<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>AktuelEğitim &#187; Deneme Yazıları</title>
	<atom:link href="http://www.aktuelegitim.com/category/egitim-ogretim-genel/deneme-yazilari/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.aktuelegitim.com</link>
	<description>Türkiye&#039;nin Eğitim Portalı</description>
	<lastBuildDate>Wed, 28 Jul 2010 10:39:17 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>İki Paket Arasında Bir Yaşam</title>
		<link>http://www.aktuelegitim.com/iki-paket-arasinda-bir-yasam.html</link>
		<comments>http://www.aktuelegitim.com/iki-paket-arasinda-bir-yasam.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Apr 2010 17:35:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nevzat ÖZER</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneme Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[pdr]]></category>
		<category><![CDATA[rehberlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aktuelegitim.com/?p=1288</guid>
		<description><![CDATA[2001 yılı, üniversiteden mezun olacağım bir yıldı. Yer, Erzurum Atatürk üniversitesi kampusu içinde güzel bir cami. Günlerden cuma, aylardan şubat. Soğuk mu soğuk bir kış günü. Cami imamı hutbede vaaz veriyor. Ağzından çıkan bir cümle, beni çok etkiliyor. Kafam allak bullak? Kafamın içinde acayip sorular oluşmaya başlıyor. Bu cümle, Sofi gibi, Sokrates gibi, Mevlana gibi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>2001 yılı, üniversiteden mezun olacağım bir yıldı.</p>
<p>Yer, Erzurum Atatürk üniversitesi kampusu içinde güzel bir cami.</p>
<p>Günlerden cuma, aylardan şubat. Soğuk mu soğuk bir kış günü.</p>
<p>Cami imamı hutbede vaaz veriyor. Ağzından çıkan bir cümle, beni çok etkiliyor.</p>
<p>Kafam allak bullak?</p>
<p>Kafamın içinde acayip sorular oluşmaya başlıyor.</p>
<p>Bu cümle, Sofi gibi, Sokrates gibi, Mevlana gibi Yunus emre gibi hayatı tekrardan ve derinden sorgulamama neden oluyor&#8230;</p>
<p>Neydi o cümle? O cümle şuydu: &#8220;<strong>Hayat iki ambalaj ya da paketlenme arasında gecen bir süredir&#8221; </strong>diyor cami imamı<strong>&#8230; </strong>  </p>
<p>Sonra açıklamaya başlıyor&#8230; &#8220;Biz insanoğlu, Annemizden doğduğumuz anda, hemen bir beyaz örtü ile üstümüz sarılır bir nevi güzel bir paket haline getiriliriz.(buna da kundak diyoruz) Aradan zaman geçer? Çocukluk, gençlik ve ihtiyarlık? Derken süremiz dolar ve ölürüz. Yani hayat saatimizin tik takları susuverir. Öldüğümüzde de gene aynı işlem devam eder. Yani gene bir örtü ile güzelce sarılır bir paket haline getiriliriz. Biz buna kefen diyoruz? Yani çıplak gelmiştik çıplak gidiyoruz? Yanımıza hiçbir şey almamıştık gelirken? Giderken de elimiz ve cebimiz boş&#8230; Zaten ağlayarak gelmiştik bu yalan dünyaya, sonra ağlatarak ayrılıyoruz?</p>
<p>Kısaca, iki paketlenme arasında bir yaşam sürer ve biter&#8221;?</p>
<p>Ne kadar düşündürücü ve sorgulayıcı bir cümleydi benim için.</p>
<p>İşte bu iki paketlenme arasında neler yapıyoruz. Nelerle meşgale içindeyiz.</p>
<p>Sanırım hepimizin sorgulaması gereken dinsel ve felsefi bir soruydu?</p>
<p><strong>Yaşamın ve yaşamın içinde var olan her şeyin üstü birden kapanı verir. </strong></p>
<p><strong>Bir daha bu paketin içine girmekte çıkmakta imkânsızdır. </strong></p>
<p><strong>İki paket arasına girmeden insanlığımızı, yaşamımızı, kendimizi gözden geçirmek dileğiyle? </strong></p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p><strong><em>Nevzat ÖZER</em></strong></p>
