığını söyleyen pek çok çocuk söylediklerine inanılmaması durumu ile karşılaşmakta ve bu da çocuğun yaşadıklarını yeniden ifade etme şansını azaltmaktadır. Çocuğun anlattıkları ciddiyetle ele alınmalı ve çocuğa tacizin ne olduğu açıklanarak bu olanların kendi hatası olmadığı konusunda güven verilmelidir. Ayrıca ebeveynler  en kısa zamanda durumu adli makamlara bildirmeli ve çocuğun tıbbi muayeneden geçirilmesini ve psikiyatrik yardım almasını sağlamalıdırlar.</p>
<p><strong>Ebeveynler cinsel tacize uğramasını önlemek için neler yapabilirler?</strong></p>
<p>Ebeveynler cinsel tacizleri önlemek ya da cinsel taciz riskini azaltmak için şunları yapabilirler:</p>
<ul>
<li>Çocuğa birisi bedenine dokunmaya kalkışması ve kendisinin bir gariplik hissetmesi durumunda bu kişiye HAYIR demesini ve hemen durumu kendilerine anlatmasını istemeliler.</li>
<li>Çocuklara saygının yetişkinlere ve otorite figürlerine kayıtsız şartsız itaat anlamına gelmediğini öğretmeliler. Örneğin çocuklara öğretmen ya da bakıcının yapmasını istediği her şeyi mutlaka yapması söylenmemelidir.</li>
<li>Çocuklara yaşlarına uygun cinsel bilgileri vermeli, çocuğa her konuda olduğu gibi bu konuda da rahatlıkla konuşup kendini ifade edebileceği, sevgi ve güven ortamını sağlamalılar.</li>
<li>Okul eğitim sisteminde profesyonel önleyici programların yer alması için talep ve çaba göstermeliler.</li>
</ul>
<p><strong>Cinsel olarak tacize uğrayan çocuklar ve ailelerinin acil profesyonel değerlendirme ve tedavi görmeleri gerekir. Tacize uğrayan çocuklara yeniden özsaygı ve özgüven kazanmaları, tacizden kaynaklanan suçluluk duyguları ile baş etmeleri ve travmanın üstesinden gelme sürecine girmeleri için çocuk ve ergen psikiyatrisi uzmanı hekimler yardımcı olabilir. Bu tedavi çocuğun yetişkinliğinde  ciddi sorunlar geliştirme riskini de azaltacaktır.</strong></p>
<p><strong><a href="http://www.aile.org">http://www.aile.org</a></strong></p>

<p class="sayac_bilgi">Bu yazı 891 defa okundu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aktuelegitim.com/cinsel-tacize-ugrayan-cocuk-bundan-nasil-etkilenir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Neden Yalan Söyleriz?</title>
		<link>http://www.aktuelegitim.com/neden-yalan-soyleriz.html</link>
		<comments>http://www.aktuelegitim.com/neden-yalan-soyleriz.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 23 Feb 2010 20:29:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikolojik Danışma ve Rehberlik Servisi Vakaları]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Kalitesi]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuklarda Davranış Bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[antisosyal]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[pdr]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[rehberlik]]></category>
		<category><![CDATA[yalan]]></category>
		<category><![CDATA[yalancılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aktuelegitim.com/?p=1185</guid>
		<description><![CDATA[Yalan bir hastalık mıdır? Hangi kişilik tipleri yalana yatkındır? Masum yalan ile çıkar yalanı arasında fark var mıdır? Yalan öğrenilir mi? Yalanın altında yatan psikolojik dinamikler nelerdir? Neden antisosyaller ve histriyonikler daha çok yalan söylerler? Hürriyet&#8217;te yer alan habere göre, yalan toplumu kemiren en önemli sosyal bir hastalık aynı zamanda. Çocuklar arasındaki kavgaya neden olan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yalan bir hastalık mıdır? Hangi kişilik tipleri yalana yatkındır? Masum yalan ile çıkar yalanı arasında fark var mıdır? Yalan öğrenilir mi? Yalanın altında yatan psikolojik dinamikler nelerdir? Neden antisosyaller ve histriyonikler daha çok yalan söylerler?</p>
<p>Hürriyet&#8217;te yer alan habere göre, yalan toplumu kemiren en önemli sosyal bir hastalık aynı zamanda. Çocuklar arasındaki kavgaya neden olan yalan akrabaları da zehirler. İş yaşamında kişileri birbirine düşürebildiği gibi ailede mutluluğun en önemli düşmanıdır aynı zamanda. Boşanmaların artışındaki sinsi düşman olarak yalan çıkar karşımıza. Politik kavgaların temel nedeni de yalanlardır. Çocukluk çağında başlayan yalanların ergenlik ve yetişkinliğe taşınmaması için neler yapılabilir? Yalanların arka planında neler var? Hangi psikolojik etkenler kişiyi yalana iter? Tüm bu merak edilen soruları Memory Center Nöropsikiyatri Merkezi&#8217;nden Psikiyatri Uzmanı Dr. Oğuz Tan yanıtladı.</p>
<p><strong>-Yalanı yalan yapan şey nedir?</strong></p>
<p>Söyleyenin inanmamasıdır.</p>
<p><strong>-Yalan bir psikolojik kaçış olabilir mi?</strong></p>
<p>Bazı kişiler sadece ilgi çekmek için çok renkli hikayeler uydururlar. Hedefleri zor bir durumdan kurtulmak veya çıkar sağlamak değildir. Sadece ilgi odağı olmaktır. Bu tür yalanlara &#8216;pseudologia fantastica&#8217; denir, &#8216;fantastik laflar uydurma&#8217;. Bunlar genellikle &#8216;histriyonik&#8217; dediğimiz &#8216;oyuncu&#8217; kişiliklerdir.</p>
<p><strong>-Kişi hangi durumlarda kendini yalan söylemek zorunda hisseder?</strong></p>
<p>Antisosyal kişilikler çıkar sağlamak için, hem de hiç pişman olmadan yalan söylerler. Histriyonikler ise ilgi odağı olmak için yalan söylerler.</p>
<p><strong>-Yalan söyleyen kişileri katagorize etmek mümkün müdür? Örneğin; yarar için yalan söyleyenler, narsistik duyguların tatmini için, zarar görmekten korunmak için vs..</strong></p>
<p>Evet, tabii kabaca yukarıdaki tasnif yapılabilir: Antisosyaller ve histriyonikler. Ama herkes yalan söyleyebilir.</p>
<p><strong>-Peki yalanı bir başka açıdan da sınıflamak mümkün müdür? Mesela, adi yalanlar, entelektüel yalanlar gibi..</strong></p>
<p>Antisosyallerin yalanı, adi yalana iyi örnek olur. Bu kişilerde sahte kimlikler, sahte adlar, adi suçlardan ceza evine girişler gırla gider. Üstelik hep kendilerini haklı görürler. Histriyonikler çıkar gütmezler, ama doktorlarını bile kandırabilirler. Entelektüel yalana iyi örnek, 20nci yüzyılın ünlü bilim felsefecisi Popper&#8217;in &#8216;pseudoscience&#8217;, yani &#8216;sahte bilim&#8217; dediği şey olabilir. Sahte bilime marksizm ile psikanalizi misal gösteriyordu. Çünkü marksistler ve psikanalistler hipotezlerini &#8216;yanlışlanmaya&#8217; değil &#8216;doğrulanma&#8217;ya açık olarak kuruyorlar ve ne olursa olsun daima haklı çıkıyorlardı. Halbuki Einstein 1919&#8242;da güneş tutulması olacağını yıllar evvel yazmıştı, güneş tutulmasaydı hipotezi yanlışlanacaktı, bu yüzden Einstein&#8217;in bilimi doğru bilimdi.</p>
<p><strong>-Yalan bilgisizlik bağlantısı kurulabilir mi?</strong></p>
<p>En bilgili insanlar bile yalan atabilirler. Bilgisizler, belki yalana daha çok muhatap olabilirler. Ama entelektüel yalanların muhatabının genellikle okumuş kesim olduğunu da unutmamak gerekir.</p>
<p><strong>-Biraz değiştirerek şöyle sorayım o halde. Sizce cahiller mi daha çok yalan söyler, okumuş yazmış tabaka mı?</strong></p>
<p>Okumuş yazmışlar entelektüel yalana maruz kalır ve entelektüel yalan atarlar. Ama iyi niyetli, samîmî oldukları için buna yalan demek zordur. Kanabilirler, ama kandırmazlar.</p>
<p><strong>-Zekice üretilen yalanlar gerçekten zeka işareti midir?</strong></p>
<p>Yalanın bile iyisini uydurmak zekâ gerektirir. Mesela henüz olgunlaşmamış olan çocukların yalanları hemen anlaşılacak tarzdadır, çok masumanedir.</p>
<p><strong>-Politik yalanlar konusunda ne düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p>Turgut Özal sağlığında İncirlik&#8217;e Çekiç Güç&#8217;ü konuşlandırmıştı. Saddam Kürtleri Irak&#8217;ın kuzeyine doğru kovalıyordu ve kendisini katliamdan alıkoyacak vicdanı yoktu. Ya sınır kapısını Kürtlere açacaktık (nitekim bir süreliğine açtık da) veya Saddam&#8217;ın gözünü korkutacak askerî gücü güney bölgemize yığacaktık. Bu askeri gücün Türk ordusu olması, her an Türkiye&#8217;yi savaşa sokmaya çalışmak demekti. Tatsız bile olsa en makul ve ehven çözüm İncirlik&#8217;e Amerikan kuvveti yığmaktı, yani Çekiç Güç&#8217;tü. Ama muhalefet Çekiç Güç&#8217;e şiddetle karşı çıktı, ülkemiz ABD tarafından işgal edilecekti vesaire. O devirde muhalefette olan bütün partiler 90&#8242;lı yıllarda iktidara geldiler ve hepsi de Çekiç Güç&#8217;ün görev süresini uzattılar. Yalan, Türk siyasetinin en büyük zaaflarından biridir. Bu kötü mirastan kurtulmadıkça ülkemizde iyi şeylerin olması çok zor?</p>
<p><strong>-İddia ve yalan sizce nasıl bir ikilidir?</strong></p>
<p>İddia sahibi kişiler yalana inanmaya da yalan söylemeye de daha yatkındırlar. İnançlarını ateşli biçimde savunan, sonra fikir değiştiren, fikir değiştirdikten sonra sanki hiç öyle bir geçmişleri olmamış gibi yeni inançlarını çok yüksek sesle haykıran, kendileri gibi düşünmeyenleri ihanetle suçlayan insanlar aramızda eksik değil. Hepimiz yanılabiliriz, ama iddiacı kişiler yanılgılarını fanatikçe savunurlar ve başkalarını inandırmak için söylenecek yalanları meşru görürler.</p>
<p><strong>-Kişilerin yalanları olduğu gibi devletlerin de yalanları var. Bunu nasıl değerlendirmek gerekir?</strong></p>
<p>Yalan, modern devletin temelidir desek yanlış olmaz belki de. Benedict Anderson, meşhur &#8216;Hayalî Cemaatler&#8217; kitabında tarihte millet diye soyut bir cemaatin olmadığını, 19uncu yüzyılda milliyetçilik akımı doğduktan sonra milletin icat edildiğini, sonra bu milletlerin savaşarak devletlerini kurduklarını anlatır. Yunanlılar, Bulgarlar, Arnavutlar, Macarlar, Romanyalılar, Sırplar, Macarlar, Çekler önce kendilerine bir geçmiş yaratmışlar, bu geçmişte kendilerine kahramanlar bulmuşlar, tarih müzeleri kurmuşlar, hamasî bir edebiyat oluşturmuşlar, sonra da Osmanlı ve Avusturya-Macaristan&#8217;dan bağımsızlaşmışlardır. 19uncu yüzyıl ortalarında İtalyan milliyetçiliğinin çalışmalarıyla İtalya Birliği kurulmuş, ama çeşitli İtalyan şehirlerinden gelen kişiler birbirleriyle anlaşamadıkları için Fransızca konuşmak zorunda kalmışlardır. Devlet yalanları konusunda Türklerin de sicili temiz değildir. Eti Türkleri, Sümer Türkleri, Güneş Dil Teorisi gibi icatlar yalan konusunda pek de başarılı olamadığımızı gösterir.</p>
<p><strong>-Biraz söyleşinin yönünü değiştirelim müsadenizle? İnsan yaşamına dönelim. Yalanın mayalandığı dönem size göre hangi yaşlardır?</strong></p>
<p>Çocuklukta yalan sıktır ve bu pek de anormal değildir. Ancak bir insanın ileride yalancı olup olmayacağı genellikle ergenlik yıllarında kendisini belli eder.</p>
<p><strong>-Yalan aileden veya büyüklerden öğrenilen bir durum mudur?</strong></p>
<p>Bütün huylar gibi yalancılıkta da öğrenmenin rolü büyüktür. Fakat bazen çocuklarını aşırı dürüst yetiştirmeye çalışan aileler, katı ve cezalandırıcı davranarak, çocuklarını yalan söylemeye itebilirler.</p>
<p><strong>-Peki yalana yatkın olmaktan söz edilemez mi? Aynı aileden yetişmiş iki kişi bu konuda çokta farklı olamazlar mı?</strong></p>
<p>İkizler bile pek çok konuda birbirinden farklılık gösterirler. Kardeşler, aynı ortamda büyüseler bile aynı şartlarda büyümemişlerdir. Bir tarlanın verdiği ürünün lezzeti her sene farklı olabilir. Kardeşlerin huyları da farklı olabilir.</p>
<p><strong>-Hastalık haline gelmiş olan patolojik yalanı tarifler misiniz? Hangi unsurları içerir?</strong></p>
<p>Antisosyallerin çıkara yönelik yalanları ve histriyoniklerin pseudologia fantastica&#8217;ları.</p>
<p><strong>-Yalan söyleyen kişilerin her konuda yalan söylerler şeklindeki bir genelleme doğru mudur?</strong></p>
<p>Çoğu insan yalan söyler, ama bunların çok azı yalancıdır. Sadece bazı konularda yalan söyleyenleri yalancı kabul etmek doğru olmaz. Ama antisosyaller ve histriyonikler sürekli yalan söylerler.</p>
<p><strong>-Yalancılığı yaşam tarzı haline getirmiş kişi düzelebilir mi peki?</strong></p>
<p>Düzelmeleri zordur. Düzelmelerinden çok bir miktar değişmelerini beklemek daha gerçekçi olur.</p>
<p><strong>-Sizce toplum olarak en çok hangi konularda yalan söylüyoruz?</strong></p>
<p>Gülten Kazgan birkaç sene evvel İstanbul gençliğinin değerleri konusunda yaptığı araştırmada, geçler arasında milliyetçiliğin yaygın olduğunu görmüştü. Fakat Türk olmakla böbürlenen bu gençler, fırsat bulur bulmaz yurt dışında yaşamayı tercih edeceklerini söylüyorlardı. Demek ki kendi üstünlüğümüz konusunda söylediğimiz şeyler, kendimizin bile inanmadığı kadar abartılı.</p>
<p><strong>-İnsanların &#8220;Ben kötü niyetle söylememiştim&#8221; savunmalarının bir anlamı olabilir mi?</strong></p>
<p>Kötü niyetle söylenen yalanın yol açacağı zarar elbette daha fazladır. Yalan şüphesiz onaylanamaz, ama niyetin kötü olmaması bir hafifletici sebep olabilir.</p>
<p><strong>-Yalan bir savunma aracı olarak da kullanılıyor mu? Ne dersiniz?</strong></p>
<p>İnsanların çoğu zor bir durumdan kurtulmak için yalan atarlar. Kendilerini iyi durumda göstermek için de yalan söyleyenler vardır.</p>
<p><strong>-Yalan mutlaka söze dökülen kelimeler ile mi söylenir? Takınılan tavrında yalan oluşundan söz edebilir miyiz?</strong></p>
<p>İletişimin daha önemli bölümü, sözel olmayan iletişimdir. Yani beden diliyle, gözlerle, bakışlarla, tavırla, edayla, ses tonuyla kurulan iletişimdir. Tavırla yalan söylemeye verilen güzel bir de ad vardır: &#8216;yapmacık&#8217;.</p>
<p><strong>-Yalan ile özgüven eksikliğinin bağlantısı nedir? Ya da var mıdır?</strong></p>
<p>Hayır. Özgüveni fazla olanlar daha az yalan söylerler. Çünkü olumsuz durumlarla yüzleşmeye daha fazla hazırdırlar. &#8216;Obsesif&#8217; dediğimiz mükemmeliyetçi, titiz, kılı kırk yaran, inceleyip sık dokuyan insan türü de hastalık derecesinde dürüsttür.</p>
<p><strong>-Korku ile yalan ikiz kardeştir diyebilir miyiz?</strong></p>
<p>Korku insanı yalana götürür. Ama asıl tehlikeli yalan, içinde korku değil çıkar unsurunun bulunduğu yalandır.</p>
<p><strong>-Dünyayı uyutan yalanlar desem neler gelir aklınıza?</strong></p>
<p>Futbol, fado, fiesta&#8230;</p>
<p><strong>-Keyifle okuduğumuz masallar, romanlar ve tiyatrolar nedir? Buna yalandan ya da hayalden doğru çıkartmak çabası denebilir mi?</strong></p>
<p>Edebiyat elbette tabiatı gereği &#8216;kurmaca&#8217;dır, &#8216;fiction&#8217;dur. Ancak iyi edebiyat eseri, insanı anlama yönünde en değerli çabadır. Meselâ Dostoyevski&#8217;yi veya Marcel Proust&#8217;u bu kadar sevmemizin sebebi, insan ve hayat hakkında bize çok şey öğretmeleridir.</p>
<p><strong>-Kişinin kendine yaptığı övgülerin ne kadarı yalan olarak değerlendirilebilir?</strong></p>
<p>Kendilerini övenler yalan uydurmaktan çok iyi yönlerini abartarak vurgularlar.</p>
<p><strong>-Yalanın tedavisi var mıdır?</strong></p>
<p>Elbette yapılabilecek çok şey var. Ancak kişilik bozukluklarında (bu bağlamda antisosyaller ve histriyonikler) bu problem geç ve güç düzelir</p>
<p>Uğur İlyas CANBOLAT / HÜRRİYET</p>

<p class="sayac_bilgi">Bu yazı 917 defa okundu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aktuelegitim.com/neden-yalan-soyleriz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuğunuz Saldırgan mı?&#8230;</title>
		<link>http://www.aktuelegitim.com/cocugunuz-saldirgan-mi.html</link>
		<comments>http://www.aktuelegitim.com/cocugunuz-saldirgan-mi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Feb 2010 15:20:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ahmet</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile ve Rehberlik]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Eğitimi ve Rehberlik]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuklarda Davranış Bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[baba]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[ilgi]]></category>
		<category><![CDATA[kavga]]></category>
		<category><![CDATA[pedagoji]]></category>
		<category><![CDATA[saldırganlık]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aktuelegitim.com/?p=1121</guid>
		<description><![CDATA[Çocuklarda sık sık görülen kavga ve geçimsizlik gibi davranışlar çocuğu saldırgan olarak tanımlamaya yetmez. Bir çocuğun saldırganlığı, öfkesine hakim olamaması ve nesneleri kırması, sözel ya da fiziksel olarak başkalarına zarar vermesi olarak kendini gösterir. Özel Alev Anaokulu Rehberlik Servisi&#8217;nden Uzman Psik. Danışman Neşe Karaca&#8217;nın verdiği bilgilere göre, saldırganlık dürtüsü, tüm insanlarda doğuştan itibaren var olan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda sık sık görülen kavga ve geçimsizlik gibi davranışlar çocuğu saldırgan olarak tanımlamaya yetmez. Bir çocuğun saldırganlığı, öfkesine hakim olamaması ve nesneleri kırması, sözel ya da fiziksel olarak başkalarına zarar vermesi olarak kendini gösterir.<br />
Özel Alev Anaokulu Rehberlik Servisi&#8217;nden Uzman Psik. Danışman Neşe Karaca&#8217;nın verdiği bilgilere göre, saldırganlık dürtüsü, tüm insanlarda doğuştan itibaren var olan bir dürtüdür. Bebek, ilk saldırganlık eğilimlerini dişlerinin çıkmaya başlamasıyla beraber emme faaliyeti sırasında annesinin memesini ısırarak gösterir ve bundan haz duyar. Abraham tarafından bu dönem ?Geç Oral Evre? (ilk 6. aydan sonra) olarak belirtilmiştir.<br />
Çocuk büyüdükçe saldırganlık dürtüsü varlığını korumakla beraber toplumsallaşmanın da etkisiyle daha sosyal ifade biçimleri bulmaya başlar.<br />
Çocuk rahatlamak için çoğunlukla sözel saldırganlıkla yetinir. Saldırganlık genellikle çocuk kendini anlaşılmamış hissettiğinde ve çocuğun hayal kırıklığı eşiğinin düşük olduğu durumlarda ortaya çıkar. Bu durumlarda çocuk, yaşıtları ve genel olarak çevresiyle uyumlu ilişkiler kurmakta zorluk çeker. Yukarıda bahsettiğimiz tutum ve davranışlarda süreklilik varsa çocuğumuz saldırgan tavır ve davranışlar gösteriyor diyebiliriz.</p>
<p><strong>Saldırganlık Eğilimi Gösteren Çocuklar&#8230;</strong></p>
<ul>
<li>Sinirli ve eyleme hazırdırlar.</li>
<li>Akranları ve yetişkinlerle ilişkileri gergin ve sürtüşmelidir.</li>
<li>Hemen parlarlar ve kavgaya hazırdırlar.</li>
<li>Kuralları çiğner ve ceza görürler. Bir süre sonra cezadan etkilenmez ya da kısa süreli etkilenmiş gibi görünürler.</li>
<li>Olağan anlaşmazlıklarda bile öfkesine hâkim olmakta zorlanır ve fiziksel olarak sertleşebilirler.</li>
<li>Tepkileri ölçüsüz ve durumla orantısız olabilir.</li>
<li>Engellenmelere karşı toleransları düşüktür. Bu nedenle kendi istediklerinin yapılması konusunda ısrarcı olabilirler. Dolayısıyla aile için evde ve okulda sorun yaratırlar.</li>
<li>Problem çözme becerileri, duygularını uygun şekilde ifade edebilme becerileri düşüktür.</li>
</ul>
<p><strong>Çocuklar Neden Saldırganlaşır?</strong></p>