<p><strong><em>Psikolojik Danışman ve Rehber Öğretmen</em></strong></p>
<p><strong><em>&#8220;21 yy da Anne ve Baba olmak&#8221; isimli kitabın yazarı</em></strong></p>
<p><strong><em>nevzatozer66@hotmail.com</em></strong></p>

<p class="sayac_bilgi">Bu yazı 399 defa okundu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aktuelegitim.com/iki-paket-arasinda-bir-yasam.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bu yazı canın yanmasına bir başkaldırıdır</title>
		<link>http://www.aktuelegitim.com/bu-yazi-canin-yanmasina-bir-baskaldiridir.html</link>
		<comments>http://www.aktuelegitim.com/bu-yazi-canin-yanmasina-bir-baskaldiridir.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Mar 2010 17:24:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ahmet</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneme Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[İletişim]]></category>
		<category><![CDATA[acı çekmek]]></category>
		<category><![CDATA[ego]]></category>
		<category><![CDATA[pdr]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik danışman]]></category>
		<category><![CDATA[rehberlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aktuelegitim.com/?p=1268</guid>
		<description><![CDATA[Oysa onu, isimsiz patika yollarında topladığım çiçeklerin diliyle sevmiştim. Yapmış olduğumuz fedakârlıkları anlatmayacağım bile&#8230; Biliyorum, umursamaz ve vurdumduymaz tavırlarının, beni ne derecede tahrik ettiğini ve yıktığını bildiğin halde bu davranışlara devam ediyorsun&#8230; Anladım ki insan, aslında hayatı tek kişilik yaşıyor&#8230; Gereğinden fazla seversen ya kahroluyorsun ya da kaybediyorsun&#8230; Sonra aşkı sorguluyorsun. Acaba gerçek aşk var [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Oysa onu, isimsiz patika yollarında topladığım çiçeklerin diliyle sevmiştim.<br />
Yapmış olduğumuz fedakârlıkları anlatmayacağım bile&#8230;<br />
Biliyorum, umursamaz ve vurdumduymaz tavırlarının, beni ne derecede tahrik ettiğini ve yıktığını bildiğin halde bu davranışlara devam ediyorsun&#8230;<br />
Anladım ki insan, aslında hayatı tek kişilik yaşıyor&#8230;<br />
Gereğinden fazla seversen ya kahroluyorsun ya da kaybediyorsun&#8230;<br />
Sonra aşkı sorguluyorsun. Acaba gerçek aşk var mı diye? Varlığını veya yokluğunu tartışmaya açmak sayfalar dolusu yazmaya ve konuşmaya itecek beni biliyorum&#8230;<br />
Hayır hayır çok değer vermeyeceksin. Sonra Freud?un psikodinamik kuramlarını sorguluyorsun? Mesela EGO yu? Buna nefiste diyebilirsiniz&#8230; İşte bu ego yüzünden ne geliyorsa başımıza sanırım&#8230;</p>
<p>Öğrendim ki, karşıdaki insana acı çektiriyorsan ve bunu da sana alenen hissettiriyorsa sanırım egodan kaynaklanıyor. Çünkü ego ?gel bakalım seni mahvedeceğim sana gücümü göstereceğim, seni kendime kul köle edeceğim demeye getiriyor? Çünkü senin onu çok sevdiğini iyi biliyor ya da onsuz yapamayacağını&#8230;</p>
<p>İşte burada, &#8220;duygularını paranteze al mantığınla hareket et&#8221; düşüncesi her ne kadar etrafınızdakiler tarafından söylense de, işte alamıyorsun duyguları bir kenara? Ellerin kolların paslı prangalarla bağlanmış bir kere?</p>
<p>Seni yemesini, bitirmesini bekliyorsun&#8230; Seni öyle kolayda yemeyecek elbet&#8230; Azar azar, parça parça en acınası yerlerini bildiği için, tuz basıp yaralarını okşayacak&#8230; Bu okşama o kadar sarsıcı bir okşama olacak ki, her seferinde seni yerlere serecek. Tam kalkacakken, toparlanacakken gene aynısı olacak&#8230;</p>