<p>Saldırganlık, çocuk kendini tehdit altında hissettiğinde ve kendini savunma gereği duyduğunda ortaya çıkar.</p>
<ul>
<li>Çocukta güven duygusunun eksik olması,</li>
<li>Anne-Baba tutumları (Aşırı hoşgörülü ya da sert ve hoşgörüsüz tutumlar, katı cezalandırmalar, sevgi ve ilgi yetersizliği) ortaya çıkmasında etkilidir.</li>
<li>Kalıtımsal kişilik özellikleri de etkili olabilir.</li>
<li>TV&#8217;de izlediği saldırgan içerikli film, haber vb. programlar, çizgi filmler çocukta saldırgan davranışları tetikleyebilir. Çocuk bu davranışları taklit edebilir.</li>
<li>Fiziksel cezalandırmalar</li>
<li>Sağlıksız aile ortamının (Evlilik anlaşmazlıkları, işsizlik, ekonomik sıkıntılar vb.) olması.</li>
</ul>
<p>Yapılan araştırmalar saldırganlığın, erkeklerde kızlara göre daha fazla görüldüğünü göstermiştir. Cinsiyet ve kültürel etkenlerin bu durumda etkili olduğu söylenebilir. Kültürel faktörlerin de etkisiyle özellikle erkek çocuğun saldırganlığına hoşgörüyle bakılarak ?ataklık? olarak değerlendirilebilmekte ve çocuğun bu davranışları aile ve çevredekiler tarafından desteklenebilmektedir.         </p>
<p><strong>Okulda Ortaya Çıkabilecek Sorunlar</strong></p>
<ul>
<li>Dikkat ve konsantrasyon sorunları olabilir.</li>
<li>Sınıf aktivitelerinde &#8220;oyunbozan&#8221; davranışlar sergiler.</li>
<li>Okulda diğer çocuklarla sık sık kavga eder.</li>
<li>Çok az sayıda arkadaşı olur.</li>
<li>Bazen hayvanlara yönelik olumsuz davranışlarda bulunabilir (özellikle saldırganlık dürtülerini hayvanlara yönlendirebilir).</li>
<li>Bu gibi durumlarda genellikle anne-baba ya da yetişkin, önleyici tedbir olarak ceza kullanır. Oysaki ceza bir süre için saldırganlığı durdurur ama çocuğun gözünde kendi saldırganlığını da meşrulaştırır. Sonuçta saldırganlık davranışı büsbütün yerleşir ve verilen ceza da ödeşme yerine geçer.</li>
</ul>
<p>Bu nedenle hemen cezalandırma yerine, çocuktaki saldırganlığın bireysel ve çevresel nedenlerini araştırmak, çocuğun olumsuz tutumunu gereğinde görmezlikten gelmek, bazen açıklamalar yapmak, saldırganlığından beklenilen sonucu elde etmesini önlemek (ilgi, istediğini bu şekilde yaptırmaya çalışması vb.) için çaba sarf etmek yararlıdır.<br />
Çocuğun kendisine ya da başkasına zarar verme tehlikesi varsa ya da eşyalara zarar veriyorsa sakin bir şekilde ortamdan uzaklaştırılmalıdır. Kısaca &#8216;sakinleştiğinde konuşabiliriz&#8217; mesajı verilmelidir. Yapılan konuşma ise onun ?duygularını anlamaya? yönelik olmalıdır.</p>
<p><strong>Bunlara Dikkat!</strong></p>
<ul>
<li>Çocuklarınıza yönelik sevgi ve ilginizin, kurallarınız ve disiplin yöntemleriniz konusunda tutarlı olmanız,</li>
<li>Anne-baba olarak davranışlarınızla model olmanız,</li>
<li>Çocuklarınızın çevrenizde ya da evinizde şiddet görmelerini önlemeye çalışmanız önemlidir.</li>
<li>Çocuğun saldırgan davranışları kesinlikle dayakla ya da fiziksel cezalar uygulanarak önlenmeye çalışılmamalıdır. Çocuğa bu davranışın dezavantajları gösterilmelidir. Saldırgan davranışları ile isteklerini elde edemeyeceğini görmeli ve yaşamalıdır.</li>
<li>Anne-baba çocuğun bulunduğu ortamlarda kavga etmekten ya da sert tartışmalara girmekten kaçınmalıdır.</li>
<li>Saldırganlığa eğilimli çocuğun televizyonda ya da diğer kitle iletişim araçlarında şiddet ve saldırganlık içeren görüntüleri izlemesi engellenmeli ve bunları model almasına izin verilmemelidir.</li>
<li>Çocuğunuzun olumlu ve beğendiğiniz davranışlarını ödüllendirmeniz onun kendine güven duygusunu artıracaktır.</li>
<li>Çocukların içlerindeki enerjiyi boşaltabilecekleri ya da saldırganlığını yöneltebileceği uygun ortamlar hazırlanmalıdır. Resim çizme, boyama, futbol, basketbol gibi faaliyetlere yönlendirme, bir parkta koşma, oyuncak tahtalara çivi çakma vb. faaliyetler ayrıca çocuğun saldırgan duygularını yönlendirebileceği kabul gören çıkış yollarıdır.</li>
<li>Anne babalar, çocuğu ile iletişim kurarken davranışları karşısında kendi duygu ve rahatsızlıklarını dile getirmelidir (örneğin &#8216;Kavga ettiğin zaman rahatsız oluyorum, üzülüyorum&#8217; gibi).</li>
</ul>
<p>Kaynak: ailem.com</p>

<p class="sayac_bilgi">Bu yazı 562 defa okundu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aktuelegitim.com/cocugunuz-saldirgan-mi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuğunuz yaramaz mı yoksa hiperaktif mi?</title>
		<link>http://www.aktuelegitim.com/cocugunuz-yaramaz-mi-yoksa-hiperaktif-mi.html</link>
		<comments>http://www.aktuelegitim.com/cocugunuz-yaramaz-mi-yoksa-hiperaktif-mi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Feb 2010 21:36:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ahmet</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikolojik Problemler]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Eğitimi ve Rehberlik]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuklarda Davranış Bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat eksikliği]]></category>
		<category><![CDATA[ergen]]></category>
		<category><![CDATA[hiperaktivite]]></category>
		<category><![CDATA[yaramaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aktuelegitim.com/?p=1115</guid>
		<description><![CDATA[Çocuğunuz yaramaz mı yoksa hiperaktif mi? Hiperaktivite bir yaramazlık biçimi değil, hastalıktır. Öğretmen, aile ve uzman işbirliği ile tedavi edilmesi gereken bu hastalıkla ilgili merak edilenleri pudra.com?da Psikolog Pelin Kuzugüdenli anlatıyor? Hiperaktivite nedir? Hiperaktivite, çocuğun yaşına ve gelişim düzeyine uygun olmayan aşırı hareketlilik, dürtüsellik (ataklık) ve dikkat eksikliği belirtileri olan bir bozukluktur. Başlangıç yaşı 3-4 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuğunuz yaramaz mı yoksa hiperaktif mi? Hiperaktivite bir yaramazlık biçimi değil, hastalıktır. Öğretmen, aile ve uzman işbirliği ile tedavi edilmesi gereken bu hastalıkla ilgili merak edilenleri pudra.com?da Psikolog Pelin Kuzugüdenli anlatıyor?</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>Hiperaktivite nedir?</strong></span></p>
<p>Hiperaktivite, çocuğun yaşına ve gelişim düzeyine uygun olmayan aşırı hareketlilik, dürtüsellik (ataklık) ve dikkat eksikliği belirtileri olan bir bozukluktur. Başlangıç yaşı 3-4 olarak gösterilse de belirtiler daha küçük yaşlarda da izlenebilir.</p>
<p>Bebeklerde görülebilecek hiperaktivite belirtilerini şöyle:</p>
<ul>
<li>Huysuzluk</li>
<li>Huzursuzluk</li>
<li>Fazla uyuma</li>
<li>Sürekli ağlama</li>
</ul>
<p>Okul çağı çocuklarına hiperaktivite tanısının konulabilmesi için 7 yaşından önce şu belirtilerin görülmesi gerekir:</p>
<ul>
<li>Aşırı hareketlilik</li>
<li>Dürtüsellik (ataklık)</li>
<li>Dikkat eksikliği</li>
</ul>
<p>Hiperaktivitenin erkeklerde görülme olasılığının kızlara oranla 3-4 kat fazla oluyor. Ayrıca, hiperaktivite ile yüksek zeka arasında herhangi bir bağlantı gözlenmiyor.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>Hiperaktivite neden olur?</strong></span></p>
<p><strong>1- Kalıtım etkisi</strong><br />
Hiperaktivite belirtileri gösteren çocukların birinci derece akrabalarında hiperaktivite görülme olasılığı çok daha yüksektir.</p>
<p><strong>2- Beyindeki bazı yapısal işlev bozuklukları</strong><br />
Dikkat eksikliğine, dikkatin yoğunlaştırılmasına ilişkin birtakım problemler yaratır.</p>
<p><strong>3- Çevre etkisi</strong><br />
Doğrudan doğruya hiperaktiviteye yol açtığı söylenemez. Ancak genetik bir yatkınlık varsa tetikleyici çevresel etkenlerle hiperaktivite ortaya çıkabilir. Bu etkenler, ailenin tutumları, doğum öncesinde bazı doğum komplikasyonları, hamilelikte kullanılan ilaçlardır.</p>
<p>Şu anki yöntemlerle hiperaktivitenin doğum öncesinde tespit edilme olasılığı yoktur. Bu nedenle hamilelikte ilaç, madde, alkol, sigara kullanımını önleme dışında alınabilecek herhangi bir önlem bulunmuyor.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Kaç çeşit hiperaktivite vardır?</span></strong></p>
<p><strong>1- Bileşik tip</strong><br />
Hem hiperaktivite hem ataklık hem de dikkat eksikliği bir aradadır.</p>
<p><strong>2- Hiperaktivite ve ataklığın önde olduğu tip</strong><br />
Bu tipte dikkat eksikliği daha az gözlenirken, aşırı hareketlilik söz konusudur. Bu çocukların ders başarıları kötü değildir, ancak hareketlilik nedeniyle uyum sorunu yaşayabilirler.</p>
<p><strong>3- Dikkat eksikliğinin önde olduğu tip</strong><br />
Hareketlilik belirtileri çok fazla gözlenmez. Dikkat eksikliği nedeniyle okul başarıları çok iyi değildir.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Hiperaktivite çocuklarda çok yaygın bir hastalık mı?</span></strong></p>
<p>Hiperaktivitenin dünyada ve Türkiye?de görülme sıklığının benzer oranlarda. Hiperaktivite, okula başlayan çocukların yüzde 2-3?ünde görülür. Ülkemizde aileler hiperaktivite konusunda daha bilinçli hale geldi, ancak yine de hiperaktivite belirtilerinin yaramazlık ve benzeri durumlarla karıştırıldığı oluyor.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Hiperaktif bir çocuk ile yaramaz bir çocuk arasında ne fark var?</span></strong></p>
<p>Her yaramaz çocuk hiperaktif değildir. Yaramaz çocuk mizaç özelliklerin yanı sıra ailenin tutumu gibi çevresel etkenlerin altında bazı davranışlar gösterebilir. Bir çocuğa hiperaktif denebilmesi için gözlenmesi gereken davranışları şöyle:</p>
<ul>
<li>Dikkat eksikliği, dürtüsellik ve aşırı hareketlilik belirtilerinin dış uyaranlara bağlı olmaksızın var olması gerekir.</li>
<li>Çocuk aşırı hareketlidir; elleri, ayakları kıpır kıpırdır. Sınıfta ya da oturması gereken diğer yerlerde oturmaz ya da otursa bile çok kısa bir süre sonra kalkar. Çoğu zaman çok konuşur, bağırır, başkalarını rahatsız eder ya da yaptıkları işten alıkoyar. Gereken eşyaları unutma da sık görülen özellikleri arasındadır.</li>
<li>Dürtüsellik hakimdir. Tehlikeyi kavrayamaz, birden atılır, soru bitirilmeden cevap verir, başkalarının yaptığı işlerin arasına ya da konuşmalarının arasına girer. Başladığı bir işi bitiremez.</li>
<li>Dikkat eksikliği görülür. Derslerinde önemli hatalar yaptığı için okul başarısızlığı yaşar.</li>
</ul>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Hiperaktif çocuğa nasıl davranmak gerekir?</span></strong></p>
<p>Hiperaktivitede tedavinin ön koşulu okul, aile ve uzman işbirliğinin sağlanmasıdır.</p>
<p>Anne babanın çocuğun davranışlarının bir yaramazlık belirtisi olmadığını, rahatsızlığın sonucu olduğunu algılayabilmesi gerekir. Ancak aşırı hoşgörülü olmak, çocuğun her yaptığına izin vermek de doğru değil. Bazı kurallar koyulmalı ve bunlara kararlı bir şekilde uyulmalı. Çocuğun çabası desteklenmeli ve performansının her zaman için iyi olması beklenmemeli.</p>
<p>Hiperaktivite bozukluğu olan çocuklar daha fazla ödüllendirilmeli. Olumlu davranışların ödüllendirilmesi tekrarlanma olasılığını artırır.</p>
<p>Öğretmenin yönlendirilmesi ile çocuğun sınıfta dikkat dağılmasını azaltmak için pencereden uzak, tahtaya yakın bir yere oturtulması gerekir. Çocuğun performansının değil, çabasının desteklenmesi önemlidir. Ödev yaparken çocuğun ihtiyaç duyduğu yerlerde ara vermesine izin verilmeli. Türkçe, matematik gibi dikkatin yoğun olarak kullanılması gereken derslerin art arda olmaması, araya beden eğitimi, müzik, resim gibi yardımcı derslerin konulması gerekir.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Hiperaktivite nasıl tedavi edilir?</span></strong></p>
<p>Erken tanıyla birlikte başlayan erken eğitsel tedavi olumlu sonuçlar doğuruyor. Psikolog Kuzugüdenli, tedavi yöntemlerini şöyle sıralıyor:</p>
<ul>
<li>Davranış değiştirme programları</li>
<li>Özel eğitim</li>
<li>İlaç tedavisi</li>
<li>Aile danışmanlığı</li>
</ul>
<p>Psikolog Kuzugüdenli, ?Tedavinin olumlu sonuçlar doğurduğu bir gerçektir, ancak tamamen iyileştirilmesi şu an için mümkün değildir? diyor.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Ergenlerde hiperaktivite olur mu?</span></strong></p>
<p>Hiperaktiviteyle ilgili herhangi bir önlem alınmadığı takdirde sorunlar daha da büyüyerek devam eder. 10 yaşından sonra aşırı hareketlilik bir miktar azalsa da ataklık, topluma aykırı davranışlar, ergenlik ve yetişkinlik çağında da görülür. Ergenlikte hiperaktivite görülme sıklığı yüzde 1-2 olarak biliniyor.</p>
<p>Normal bir çocukluk döneminden sonra ergenlikte hiperaktivite görülmesi mümkün değildir. Hiperaktivite belirtileri 7 yaşından önce ortaya çıkar ve tanısı konulabilir.</p>
<p>Hiperaktivitenin ergenlikteki göstergeleri madde bağımlılığı, kaygı, depresyon gibi belirtiler olabildiği için tedavisi küçük çocuklara göre daha zordur.</p>
<p><strong>pudra.com</strong></p>

<p class="sayac_bilgi">Bu yazı 463 defa okundu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aktuelegitim.com/cocugunuz-yaramaz-mi-yoksa-hiperaktif-mi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kardeş kıskançlığının nedeni aile mi?</title>
		<link>http://www.aktuelegitim.com/kardes-kiskancliginin-nedeni-aile-mi.html</link>
		<comments>http://www.aktuelegitim.com/kardes-kiskancliginin-nedeni-aile-mi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Jan 2010 18:13:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yok</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile ve Rehberlik]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Eğitimi ve Rehberlik]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuklarda Davranış Bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[kardeş kıskançlığı]]></category>
		<category><![CDATA[kıskançlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aktuelegitim.com/?p=1091</guid>
		<description><![CDATA[Kardeş kıskançlığı doğal bir duygu olup, şiddeti ve dışa vurumu her çocuğa göre farklılıklar gösterebilir. Kardeş kıskançlığı duygusuyla savaşmak yerine çocuğa bu duygusunu kabul edilebilir olduğu ve nasıl başedeceği öğretilebilir. Kardeş kıskançlığı her çocukta ve aynı oranlarda görülmeyebilir. Çocuklar arasındaki yaş farkı ne kadar yakın olursa, özellikle küçük yaş döneminde daha yoğun yaşanabilir. Anne -baba [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kardeş kıskançlığı doğal bir duygu olup, şiddeti ve dışa vurumu her çocuğa göre farklılıklar gösterebilir. Kardeş kıskançlığı duygusuyla savaşmak yerine çocuğa bu duygusunu kabul edilebilir olduğu ve nasıl başedeceği öğretilebilir.</p>
<p>Kardeş kıskançlığı her çocukta ve aynı oranlarda görülmeyebilir. Çocuklar arasındaki yaş farkı ne kadar yakın olursa, özellikle küçük yaş döneminde daha yoğun yaşanabilir. Anne -baba tutumları, cinsiyet, yaş faktörü ve aradaki yaş farkı sıkıntıların boyutunda etmen olur. Çocuk, kendisinin daha az sevildiğini ve ilgi gördüğünü düşünür. Eğer çocuklar arasındaki yaş farkı 2.5/3 yaştan az ise, bu daha yoğun yaşanan bir duygu olur. Birbirine yakın dönemlerde olan çocukların ihtiyaçları da benzerlik taşır. Aynı ilgi ve enerjiyi göstermek, anne ve baba için zorlayıcı olabilir. Gördüğü ilginin bölünmüş olması annenin ilgisini kaybediyor olduğunu düşündürtür. Bu konuda Dr. Güzide Soyak bakın neler söylüyor.</p>
<p><strong>Parmak emmeye başlayabilir</strong></p>
<p>Anneden uzaklaşma ya da daha önce istemediği şeyleri talep etme gelişebilir.</p>
<p>İçe kapanabilir. Uyku ve yemek yeme ile ilgili sorunlar başlayabilir.</p>
<p>Alt ıslatma, parmak emme, bebeksi konuşma, ağlama görülebilir. Kendi başlarına yemek yemek istemeyebilirler. Anne &#8211; baba ile birlikte uyumak için hayali korku hikayeleri uydurabilirler.</p>
<p>Anne &#8211; babaya ve çevrelerine sözlü ve fiziksel olarak sataşabilirler. Kendisinden istenileni yapmakta isteksiz olabilir.</p>
<p>Anneyi kontrol etmek ve sevgisini sık sık sorgulama eğilimi gelişebilir.</p>
<p>Okula gitmek ile ilgili sorun çıkartabilir.</p>
<p>Bütün bu faktörler anne babanın tutumu ile azalabilir ya da çoğalabilir.</p>
<p><strong>Çocuğu istemiyor diye yeni bir çocuk projesini erteleyen ebeveynlere öneriler</strong></p>
<p>Kardeşi olmasını istemeyen bir çocuğun önce duygularını anlamak gerekir. Bu ihtiyacı bütünüyle değerlendirebilecek olgunlukta değillerdir. Anne &#8211; babanın yoğun çalışması ve çocuğa vakit ayırması, anne-çocuk ilişkisinin bağımlı olması ve rekabet duygusunun yeterince gelişmemesi ile bağlantılı olarak yeni bir kardeş fikrini ret edebilirler. Bu noktada kararı alması gereken anne ve babadır.</p>
<p><strong>Peki ne yapmak gerekir?</strong></p>
<p>Anne ve babalar ne kadar eşit davranırlarsa çatışmanın o kadar az olacağını sanırlar. 5 yaş ile 10 yaşın ihtiyaçları ve bunların çözümünde kullanılan yöntemler aynı olamaz. Çocukların yaş dönemlerine uygun iletişim kurmak gerekir.</p>
<p>Tartışmaların olması olağandır. Ebeveynler buna ne kadar müdahale ederse, baş etme becerilerinin de gelişmesini engellemiş olurlar. Fiziksel zarar vermedikleri ve birbirlerinin haklarını taciz etmedikleri sürece anne-baba müdahale etmemeli.</p>
<p>Kıskançlığı yoğun yaşayan çocuk ile ilgili, günlük işlerde onun da seçebileceği bir yakından yardım istenmeli.</p>
<p>Unutulmamalı ki, kardeş bile olsalar her çocuğun kişiliği farklıdır. Farklılıklarına saygı gösterilmeli, kızmak yerine düşüncelerini dinleyin.</p>
<p>Ev içi ve kardeş ile ilgili günlük sorumluluklar verin ve bunları yerine getirdiğinde sözlü olarak övün.</p>
<p>Yeni bir kardeş gelme aşamasında eşyalarını ve oyuncaklarını onun izni olmadan bebeğe vermeyin.</p>
<p>3 yaşındaki bir büyük kardeş bebeğin canlı olduğunu ve ona zarar verebileceğini bilemez, ilgisini gösterdiğimiz tepkiye öfke duyar. Zaman içerisinde bizim davranışlarımızla paralel olumlu ya da olumsuz tutumlar geliştirir.</p>
<p>Anne ve babanın çocuklar ile ilgili iş paylaşımı yapmış olması gerekir. Anne, bebeği emzirirken baba da büyük çocuğun giysisini değiştirebilir.</p>
<p>yenisafak.com.tr</p>

<p class="sayac_bilgi">Bu yazı 338 defa okundu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aktuelegitim.com/kardes-kiskancliginin-nedeni-aile-mi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Okullar açılıyor.. . Çocuklarda okul korkusunu yenmelerine nasıl yardımcı olunur</title>
		<link>http://www.aktuelegitim.com/okullar-aciliyor-cocuklarda-okul-korkusunu-yenmelerine-nasil-yardimci-olunur.html</link>
		<comments>http://www.aktuelegitim.com/okullar-aciliyor-cocuklarda-okul-korkusunu-yenmelerine-nasil-yardimci-olunur.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Sep 2009 21:46:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ahmet</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuklarda Davranış Bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[okul korkusu]]></category>