<p>Evet, sanırım hiçbir insana zaaf noktalarını açmayacaksın. Seni mesela tanımayacak, bilmeyecek? Her ne kadar seni ben çok iyi tanıyorum dese de gülüp geçeceksin.<br />
Koşmayacaksın mesela arkasından&#8230;<br />
Gülmeyi bileceksin.<br />
Unutmadan, gülmek en güçlü silahtır? Onu çok fazla kaale aldığını hissettirmeyeceksin&#8230;</p>
<p>Onu ne kadar sevsen de bunu belli etmeyeceksin&#8230;<br />
Üzüntülerini yudumlarken,mahzun bakışlarına maske takacaksın&#8230;</p>
<p>Mesela çok vermeyeceksin&#8230; İçindeki hazineni tüketmeyeceksin&#8230;<br />
Ve zamana bırakacaksın. En asil, en bilge kavramdır zaman&#8230;<br />
Acılar olduğu sürece yaşam, yaşam olduğu sürece acılar olacak&#8230;<br />
Sanırım canım acıdı&#8230;</p>
<p>Nevzat ÖZER<br />
Psikolojik Danışman<br />
&#8220;21 YY da anne ve baba olmak isimli kitabın yazarı&#8221;</p>
<p>nevzatozer66@hotmail.com</p>

<p class="sayac_bilgi">Bu yazı 693 defa okundu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aktuelegitim.com/bu-yazi-canin-yanmasina-bir-baskaldiridir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bizimkisi bir apartman hikâyesi? GRİ ve MAT</title>
		<link>http://www.aktuelegitim.com/bizimkisi-bir-apartman-hikayesi%e2%80%a6-gri-ve-mat.html</link>
		<comments>http://www.aktuelegitim.com/bizimkisi-bir-apartman-hikayesi%e2%80%a6-gri-ve-mat.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Oct 2009 17:17:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nevzat ÖZER</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneme Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[pdr]]></category>
		<category><![CDATA[rehberlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aktuelegitim.com/?p=1010</guid>
		<description><![CDATA[Kayahan?ın ?Bizimkisi bir aşk hikâyesi? isimli şarkıyı çok severim. Sanırım yazımı da bu şarkıdan etkilenerek yazdım? Bu şarkıyı hemen hemen birçoğumuz biliriz. Kayahan?ın hakkını vermek gerek, nefis bir şarkı? Sosyolojik açıdan baktığımızda Türk aile tipi, geniş aile dediğimiz yani büyük anne büyük baba, amca vb gibi akrabaların oluşturduğu aile şeklinden ayrılıp, çekirdek aile dediğimiz anne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kayahan?ın ?Bizimkisi bir aşk hikâyesi? isimli şarkıyı çok severim. Sanırım yazımı da bu şarkıdan etkilenerek yazdım? Bu şarkıyı hemen hemen birçoğumuz biliriz. Kayahan?ın hakkını vermek gerek, nefis bir şarkı? Sosyolojik açıdan baktığımızda Türk aile tipi, geniş aile dediğimiz yani büyük anne büyük baba, amca vb gibi akrabaların oluşturduğu aile şeklinden ayrılıp, çekirdek aile dediğimiz anne baba ve evlenmemiş çocukların oluşturduğu aile tipine büyük oranda geçmiştir. Bu da ister istemez ayrı evlerin ve mekânların oluşmasına neden oldu. Ve karşımıza olağanca büyüklükte apartman dediğimiz beton yığınları çıkmaya başladı. Amacım apartmanların varlığını eleştirmek değil elbet. Olaya pedagojik açıdan yaklaşıp özellikle 0?12 yaş grubu çocukların ve bu yaş guruna sahip olan ailelerin, bu çocuklara apartman dediğimiz evlerde bakmak zorunda olmalarını ve bunun getirdiği sıkıntıları tahlil etmek, apartman hayatının çocuklar üzerindeki olumsuz yönlerine dikkat çekmektir. Bunu yaparken de ister istemez ?apartmanlarda? bu eleştiriden pay alacaklar?<span id="more-1010"></span></p>