		<category><![CDATA[okul öncesi]]></category>
		<category><![CDATA[rehberlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aktuelegitim.com/?p=962</guid>
		<description><![CDATA[Öğrenciler vede veliler için uzun yaz tatilinde yavaş yavaş sona yaklaşılmakta ve okullar açılmak üzere. Öncelikle İlköğretim 1. sınıf ve Okul Öncesi öğretime kayıt yaptıran ve yürekleri her geçen gün biraz daha hızlı atmaya başlayan minik yavrularımız, ağabeyleri ve ablalarından bir hafta önce ders başı yapacaklar. Daha doğrusu okullarına alışma ve okul korkularını yenmelerini ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Öğrenciler vede veliler için uzun yaz tatilinde yavaş yavaş sona yaklaşılmakta ve okullar açılmak üzere. Öncelikle İlköğretim 1. sınıf ve Okul Öncesi öğretime kayıt yaptıran ve yürekleri her geçen gün biraz daha hızlı atmaya başlayan minik yavrularımız, ağabeyleri ve ablalarından bir hafta önce ders başı yapacaklar. Daha doğrusu okullarına alışma ve okul korkularını yenmelerini ve okula uyumlarını sağlamak amacıyla bir haftalık &#8220;Okula Uyum Programı&#8221;na alınacaklardır.<br />
<span id="more-962"></span><br />
Evet olayı kısaca özetledim fakat minik öğrencilerimizin okullarına alışmaları ve de ailelerinden ayrılmaları çocuklarımızın büyük bir kısmı için hiçte kolay olmamaktadır. Bir çok duyguyu içlerinde barındıran çocuklarımız için sevmek, acımak, üzülmek vb. gibi duyguların varolması ne kadar normalse korku duygusunun da varolması bir o kadar normal ve olması gereken bir durumdur.</p>
<p>Çocuklardaki korku duygusu aslına bakılırsa çocuğun yaşadığı ortam ve bulunduğu çevresi ile uyum sağlayabilmesi, kaygıları ile başedebilmesi ve hayatla yüzleşebilmesinin basit bir yoludur. Bütün çocukların okula başladıkları dönemde okul korkusu yaşayacak diye bir durum söz konusu değildir. Fakat böyle durumda olan çocukların eğitim hayatları boyunca sıkıntı yaşadıkları ve de akademik anlamda büyük sorunlar yaşadıkları yapılan araştırmalar vasıtasıyla sabitlenmiştir.</p>
<p>Çocukların okul hayatlarına başladıkları özelliklede ilk haftalarda yaşadıkları okul korkularının asıl sebebi aslında ailelerinden özelliklede annelerinden ayrılma ve kendilerine bir zararın gelebilecek olması düşüncesinden kaynaklanmaktadır. Çocuklarımız için soyut bir kavram olan öğretmen ve eğitim gerçeği, çocuğun kendini huzurlu ve güvendiği hissettiği evinden ayrılmasına sebep olması çocukta okula ve öğretmene karşı önyargı ve korku oluşturmaktadır.</p>
<p>Okul hayatlarına başlayan çocukların çoğunda ilk günlerde okula gitmeme arzusu doğabilmektedir. Bunu da değişik şekillerde anne ve babalarına aksettirmektedirler. Mesela ?Karnım ağrıyor?, ?Başım ağrıyor.? ?Midem Bulanıyor.? hatta ve hatta yaşadığı şehirden uzakta yaşayan özelliklede dedesi anneanne veya babaannesini özlediğini ve onların yanına gitmek istediklerini söyledikleri bile görülebilmektedir. </p>
<p>Aslına bakılırsa çocuklardaki yalnız kalma, daha doğrusu ailesinden uzak kalma dolayısı ilede okul korkusunun temelinde ailenin çocuk üzerinde doğumundan itibaren oluşturduğu anne ve babaya karşı olan bağımlılık özelliği yatmaktadır. Çocuğun okul hayatı başlamadan çocukların kendi başlarına bağımsız olarak ailelerinin bulunmadığı ortamlarda arkadaşları ile oynayabilmeleri ve anne babasından bağımsız olarak diğer aile fertleri yada yakın eş dost aracılığı ile dolaşabilme alışkanlığının verilebilmiş olması öğretmenlerin okullarda yaşadıkları yada yaşayabilecekleri çoğu problemi bertaraf edebilecektir? </p>
<p>Anne ve babaya bağımlı, devamlı ailesinin desteği ile iş yapan, sorumluluk duygusundan uzak olarak yetiştirilen çocuklarda özgüven eksikliği oluşacaktır. Bu durumda çocuğun okul korkusu yaşamasına neden olacaktır. Bu anlamda özgüveni gelişmiş çocukların büyük bir bölümü okul korkusu yaşamayacaktır. . </p>
<p>Okul korkusunun yenilmesi için öncelikle çocuğun okula gitmesi konusunda kesinlikle ödün verilmemeli ve mutlaka okula devamının sağlanması gerekmektedir. Ayrıca çocuğun okula neden gitmesi gerektiği izah edilmelidir. Okula gitmemesi durumunda okulda arkadaşlarının yapacağı çalışmaları kendisinin yapamayacağı ve doğal olarak ta bazı konularda arkadaşlarından geri kalacağı anlatılarak çoğun okula gitme istek ve arzusunun artırılması gerekmektedir.</p>
<p>Eğer ki; çocuğun korkusu haddinden fazla vede okula yalnız gitmesi durumun da çocukta psikolojik sorunlar oluşturacak gibi ise ilk hafta çocukla birlikte okula gidip, dönüşte de kendisini almaya geleceğini belirterek çıkış saatinde gelinerek çocuğun okula alıştırılması sürecine destek olunmalıdır.</p>
<p>Velilerin çocuklarında oluşabilecek okula gitme konusundaki korkularına tek başlarına müdahale etmeleri çocuk üzerinde eğitim hayatı boyunca yaşayabileceği sorunlar oluşmasına neden olabilir. Dolayısı ile bütün problemleri öğretmenleri ve okul rehberlik servisleriyle görüşerek çözmeleri daha doğru olur.</p>
<p>Atila KALDIRIM </p>
<p>http://www.atilakaldirim.tr.gg</p>
<p>Başta bu sene okul öncesi eğitimlerine ve 1. sınıfa başlayacak olan öğrencilerimiz olmak üzere geleceğimizin teminatı bütün öğrencilerimizin huzurlu ve başarılı bir eğitim öğretim yılı geçirmelerini diliyorum?.</p>

<p class="sayac_bilgi">Bu yazı 806 defa okundu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aktuelegitim.com/okullar-aciliyor-cocuklarda-okul-korkusunu-yenmelerine-nasil-yardimci-olunur.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Savaş Çocukları</title>
		<link>http://www.aktuelegitim.com/savas-cocuklari.html</link>
		<comments>http://www.aktuelegitim.com/savas-cocuklari.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 Jan 2009 01:10:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Günay</dc:creator>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuklarda Davranış Bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[pdr]]></category>
		<category><![CDATA[rehberlik]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aktuelpdr.com/?p=295</guid>
		<description><![CDATA[Son zamanlarda başta televizyonlar olmak üzere yazılı ve basılı medyada ne çok şiddet görüntüsü izlemeye başladık. Savaşlar, cinayetler, çeteler, yakalanan silahlar, patlayan bombalar ve daha neler neler? Haber alma özgürlüğümüz var var olmasına da haberle birlikte başka neler alıyoruz ben birazda bunu sorgulamak istiyorum. Akşamları ana haber bültenlerini şöyle bir takip etseniz, birkaç ciddi ulusal kanalın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Son zamanlarda başta televizyonlar olmak üzere yazılı ve basılı medyada ne çok şiddet görüntüsü izlemeye başladık. <span id="more-295"></span>Savaşlar, cinayetler, çeteler, yakalanan silahlar, patlayan bombalar ve daha neler neler? Haber alma özgürlüğümüz var var olmasına da haberle birlikte başka neler alıyoruz ben birazda bunu sorgulamak istiyorum.</p>
<p>Akşamları ana haber bültenlerini şöyle bir takip etseniz, birkaç ciddi ulusal kanalın dışında kalan kanallarda sırf reyting arttırmak için haddinden fazla şiddet içerikli görüntülere rastlıyorsunuz. Gazeteler ona keza. Biz büyükler olarak izleyip izlememe konusunda tercihde bulunabiliyoruz ancak çocuklar isteselerde istemeselerde bu tür görüntülere maruz kalabiliyorlar. Bu görüntüleri izleyen çocuklar kendi iç dünyalarında olayı farklı yorumlayıp yeni ama istenmedik davranışlar kazanabiliyorlar. Bu konuyu daha önce <a title="Televizyon Seni ne Yapmalı" href="http://site.mynet.com/psikolojikdanismann/dokuman/tlvz.htm" target="_blank">?Televizyon seni ne yapmalı? </a>isimli yazımda uzun uzun anlatmış olduğumdan yeniden yazmıyorum. Ancak bir konuya dikkat çekmedende geçemeyeceğim. Biz çocuklarımıza her zaman -adına eğitim dediğimiz- istendik davranış kazandıramıyoruz. Bazı zamanlarda istemediğimiz davranışlarda kazandırabiliyoruz. Saddam Hüseyin?in idamında olduğu gibi? Bu idam görüntülerini televizyonlarda sansürsüz izleyen çocuklar istemedende olsa yeni bir davranış kazanmış oldular. Bazıları bu yeni davranışı uygulamaya koydu ve ne yazık ki hayatını kaybetti.</p>
<p>Yukarda anlattığım olayın bir boyutuydu. Olaya bir başka açıdan baktığımızda ise yanlış olan davranışı özümseyerek normalleştirme sürecini izleme fırsatı bulabiliyoruz. Bizler çoğu zaman kan görmeye dayanamıyorken, savaş yaşanan bölgelerde insan cesetlerinin yakınında oynayan çocukları görebilirsiniz. Çocuk bu durumu öylesine özümsüyorlar ki yaşananlar kendisine normal! geliyor. Çünkü her gün çevresinde insanlar ölüyor. Her gün birileri yaralanıyor. Bu durum çocuğun iç dünyasında yaşadığı bir sistematik duyarsızlaştırma sonucunda normalleşme! sürecini tamamlıyor.</p>
<p>Bu normalleşme! süreci bakın arkasından daha neler getiriyor. Çocuk öğrendiği şiddet içeren davranışı çevresinde uygulamaya başlıyor. Biri kendisine ait bir eşyayı kırdığında yada kazarada olsa kendisine zarar verdiğinde sorguya ve suale fırsat tanımadan doğrudan saldırganlaşıyor ve şiddete baş vuruyor. Çünkü öğrenmiş olduğu davranış kalıbı onu öngörüyor.</p>
<p>Çocuklar bu türden travmaları gerek yaşadıktan gereksede izledikten sonra beklide en büyük yarayı iç dünyalarında alıyorlar. Bu konularla ilgili yapılan onlarca araştırma bulunmaktadır. Doç. Dr.Burhanettin Kaya?nın yazmış olduğu <a title="Savaş Çocukları" href="http://www.birgun.net/science_index.php?news_code=1231166157&amp;year=2009&amp;month=01&amp;day=05&amp;action=read" target="_blank">?Savaşların Yol Açtığı Ruhsal Yıkımlar?</a>(Türk Psikiyatri Derneği) isimli yazıda geçen bir bilgiye göre 2000 yılında Filistin?in Gazze bölgesinde 7-12 yaşları arasıdaki ilkokul öğrencilerinde yapılan bir araştırmada savaş bağlı olarak ortaya çıkan travma sonrası stres bozukluğunun yüzde 42 olduğu çatışmalar bittikten yaklaşık 1 yıl sonra bu oranın yüzde 19 gerilediğini göstermiştir. Bu türden travmalara maruz kalan çocuklarda görülebilecek bozukluklar; altını ıslatma, tırnak yeme, uyku bozuklukları, sinirlilik halleri, saldırgan davranış sergileme olarak sıralanabilir.</p>
<p>Tüm bu travma sonrası bozukluklarla ilgili mutlaka uzman yardımına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu profesyonel yardım bireysel verilebileceği gibi Adapazarı ve Kocaeli?nde yaşanan depremlerden sonra Milli Eğitim Bakanlığı?nın başlatmış olduğu Psikososyal Okul Programı projesi benzeri bir proje ile grup olarakta verilebilir.</p>
<p>Savaş bölgesindeki çocukların ilaç kadar, gıda kadar psikolojik desteğede ihtiyaçları bulunmaktadır. Bu konu şiddetin normalleşmesine karşı mücadelenin en etkili yöntemlerinin başında gelmektedir. Bu kısır döngü kırılmalıdır. Çocuklara şiddetin, saldırganlığın istenmeyen bir davranış olduğunu, bu türden davranışlarda bulunanların anormal davranış sergilediklerinin anlatılması, normal olanın ne olduğu konusunda uzman yardımının verilmesi büyük önem taşımaktadır. Yine ayrıca şiddete maruz kalan çocukların kendilerini nasıl korumaları, nasıl davranmaları gerektiği konusunda da çocuğa yeni davranış kalıpları öğretilmelidir.</p>
<p>Anne babaların en azından şiddet ve savaş içeren haberleri izlerken çocuklarını televizyon başından uzaklaştırmaları bile onları travmadan korunmak için önemli bir tedbirdir. Savaş ve şiddete maruz kalan çocular içinse ne yazıkki bireysel tedbirler çok fazla anlam ifade etmemekte bu konuya devletler ve birleşmiş milletler bazında yaklaşılması gerekmektedir.</p>
<p>Günlerdir İsrailin masum sivilleri katletmesi, yüzlercesini sakat bırakması, bu olumsuzluklardan en çokda çocukların etkilenmesinden hareketle savaş çocuklarını yazdım. Filistinli savaş çocuklarının neler hissettiklerini ve bu durumun hayatlarının geriye kalan kısmını (eğer İsrail sağ bırakırsa) nasıl etkileyeceğini, olayın yüzlerce kilometre uzağında da olsa bu türden görüntülerin izleyen çocuklarda ne tür psikolojik sorunlara neden olacağını kendimce aktarmaya çalıştım.</p>
<p>Tüm kalbimle istiyorum ki, savaşlar olmasın ve insanlar ölmesin?.</p>
<p>Bir başka yazıda görüşmek dileğiyle?</p>
<p><a title="Kişisel Sayfam" href="http://pdrservisi.sitemynet.com/ag/id1.htm" target="_blank">Ahmet GÜNAY</a><br />
Psikolojik Danışman</p>

<p class="sayac_bilgi">Bu yazı 778 defa okundu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aktuelegitim.com/savas-cocuklari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu(DEHB)</title>
		<link>http://www.aktuelegitim.com/dikkat-eksikligi-ve-hiperaktivite-bozuklugudehb.html</link>
		<comments>http://www.aktuelegitim.com/dikkat-eksikligi-ve-hiperaktivite-bozuklugudehb.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 08 Mar 2008 17:16:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>özkan emiroglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikolojik Problemler]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuklarda Davranış Bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[pdr]]></category>
		<category><![CDATA[rehberlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aktuelpdr.com/psikolojik-problemler/dikkat-eksikligi-ve-hiperaktivite-bozuklugudehb.html</guid>
		<description><![CDATA[Nedir? Ayırıcı Tanı Kriterleri ve Tedavisi Ülkemizde son yıllarda bu konu çok fazla konuşuluyor. Ailelere baktığımızda eğer çocuk biraz fazla hareketliyse hiperaktiftir deniliyor. Öğretmenler arasında da yaygın görüş çok fazla. Sınıfındaki öğrenciler arasında diğerlerine nazaran biraz daha hareketli öğrenciler hemen hiperaktif ilan ediliyor? Oysa ki son yıllarda bu konuda yapılan araştırma ve üretilen döküman sayısına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Nedir? Ayırıcı Tanı Kriterleri ve Tedavisi</strong></p>
<p>Ülkemizde son yıllarda bu konu çok fazla konuşuluyor. Ailelere baktığımızda eğer çocuk biraz fazla hareketliyse hiperaktiftir deniliyor. Öğretmenler arasında da yaygın görüş çok fazla. Sınıfındaki öğrenciler arasında diğerlerine nazaran biraz daha hareketli öğrenciler hemen hiperaktif ilan ediliyor? Oysa ki son yıllarda bu konuda yapılan araştırma ve üretilen döküman sayısına baktığımızda artık bu Dikkat Eksikliği Ve Hiperaktivite Bozukluğu çok da bilinmez bir konu olmaktan çıkmış durumda. Yeter ki araştırılsın&#8230;</p>
<p><span id="more-99"></span></p>
<p>Peki nedir Dikkat Eksikliği  Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) ve neden bu kadar karıştırılıyor? Neden bu kadar sık konuşulmaya başlandı? Ve en önemlisi de..Onlar için neler yapılabilir?</p>
<p><strong>            Neden karıştırılıyor?</strong></p>
<p>Neden karıştırılıyor demekten çok kimlerle karıştırılıyor demek sanırım daha doğru. Özellikle oldukça hareketli  ve yerinde duramayanlar olarak  ayırdedebileceğimiz kinestetiklerle daha çok karıştırıldığı söylenebilir. Kinestetikler yaşamı bedenleriyle tanıyanlar yani,  diğer öğremne stillerine sahip tiplere göre daha hareketlilerdir. Kinestetik çocuklar, okul öncesinde oradan oraya koşan, evin içinde koltukların üstünde,dolapların içide gezen,masaların üstüne çıkan, atlayan, zıplayan tiplerdir. Etraflarındaki eşyaları  ancak onlara sarılarak, iterek, çekerek, dokunarak tanıma arzusuna sahiptirler. Parkta onları gördüğünüzde hemen farkedebilirsiniz. Çünkü ağacın yapısını  ona dokunmadan  görsel bir tip gibi belleğine kayıt edemezler onlar. Kinestetik çocuk  için ilgisi çeken bir şey hakkında bilgi toplama aracı  dokunmaktır, kurcalamaktır. Yaşları ilerledikçe bu hareketlilikleri azalsa da  yine de diğer öğrenme stillerine nazaran bu tip çocuklar oldukça hareketli, karıştırmayı, dokunmayı seven, sınıfta sırasında oturmakta zorlanan, öğretmeninin ilgisini ona dokunarak, kolunu ya da kıyafetini çekiştirerek çekmeye çalışabn tipte çocuklardır. Bu nedenle de gerek aileler, gerekse öğretmenler kinestetik çocuklara hemen hiperaktif etiketini yapıştırmaya çalışırlar. Birazdan da sıralayacağımız gibi, oysa ki DEHB olan çocuklarla kinestetik çocuklar  birbirinden farklı özelliklere sahiptirler ve kinestetikler  en ayırıcı özelliklerden biri olan dikkat konusunda zorluk yaşamazlar. İlgilerini çeken konularda ,sınıfın en hareketli, sorunlu, tembel öğrencisi diye etiketleniveren bu çocuğun ne harika el becerileri ortaya koyduğunu görmek çoğu öğretmeni şaşırtır bazan. .Ya da ilgisini çeken bir konuda ne kadar ilgiyle dersi takip ettiğni görmek de.</p>
<p>Bu yüzden her hareketli çocuğun  hiperaktif olduğu yanılgısına düşülmemeli..</p>
<p>Peki Dikkat Eksikliği  Hiperaktivite Bozukluğu Nedir? Karıştırmamanın tek yolu bu  psikiyatrik bozukluğun tanınmasından geçmektedir. İsterseniz buna bakalım.</p>
<p>Dikkat Eksikliği  Hiperaktivite Bozukluğu Nedir?</p>
<p>Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu aşırı hareketlilik, dikkat sorunları ve istekleri erteleyememe belirtileriyle ortaya çıkan bir psikiyatrik bozukluktur. Dikkat eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan çocuklar, aşırı hareketlidir, dikkatleri çabuk dağılır, engellenmeye ve beklemeye tahammülleri yoktur. Sabırsızdırlar, kolay uyarılabilirler, çabuk kızar, hareketlenir ve kolay incinirler. Yetişkin dönemde de yakınmalar hafifleyerek ve şekil değiştirerek devam eder. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu tanısının konulabilmesi için, belirtilerin bazılarının 7 yaşından önce başlaması, en az 6 aydan beri devam ediyor olması ve hem okulda hem de evde sürüyor olması gerekir. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu tanısı, çocuk ruh sağlığı ve hastalıkları kliniğinde uzman bir ekip tarafından konulur.</p>
<p>Eskiden minimal beyin disfonksiyonu(M.B.D.) adı ile bilinen ve dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik ön planda  ve her zaman  bulunan belirtiler olduğu için DSM-III-R ile Dikkat eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu tanı başlığı kullanılmaya başlanan bu hastalıkta en çarpıcı belirtiler dikkat eksikliği, aşırı hareketlilik  ve ataklık(impulsive) ya da dürtüsellik tir. Önemli ayrıntı şudur ki. Bu üç belirti her çocukta değişik oranlarda görülebilmektedir. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan çocuklar üç ayrı grupta yer alırlar:</p>
<p>a) Hem dikkat, hem aşırı hareketlilik-dürtüsellik sorunları olanlar,</p>
<p>b) Sadece dikkat sorunu olanlar,</p>
<p>c) Sadece aşırı hareketlilik dürtüsellik sorunu olanlar.</p>