<p>                                         ******</p>
<p>Apartman hayatı sadece çocukları etkilemiyor. Ya bizleri? Kaçımız acaba yaşadığımız apartmandaki komşularımızı tanıyabiliyoruz? En azından yarısını tanıyabiliyor muyuz? Kaçımız bir bayram günü bayramlaşmak için komşularımızın yanına çıkıyoruz? Bulunduğumuz apartmanda; kimler hasta, kimler yalnız, kimlerin bir sıkıntısı var, kimlerin çocuğu evleniyor? Evet, işin doğrusu bilmiyoruz. Belkide bilmek istemiyoruz. Bu apartmanlara girip bir asansöre biniyor iyi ya da kötü bir insanla karşılaşma durumu olmaksızın asansör bizi doğrudan oturma odasının kapısına ulaştırabiliyor. Kişisel ilişki kurma fırsatları giderek bizden alınıyor. Günümüzde güvence, grift alarm sistemleri, güvenlik görevlileri anlamına geliyor. Arabamıza, evimize her yere alarm sistemleri kurduk? Onları kilitledik sağlam mühürler vurduk. <strong>Bu mühürleri onlara vururken gönüllerimize de vurduğumuzu hesaba katamadık?</strong></p>
<p>Ev alma komşu al derken atalarımız komşuluk ilişkilerinin ne denli önemli olduğuna bu yüzden mi dikkat çekmek istediler acaba&#8230; Korkuyorum ki artık ?komşu alma ev al yarışı? başladı? Ne yazık ki izole edilmiş bir hayat ve ilişkiler çıkmazındayız&#8230; İlişkilerimiz o kadar çok birincil ve organik ki?(resmi, soğuk, duygusuz ve mesafeli)</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"> </span></strong></p>
<p>                                                              *****</p>
<p> Bu çocuklar, bir şekilde ev de kalmak zorunda. Hormonlar, şaha kalkmış bir at gibi yerinde duramıyor iken, içlerindeki bu devasa enerjiyi nereye boşaltacaklar? Tabi ki ister istemez evlere&#8230; Kırılsın camlar, kovalar, tencereler? Sadece kırılan ezilen eşyalar değil? Ezilen, hırpalanan, taşan sinirlere, psikolojilere ne olacak. Bunlarda ister istemez ebeveynlerin ruh hallerini etkileyecek. Ebeveynler, bu kitleyi zapt etmek için olağanca enerjilerini bu çocukların kontrollerini sağlamaya aktaracak. Kalpler kırılacak, eşler arasında zamansız ve acımasız tartışmalar yaşanacak, çocuklara bir takım kısıtlamalar ve yasaklar konacak. Sonra ne olacak. Birde bakmışınız ki o anneyi, babayı; çocuğu okuldaysa, bir psikolojik danışmanın odasında ya da bir psikiyatrın bekleme salonunda göreceksiniz.? Hocam bu çocuk çok yaramaz, hiç yerinde durmuyor, durduramıyorum bu çocuğu, düz duvarlara tırmanıyor, hiperaktif mi ne? Gibi cümleler ağzınızdan dökülüverecektir. Elbette, bu anlamda ciddi sorun yaşayan çocuklara, velilerimize kesinlikle bir uzman desteği almasını da öneriyoruz. Ama burada esas etken, insanoğlunun yapısına, anatomisine uygun olmayan, doğal bir sürecin engellenmesinden kaynaklanan dürtülerin mevcut bir alana kanalize olamaması gerçeğidir.</p>
<p><strong>Çocuklarımız Akvaryum Balıkları gibi? </strong></p>
<p><strong>Çok şey değişti? Şimdi 4 yaşındaki çocuklar oturdukları yerden bilgisayarlarda, atarilerde strateji oyunları oynuyor. Toza bulanmıyorlar, burunları akmıyor! Dirsekleri kanamıyor! Su bol, gıda bol, giysi bol, imkân bol; ama&#8230; Hayatı dokunmadan yaşıyoruz, ya da yaşatıyoruz. Vurmadan, hırpalamadan, sökmeden, temas kurmadan, içine girmeden, acıtmadan, acılanmadan yaşamak? İşte bunlar çocukların istedikleri şeyler değil? </strong></p>
<p> </p>
<p><strong>Nevzat ÖZER</strong></p>
<p><strong>Yozgat Kız Meslek Lisesi</strong></p>
<p><strong>nevzatozer66@hotmail.com</strong></p>