<p>Aşırı Hareketlilik: Çocuklar erişkinlere göre daha canlı ve hareketlidir. Ancak bu hareketlilik çocuğun kendi yaşıtlarıyla karşılaştırıldığında belirgin düzeyde daha fazla olduğundan aşırı hareketlilikten söz edilir.</p>
<p>Dikkat Sorunları: Dikkatin bir noktaya toplanabilmesinde güçlük, dış uyaranlarla dikkatin çok kolay dağılabilmesi, unutkanlık, eşyalarını ve oyuncaklarını sık sık kaybetme ve düzensizlik gibi belirtiler dikkat sorunlarının bulunduğunu gösterir.</p>
<p>Dürtüsellik: Acelecilik, istekleri ertelememe, sorulan sorulara çok çabuk cevap verme, başkalarının sözlerini kesme ve sırasını beklemekte güçlük çekme gibi özellikler dürtüsellik sorunları bulunduğunu düşündürür.</p>
<p><strong>Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Belirtileri:</strong></p>
<p>a) Aşırı Hareketlilik:</p>
<p>1. Çoğu zaman elleri, ayakları kıpır kıpırdır ya da oturduğu yerde kıpırdanıp durur.</p>
<p>2. Çoğu zaman sınıfta ya da oturması beklenen diğer durumlarda oturduğu yerden kalkar.</p>
<p>3. Çoğu zaman uygunsuz olan durumlarda koşuşturup durur ya da tırmanır. (Ergenlerde ya da erişkinlerde öznel huzursuzluk duyguları ile sınırlı olabilir.)</p>
<p>4. Çoğu zaman, sakin bir biçimde, boş zamanları geçirme etkinliklerine katılma ya da oyun oynama zorluğu vardır.</p>
<p>5. Çoğu zaman hareket halindedir ya da bir motor tarafından sürülüyormuş gibi davranır.</p>
<p>6. Çoğu zaman çok konuşur.</p>
<p>b) Dürtüsellik:</p>
<p>1. Çoğu zaman sorulan soruların soru tamamlanmadan önce cevabını yapıştırır.</p>
<p>2. Çoğu zaman sırasını bekleme güçlüğü vardır.</p>
<p>3. Çoğu zaman başkalarının sözünü keser ya da yaptıklarının arasına girer.(Örneğin başkalarının konuşmalarına ya da oyunlarına burnunu sokar.)</p>
<p>c) Dikkat Eksikliği:</p>
<p>1. Çoğu zaman dikkatini ayrıntılara veremez, okul ödevlerinde, işlerinde ya da diğer etkinliklerinde dikkatsizce hatalar yapar.</p>
<p>2. Çoğu zaman üzerine aldığı görevlerde ya da oynadığı etkinliklerde dikkati dağılır.</p>
<p>3. Doğrudan kendisine konuşulduğunda çoğu zaman dinlemiyormuş gibi görünür.</p>
<p>4. Çoğu zaman yönergeleri izlemek ve okul ödevleri, ufak tefek işleri ya da iş yerindeki görevleri tamamlayamaz.</p>
<p>5. Çoğu zaman üzerine aldığı görevleri ve etkinlikleri düzenlemekte zorluk çeker.</p>
<p>6. Çoğu zaman sürekli mental(zeka) çabayı gerektiren görevlerden kaçınır, bunları sevmez ya da bunlarda yer almaya karşı isteksizdir.</p>
<p>7. Çoğu zaman üzerine aldığı görevleri ya da etkinlikler için gerekli olan şeyleri kaybeder. (Örneğin oyuncaklar, okul ödevleri, kalemler, kitaplar ya da araç-gereçler)</p>
<p>8. Çoğu zaman dikkati dış uyaranlarla kolaylıkla dağılır.</p>
<p>9. Günlük etkinliklerde çoğu zaman unutkandır.</p>
<p>Aslına bakarsanız DEHB nedir ? konulu pek çok döküman ve kaynak bulmak sözkonusu. Bu nedenle daha çok tedavi konusunda neler yapılabilir ve gerek çocuğa gerekse ailesine nasıl yardımcı olunabilir? Daha çok bunun üzerinde durulması yararlı olaur düşüncesindeyim ben.</p>
<p>Şimdi bu konudaki tedavinin daha çok  belirtilere dönük olması nedeniyle  belirtileri sınıflandırmak gerekirse;</p>
<p>Motor davranışlardaki bozukluklar; aşırı hareketlilik, özellikle yürümeye başladıkları ilk dönemlerde göze çarpan ve de gittikçe artan bir özellik göstermesi sözkonusudur. Amaca yönelik olmayan  hareketler, durmak bilmez birbiri ardından devam eden uyarılar sözkonusudur. İnce motor hareketlerdeki koordinasyon bozukluğu ve beceri yetersizlikleri belirgindir.(düğme ilikleyememe, topu atıp tutamama gibi).</p>
<p>Bilişsel İşlevlerde Bozukluklar: Bu belirtiler arasında en çarpıcı olanıdır.Bu çocukların dikkat süreleri kısa, yoğunlaşma yetisi düşüktür.Zekaları normal olmasına karşın öğrenme güçlüğü  ve okul başarısızlıklarının çok  sıklıkla görülmesi bu sebepten ötürüdür. Bellek ve yönelim  yerindedir. Yargılama bozulabilir.</p>
<p>Kişilerarası İlişkilerde Bozukluklar: Kısa sürede ilişki kurar, fakat arkadaş olamazlar.Örneğin, bir nedenle arkadaşına tükürür ya da sopayla dürter, saçını çeker, rahatsız edecek davranışlarda bulunurlar ve bu yüzden arkadaşlıklarını sürdüremezler.</p>
<p>Ruhsal Bozukluklar: Atak ya da dürtüsel dediğimiz bu tip çocuklar çabuk uyarılır,tehlikeyi kavrayamaz,çabuk heyecanlanır,coşkulu duruma girebilirler. Kazalara uğramamaları için sıkı denetim gereklidir. Küçük nedenlerle ağlama, tutturma,aşırı neşe belirtileri göösterebilirler. Engellenmeye dayanma gücğ  zayıftır. Bu tip çocuklarda  depresyon ve bunaltı bozukluğu eşlik edebilir.</p>
<p><strong> Görülme Yaşı, Cinsler Arası Fark ve Görülme Sıklığı</strong></p>
<p>Belirtilerin 7 yaşından önce başlaması gerekir. Genellikle 4-5 yaşlarında belirtiler belirgin hale gelir. Ancak bir kısmı bebekliklerinden itibaren huysuzlukları az uyumaları ve az yemeleri ile dikkat çekerler.</p>
<p>Okul döneminin başlamasıyla dikkat eksikliğine bağlı öğrenme sorunlarının gündeme gelmesi ve arkadaşlarla olan sorunları aileyi tedirgin etmeye başlar.</p>
<p>Ergenlik döneminde ise okul başarısızlığı yanında davranış sorunları ve aileye karşı  gelişen tutumlar gözlenir. Ergenlikte aşırı hareketlilik azalır ve yerine çabuk sıkılma ve dikkat kusuru belirgin olur</p>
<p>Erkek çocuklarda kızlara oranla daha sık rastlanır. Erkek çocuklarda genellikle hiperaktivite ve impulsivite belirtileri ön planda iken, kız çocuklarında daha çok dikkat eksikliği belirgindir.</p>
<p>DEHB her kültür ve toplumda görülen bir bozukluktur. Toplumda görülme sıklığı farklı araştırmalarda farklı sonuçlar elde edilmesine karşın yaklaşık %5-6 gibidir.</p>
<p>Tüm toplumlarda ortalama %3-5 sıklıkta görülmektedir. Yani ortalama olarak her 30-50 çocuktan birinin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olduğu düşünülmektedir.</p>
<p><strong>Nedenleri</strong></p>
<p>Son 15-20 yılda yapılan araştırmalar DEHB?nun organik kökenli olduğu görüşünü hakim kılmıştır. Yeni araştırmalar beyin glikoz metabolizmasındaki bozukluklar üzerinde yoğunlaşmıştır.Nörotrasmitterler de yine üzerinde durulan biyolojik etmenlerdendir.(kurşun,bakır,çinko,demir gibi eser elementlerin etkileri üzerinde durulmaktadır). Bu çocukların özgeçmişlerinde hamilelikte ilaca maruz kalma ve intra uterin infeksiyonlar, zor doğum, düşük doğum ağırlığı,geçirilmiş M.S.S infeksiyonları dikkat çekmiştir. Bozukluğun genetik geçişi üzerinde durulmuş ve bu çocukların 1.dereceden akrabalarında(Baba, amca ve kuzenlerde özellikle)  DEHB oranı daha yüksek bulunmuştur. Kaotik aile yapısında yetişen ve ağır ihmal ve tacize maruz kalan çocuklarda da DEHB belirtileri gözlenebilmektedir.</p>
<p><strong>Tanı Koyma ve Zorluğu</strong></p>
<p>DEHB tanısı, Çocuk Psikiyatristi,Psikolog ve Özel Eğitim Uzmanı tarafından konulmalıdır.</p>
<p>DSM-IV de DEHB tanısı konulabilmesi için 3 temel koşulun var olması gerekmektedir .</p>
<p>1. Aşırı hareketlilik,dürtü kontrolsüzlüğü ve dikkat eksikliği belirtileri</p>
<p>2. Belirtilerin 7 yaşından önce başlaması,bu belirtilerin çocuğun yaşıtları ile karşılaştırıldığındabelirgin olarak yaşıtlarından daha fazla görülmesi</p>
<p>3. Belirtilerin hem evde hem de okulda çocuğun gelişim düzeyine uygun düşecek görev ve beklentileri yerine getirmeye engelleyecek şiddette olması.</p>
<p>Erken çocuklukta tanı koymada güçlükler vardır. Çocuklarda normal gelişim  döneminde aşırı hareketlilik ve dikkat azlığı belirtileri görülebilir. Ancak bu çocukların bu özelliklerinin geçici olduğu istediklerinde dikkatlerini verip kendi başlarına oturup dikkat gereken faaliyetleri yaptıkları görülmektedir. Oysa DEHB olan çocuk bunları yapmakta zorlanır</p>
<p>Kız çocuklarına tanı kayma oldukça güçtür. Kızlar sıklıkla okul başarısızlığı,okula gitmek istememe,okulu sevmeme,anksiyete gibi belirtiler gösterir.Kızlarda hiperaktivite daha azdır ve daha az sayıda davranış bozukluğu gösterirler.</p>
<p>Öğrenme güçlüğü nedeniyle DEHB tanısı konulan çocuklar  vardır. Öğrenme güçlüğü olan bu çocukların güçlükleri akademik alandadır. Sorun birkaç alanda sınırlıdır. Oysa DEHB olan çocuklarda dikkat,konsantrasyonbozukluğu,kendinidüzenleme,soyutlama becerileri yeterince gelişmemiş olduğundan her alanda güçlük vardır.</p>
<p><strong>Değerlendirme   Nasıl Yapılır?</strong></p>
<p>1. Öykü Alma</p>
<p>*Aileyle görüşme</p>
<p>í           Hamilelik</p>
<p>*Doğum Öncesi ve Sonrası</p>
<p>*Çocuğun Gelişimi</p>
<p>*Anne-Baba Tutum ve Aile İlişkileri</p>
<p>*Çocukla Görüşme ve Gözlem</p>
<p>*Çocukla Kolay Anlayacağı Bir Dille íKonuşulup Hangi BelirtileriníNe Şiddette Bulunduğunun Saptanması</p>
<p>2.Kişilik Özelliklerinin Değerlendirilmesi</p>
<p>*İnsan Resmi Çizme Testi</p>
<p>*Cümle Tamamlama Testi</p>
<p>*CBCL (Çocuk Davranış Sorunları)</p>
<p>*Conners Öğretmen Derecelendirme Ölçeği</p>
<p>3. Bender Gestalt Motor Algılama Testi</p>
<p>4. Gelişim  ya da  Zihinsel  Yönden  Değerlendirme</p>
<p>*AGTE (Ankara Gelişim Tarama Envanteri)</p>
<p>*Peabody</p>
<p>*BS (L-M) (Stanford Binet)</p>
<p>*WISC-R (Wechsler Çocuklar İçin Zeka Testi)</p>
<p>*CDI (Çocuk Depresyon Ölçeği)</p>
<p>*DKÖ-SKÖ (Durumluluk-Sürekli Kaygı Ölçeği)</p>
<p>5. Öğrenme  Güçlüğü  Testleri</p>
<p>6.Çocuk Nörolojisi Konsültasyonu (gerekirse EEG ve ileri tetkik)</p>
<p>7.Uluslararası Sınıflandırma Sistemi DSM-IV?e DAYALI TARAMA ve DEĞERLENDİRME ÖLÇEĞİ KULLANILMALIDIR.</p>
<p><strong>Ayırıcı Tanı</strong></p>
<p>Karıştırılabilecek hastalıklar;</p>
<p>·             Nevrotik çocuklar; Aşırı hareketlilik,dikkatsizlik,ataklık belirtileri gösterebilirler.Ancak bunlar, ilgilerini çeken bir konu olduğunda(resim yapma, oyun oynama,müzik dinleme gibi.) dikkatlerini ypğunlaştırabilirler.Oyunları organize, çizgileri yaşlarına uygundur.Hareketleri amaçsız değildir.</p>
<p>·             *Şizofrenide, manide, ağır zeka geriliklerinde de dikkat bozukluğu görülebilir,ancak bu hastelıkların diğer belirtileri ayırıcı tanı için yeterlidir.</p>
<p><strong>Hastalık Süreci ve Sonlanış</strong></p>
<p>Literatüre göre ,bu tip çocukların çoğunda davranış bozuklukları ergenlik ve yetişkinlik çağında da sürmekle birlikte genellikle aşırı hareketliliğin azaldığı ancak atak,dürtüsel ve suça yönelik davranışlarda artış gözlendiği belirtilmektedir.Bazılarında  ergenlik ve yetişkinlik çağında belirgin düzelmeler de görüldüğü belirtilmektedir.</p>
<p>Özellikle ergenlik  dönemine dürtüsellik ve kolay öfkelenme  gibi belirtilerle giren çocuklar, bu durum ergenliğin dönemsel özellikleri ile birleştiğinde  kimlik bocalaması yaşabilmekte ve  diğer davranışsal sorunların çözümünü güçleştirebilmektedir. Ayrıca  dikkat eksikliği ve hareketlilik akademik başarı üzerinde de olumsuz yönde etki bırakmaktadır.</p>
<p>Yapılan araştırmalar, DEHB  tanısı çocukluk çağında konulmuş  bireylerin %35 inin  liseyi bitiremedikleri, %58 inin de en az bir yıl sınıf tekrarı yaptıklarını, %40 ının ise ancak özel eğitim sınıflarında  eğitimlerini sürdürebildiklerini göstermektedir. Erişkinlik döneminde de motor aktivitenin ve dikkat sorunlarının  devam ettiği, duygulanımlarında değişkenlik olduğu, görevlerini sürdürmede ve tamamlamada  zorlandıkları, öfke patlamaları yaşadıkları ve stresle başa çıkamadıkları belirtilmektedir.</p>
<p><strong>DİKKAT EKSİKLİĞİ HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞUNDA TEDAVİ</strong></p>
<p>Daha önce de söylendiği gibi tedavisi belirtilere yöneliktir.Burada  terapinin başarısı, vakanın  çok iyi değerlendirilmesine bağlıdır.Bu tür sorunu olan  çocuk ve gençlere tanı koymada  oldukça titiz davranılması, dikkatli uzun süren değerlendirmeler yapılması ve multidisipliner bir yaklaşım gerekmektedir. Daha önceden de belirtildiği gibi tanı koyma ekip çalışması (psikiyatrik-medikal-psikopedagojik) gerektirir. Doğru tanı, problemin iyi tanımlanması ile yakından ilgilidir. Psiko-pedagojik  inceleme sonuçları vakanın hem yetersiz, hem de güçlü yanlarını ortaya çıkarır. Tedavi için bir plan yapıpı uygulamaya geçme aşamasında  vaka ne kadar iyi değerlendirildiyse  tedavi sürecinin planlaması da o yönde gerçekçi hedeflere dayanır.</p>
<p>DEHB nda ilaç terepisi uygulanmadıkça , diğer terapilerin yararları sınırlıdır. İlaçla semptomlar kontrol altına alınınca, çocuğa/gence kendini kontrol ve idare etme öğretilebilir.bu nedenle hem vakanın kendisine, hem de ailesine ilacın önemi anlatılmalıdır.</p>
<p>DEHB nda tedavinin başarılı olabilmesinin etkenlerinden biri de aile ve okul(çalışan çocuk için iş) ortamında gereken desteğin ve uygun davranış kalıplarıyla  tedavinin desteklenmesidir. Ailenin tüm bireylerinin tedaviye katılımı önemlidir. Ailenin  tavrı;</p>
<p>*Çocoğun gereksinimlerine yatkın, ilgili,sevecen,kronolojik yaşına değil gelişimsel yaşına göre kurallar koyup didplini uygulayan ve bunda  tutarlı olan bir aile ortamıdır.(aşırı hoşgörü yada aşırı disiplin ise uygun bir ortam değildir).</p>
<p>*Aileye çocuğa/gence yardım ve tedavinin desteklenmesi için gereken destek sağlanmalı ve danışmanlık yapılmalıdır. Uunutulmamalıdır ki böyle bir çocuğun aile bireyi olmak zordur ve  aile parçalanmaları  ya da bireylerarası  uyumsuzluk sıklıkla görülebilmektedir.</p>
<p>*Bu tip durumlarda  gerekiyorsa sile tarapisi yapılmalı ayrıca çocuğa/gence  ialç tedavisinin yanında davranış tedavisi de uygulanmalıdır.</p>
<p>*Tedavinin bir diğer önemli parçası da okul ya da çalışıyosa çocuğun/gencin iş ortamıdır. Okul-aile-hekim işbirliği olmadan yalnızca ilaç tedavisi tek başına gereken yararı sağlayamamkta, Öğretmenlere bu tür sorunları olan çocuklarla iletişim kurma ve başetme yöntemleri  ile ilgili danışmanlık yapılması gerekmektedir. Bu şekilde hem öğretmenleri hem de okul idaresini rahatlattığı gibi, çocuğun/gencin dışlanması engellenmiş olmaktadır. Katılımı ve uyumu sağlanmaktadır. Bu amaçla gerek okulu, gerek aileyi, gerekse okul idarelerini bilgilendirecek kitapçık,döküman ya da broşürler yararlı olmaktadır. Aile okulla sürekli olarak işbirliğinde olmalıdır.</p>
<p>1. İlaç Tedavisi: M.S.S. uyarıcısı olan  ilaç(burada ilaç ismi verilmeyecektir) kullanılmaktadır. Burada özellikle belirtilmesi gereken,  sık kullanılan ilacın 6 yaşından küçüklerde kullanılmasının yasak olduğu ve her ilaç gibi yan etkilerine karşı  duyarlı olunması gerektiğidir. Tanı konulup gerekli tedavi başlandıktan sonra gereken uyarılar zaten hekim tarafından yapılmaktadır. İlaç tedavisinde  hastaların 2/3 ünün  davranışlarında önemli düzelmeler görüldüğü belirtilse de  bu konuda literatürde genellikle ilaç tedavisinin tek başına yeterli olmadığı, buna eşlik eden  özel eğitim, ya da bu tip davranış tedavilerini kapsayan bir kavram olarak  psiko-pedagojik yaklaşım adı verilen bir desteğe ihtiyaç duyulduğu belirtilmektedir.</p>
<p>2. DEHB na  Psiko-Pedagojik Yaklaşım:Buraya kadar verlen bilgler doğrultusunda  DEHB?nun  bilgi kazanma sürecini, derse katılımı, öğrenmeyi, ilişkileri  olumsuz etkilediğini  biliyoruz. Bu tür vakalarrın semptomlar ilaçla kontrol altına alınmadıkça  psiko-pedagojik yaklaşımlardan yeterice yararlanamayacakları bir gerçek. Dolayısıyla ilaç tedavisi de tek başına yeterli olmadığına göre her iki tedavinin birlikte sürdürülmesi ve ailenin  ya da  eğer daha fazla sayıda aile varsa grup olarak ailelere gereken  eğitim ve danışmanlığın verilmesi, okulle  işbirliği yapılması gerekmektedir.</p>
<p>DEHB olan vakaların   psiko-pedagojik terapisini planlarken yararlı olacak ilkeler(Shelton ve Barkley,1990)</p>
<p>1)Sorunların analizi</p>
<p>2)Sorunların  netleştirilmesi.sorunların ortaya çıktığı koşulların değerlendirilmesi</p>
<p>3)Sorunu arttıran ya da azaltan koşulların belirlenmesi</p>
<p>4)Gelişimsel analiz.Sorun olan davranışın biyolojik, sosyolojik, gelişimsel değerlendirilmesi</p>
<p>5)Self-kontrolün  analizi, sınırlılıkları,strateji hataları</p>
<p>6)Sosyal ilişkilerin analizi</p>
<p>7)Sosyo-kültürel, fizik çevrenin analizi.</p>
<p>Bu bilgiler toplandıktan sonra terapi planlanır. Kullanılan teknikler, bilişsel davranışçı terapi, stratejik aile terapisi, aile danışmanlığı, problem çözme stratejileri, sosyal beceri eğitimi, duygusal eğitim ve davranış eğitimidir. Değerlendirme ve tedavi içiçedir.TEŞHİS-EĞİTİM PLANI-UYGULAMA-DEĞERLENDİRME-TANININ GÖZDEN GEÇİRİLMESİ  nden oluşan TANI-TERAPİ DÖNGÜSÜ durmaksızın tedavi sonlanana kadar devam eder.</p>
<p><strong>Psiko-pedagojik terapi  ilkelerini burada kısaca belirtmek yararlı olacaktır:</strong></p>
<p>1)Sorunu ile ilgili olarak öncelikle çocuk ve ana-babayı bilgilendirmek</p>
<p>2)Öğretmenini, varsa rehberlik servisini bilgilendirmek, işbirliği yapmak</p>
<p>3)Yetersiz, sorun olan becerilerini geliştirici özel eğitim programı  hazırlamak, hedefleri saptamak</p>
<p>4)Terapi programını  uygularken adımların küçük, kolaydan zora doğru olmasına , pekiştirilmesine dikkat etmek</p>
<p>5)Geri bildiren, farkına vardıran, düzelttiren bir yaklaşımla, çocuğun hatasını düzeltmesine fırsat vermek</p>
<p>6)Anne-babayı, çocuğun öğrenme, ders çalışma, davranış ve alışkanlıklarında sorunlarla nasıl baş edebilecekleri konusunda eğitmek, danışmanlık yapmak</p>
<p>7)Soruna eşlik eden diğer sorunlar için(anksiyete, benlik saygısı, sosyal beceriler, duygusal-davranışsal) bireysel/grup terapiye yönlendirmek</p>
<p>8)Periyodik olarak değerlendirmek. Devam eden sorunlar için yeni program hazırlayıp, yeni hedefler belirlemek.</p>
<p>Shelton ve Barkley?e göre terapinin uygulanabilirliği ve başarısı, vakanın yaşına, bilişsel gelişim seviyesine ve sosyal faktörlere bağlıdır. Yaş küçük olduğu oranda, terapi ana-babaya odaklanmaktadır. Sorun davranışı değiştirecek olanlar onlardır. Okul çağındaki çocuğa, problem çözme stratejileri ile yaklaşmak daha uygundur. Gençlerin terapisinde ise iletişim becerilerini geliştirmek hedeflenir, bu nedenle gencin terapiye aktif katılımı gerekir.</p>
<p>(Bu yaklaşımla örnek vaka  , tanı, terapinin planlanması ve sürecin işleyişi ile ilgili bilgi kaynakçada verilecek yayınlardan edinilebilir).(3)</p>
<p>Zeynep UĞURLU</p>
<p>Eğitim Uzmanı ve Rehberlik Öğretmeni</p>
<p><strong>KAYNAKÇA</strong></p>
<p>1)Öztürk,Orhan: Ruh Sağlığı ve Bozuklukları,Nobel Tıp Yayınları,2004</p>
<p>2)Saygılı,Sefa:Çocuklarda Davranış Bozuklukları,Elit Yayınları,2004</p>
<p>3)Korkmazlar Oral, Ümran Doç.Dr.: Dikkat Eksikliği, Hiperaktivite ve Özel Öğrenme Bozukluğuna Psiko-Pedagojik Yaklaşım(Makale); İ.T.F.Çocuk Ruh Sağlığı AD.</p>

<p class="sayac_bilgi">Bu yazı 3762 defa okundu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aktuelegitim.com/dikkat-eksikligi-ve-hiperaktivite-bozuklugudehb.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