<p class="sayac_bilgi">Bu yazı 613 defa okundu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aktuelegitim.com/bizimkisi-bir-apartman-hikayesi%e2%80%a6-gri-ve-mat.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Köpekler anlamadıkları şeye havlarlar</title>
		<link>http://www.aktuelegitim.com/kopekler-anlamadiklari-seye-havlarlar.html</link>
		<comments>http://www.aktuelegitim.com/kopekler-anlamadiklari-seye-havlarlar.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Sep 2008 19:35:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Günay</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneme Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aktuelpdr.com/?p=184</guid>
		<description><![CDATA[Baudelaire?in Paris sıkıntısı adlı eserini her şiir sever bilir. Fakat bu yazı ne şiirden ne Paris?ten ne Baudelaire den söz etmeyecek. Bu başlığı anımsatan tek şey sıkıntı olacaktır. Kasaba sıkıntısı? Kent yaşamının pastörize yaşam biçiminden bunalıp, kaybettikleri doğallığı fellik fellik arayan aydın ya da eğitimli kişiler şirin bir sahil kasabasında yaşamanın hayallerini kurarlar. Fakat bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Baudelaire?in Paris sıkıntısı adlı eserini her şiir sever bilir. Fakat bu yazı ne şiirden ne Paris?ten ne Baudelaire den söz etmeyecek. Bu başlığı anımsatan tek şey sıkıntı olacaktır. Kasaba sıkıntısı?<br />
Kent yaşamının pastörize yaşam biçiminden bunalıp, kaybettikleri doğallığı fellik fellik arayan aydın ya da eğitimli kişiler şirin bir sahil kasabasında yaşamanın hayallerini kurarlar. Fakat bu eylemlerine geçmeden evvel Weber?in ve Durkheim?ın sosyoloji teorilerine göz gezdirmelerini salık vermeliyiz. Cemaat ve Cemiyet ayırımı ile yaşama biçimini sınıflayan sosyologlar kasaba ve kent yaşamının getirilerini de objektif biçimde sıralarlar?</p>
<p><span id="more-184"></span></p>
<p>Fakat kasaba kültüründe ki birincil ilişkilerin birey olma sürecinde insan zihnini nasılda gölgelediğinden ve samimiyet ya da yardımlaşma adına yaşanılan ikiyüzlü mücadelelerin sakıncalarından söz etmezler. Etliye sütlüye dokunmadan, yukarıdan aşağıdan geçmeden, sağa sola çarpmadan nasıl anlatılır bir sıkıntı hep birlikte deneyeceğiz. Sıkıntısı olanlar eşlik edecekler denemeye ve olmayanlar içinse zaten no problem!<br />
Ne yapalım bizde o zaman yukarı aşağı gezeceğiz, sağa da sola da çarpmayı göze alacağız. Ete kokuyor, suya da akmıyor diyeceğiz.<br />
Hemen tüm psikoloji literatürü anlatır ki; kişinin bilinçdışı diye bir gerçeklik alanı vardır (eskiler buna şuuraltı derler)bu bilinç dışı öyle ne menem bişiydir ki sizin kendinizle ilgili kabul edemediğiniz her türlü duygu ve düşünceyi alır, saklar ve sizin eylemlerinizde size hissettirmeden yön verir. Kimi zaman rüyalarımızda ve hayallerimizde kimi zamanda gün içinde anlam veremediğimiz öfkelenmelerimizde çoraptan kaçan bir başparmak gibi meydana çıkıverir.<br />
İnsan kendi doğasına ne kadar az yabancılaşırsa bilinçdışı çelişkilerle baş etmesi o kadar mümkün oluyor. Fakat modern akıl bugün öyle büyük bir açmazda ki kendi hayvani çıkarlarını rasyonalize ederek(aklileştirmek-akla bürümek)kendi çelişkilerinden kaçıyor. Kendiyle baş edemeyen insan başkalarıyla uğraşarak hayatında ki anlamsızlığı ört bas etmeye çabalıyor. Bunun adına sevgi diyenler bile var? Trajikomik tabii? Ama zaten hayat trajik komiktir. Freud, bilinçdışının sakladığı en derin duyguların; kıskançlık ve düşmanlık duyguları ile komplekslerimiz olduğunu 19, yy da söylemişti. Hoş Freud un üzerinden çok sular aktı ve bugün psikoloji bilimi varoluşçu ve eklektik yaklaşımlarla yeni vizyonlara kulaç atıyor. Lakin bu Freud? u haksız çıkarmaz.<br />
Yapaylığın hüküm sürdüğü kent yaşamında ikincil(soğuk)ilişkiler insanı hayattan bezdirirken,<br />
Doğallığın(?) hüküm sürdüğü kasaba yaşantısın da ise birincil(sıcak)ilişkiler bireyin birey olmasını engeller. Tabi burada sıcak yerine aslında ??vıcık?? demeyi tercih ederim çünkü kast ettiğim ve gelişmemiş zihniyetlerde yaşanan şey sıcaklık değil, ??vıcık vıcıklık??tır.<br />
Fütursuzca başkalarının hayatlarına burnunu değdirmekte sakınca görmeyen kişiler bu samimiyet kisvesine bürünmüş cıvık ilişkilerin ağını örüyorlar. Bir de düşmanlık ve kıskançlık duygularına en çok kapılanlar da kendilerini eğitimli, aydın ya da entelektüel, hümanist, şair, öğretmen, devrimci, demokrat olarak tanımlayan ve tanıtanlar ise halimiz nice olacak?</p>
<p>??Her ruh kendi iblisini taşır haset ve kıskançlığın doyumsuz kuyularında /Mücadele kaçınılmaz iken meydanlarda/Korku nam salar ücralarda??<br />
Evet, birde korkuyoruz sahiden. Zaten en büyük zırvalıkları da korktuğumuz için yapıyoruz. Kendimizi ne kadar az tanırsak o kadar çok korkuyoruz. Çünkü bir gün birilerinin o saklı gizli benliklerimizi görmesinden kaçınıyoruz. Goethe boşuna söylememiş ??insan kendini insanda tanır??aslında,<br />
Ta batıya gitmeye de gerek yok, Rumi de dememiş miydi?<br />
??insan insanın aynasıdır??diye?<br />
Eğer bir kasabada yaşıyorsanız, kıskançlık ve düşmanlık duygularını gizlemeye çalışan sahte tebessümlerle daha çok karşılaşırsınız. Kenttekiler sizi tanımadığı için böyle bir sahtekârlığın tarafı olmazsınız.<br />
Şirin bir sahil kasabasına taşınmayı düşünen şahsiyetli ve üretken insanlar bir kez daha düşünmeliler. Bu sahtekâr tebessümlerle yaşayabilecekler mi?<br />
Kasaba sıkıntısının ardında ki vıcık vıcık samimiyetsizliği gördükçe heveslisi oldukları bol oksijen kalplerinde ki kırgınlığı aşıp damarlarına işleyebilecek mi?<br />
Ve her şeye rağmen her ne iseler o olmaya devam edecek yürekliliği gösterebilecekler mi?<br />
İyice düşünmeleri lazım?<br />
Bazılarımız kasaba sıkıntısı ile baş edebiliyor. O dostlar bunu nasıl yapıyor kendileri anlatsın ya da yazsınlar ancak ben kendi payıma bir Herakleitos meraklısı olarak onun şu aforizmasını zihnimden çıkarmayarak bu sıkıntıyla baş edebiliyorum;<br />
??köpekler anlamadıkları şeye havlarlar??</p>
<p>Pınar Nurhan<br />
Eğitimci Yazar</p>

<p class="sayac_bilgi">Bu yazı 833 defa okundu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aktuelegitim.com/kopekler-anlamadiklari-seye-havlarlar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HAYAT</title>
		<link>http://www.aktuelegitim.com/hayat.html</link>
		<comments>http://www.aktuelegitim.com/hayat.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Jun 2008 19:32:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ahmet</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneme Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Gelişim ve Rehberlik]]></category>
		<category><![CDATA[pdr]]></category>
		<category><![CDATA[rehberlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aktuelpdr.com/deneme-yazilari/hayat.html</guid>
		<description><![CDATA[Hepimiz insan olmanın verdiği sorumluluk ve zorluklarla yaşıyoruz. En boş vermiş, amaçsız insanın bile bir mücadelesi var hayatta, hayatla. İnsan yaşadığı müddetçe güzeli de görecektir çirkini de; iyiyi de görecektir kötüyü de; kolayı da görecektir zoru da. Sıkıntılar, olumsuzluklar olmadan hayat olmayacaksa insana düşen mücadele etmek olmalıdır. Yaşadıklarına boyun eğip köşeye çekilmek zayıflıktır, ?Ben oynamıyorum? [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hepimiz insan olmanın verdiği sorumluluk ve zorluklarla yaşıyoruz. En boş vermiş, amaçsız insanın bile bir mücadelesi var hayatta, hayatla.</p>
<p>İnsan yaşadığı müddetçe güzeli de görecektir çirkini de; iyiyi de görecektir kötüyü de; kolayı da görecektir zoru da. Sıkıntılar, olumsuzluklar olmadan hayat olmayacaksa insana düşen mücadele etmek olmalıdır. Yaşadıklarına boyun eğip köşeye çekilmek zayıflıktır, ?Ben oynamıyorum? deyip omuz silkip küsen bir çocuk gibi. Tabii ki üzüleceğiz, zorlanacağız ama kendini kaptırıp koyuvermemek, kast edilen; hayata daha bir sıkı tutunmak, inadına güçlü olmak.</p>
<p><span id="more-121"></span></p>
<p>Olgun insan, acısını, yoluna çıkan engeli kabul eder fakat umutsuzluğa kapılmaz. Varsa bir hatası onu anlar, alacağı dersi alır ve yoluna devam eder. Azimle, sabırla mücadele etmek, tribünde değil, sahada olmak olgun insanın özelliğidir. Sabır olduktan sonra sabrın meyvesi de er geç olacaktır; ağacın meyve vermesinin belli bir zaman sonra gerçekleşmesi gibi.</p>
<p align="center"><strong>1 GÜNDE OLMAZ AMA BİR GÜN OLUR.</strong></p>
<p>Umut olmazsa insan yaşayamaz; çünkü umudunu kaybedenin kaybedecek başka bir şeyi kalmaz. Bu sebepledir şarkılarda, şiirlerde çokça yer alması bu konunun:<br />
?&#8230;Umut fakirin ekmeği, umar ha umar umar&#8230;?</p>
<p>? ?Bunca yükle öleceksin!? dedim hamala,<br />
?Ölüm kolay, sen umuttan haber ver? dedi,<br />
?Umut var oldukça dünyayı ver sırtıma!? ?</p>
<p>İnsan nasıl düşünürse aynı düşüncesi hayatta çıkıyor karşısına. Psikolojide ?Kendini Doğrulayan Kehanet? diye bir olgu var. Buna göre, insan olumlu düşünürse olumlu sonuçlara, olumsuz düşünürse olumsuz sonuçlara ulaşıyor. ?Başarılı olacağım? dersek de biz haklı çıkıyoruz, ?Başarısız olacağım? dersek de. Her iki durumda da kendi düşüncemizi doğrulamış oluyoruz. Özellikle öğrencilerimizde ?Kendini Doğrulayan Kehanet? örnekleri görüyoruz. Öğrenci, daha her şeyin başında, kendine güvensiz bir şekilde ?Ben yapamam ki!?, ?Ben beceremem ki!?, ?Ben bu dersi anlayamam ki!? deyip işin içinden sıyrılıyor. Sonuçta da istemediği ama kendini hazırladığı durumla karşılaşıyor.</p>
<p>Kuşağımızın en büyük devrimi,<br />
insanların zihinlerini değiştirerek<br />
yaşamlarını değiştirebileceklerinin keşfedilmesidir.</p>
<p>? William James ?</p>
<p>Hayatımızın direksiyonunda biz olduğumuza göre iyi veya kötü yoldan gitmek de bizim elimizde, yani iş insanın seçimine kalıyor. İnsanın olumlu düşünmeyi seçerse kazançlı çıkacağı bellidir. Olumlu düşünmeyi, amaca odaklanmayı (motive olmayı) ve başarıya ulaşmayı sağlamak için NLP adı verilen, zihnin programlanmasına dayanan uygulamadan yararlanılabilir.</p>
<p>NLP?de amaç; zihnin duygu ve düşüncelerle yeniden ele alınıp olumlu şekilde programlanmasıdır. NLP?nin günlük hayatta kolaylıkla ve zevkli bir şekilde uygulanabilen teknikleri var. Bu uygulama, kişisel değişime inanan ve başarıyı elde edememenin imkânsız olduğunu savunan teknikler sunar.</p>
<p>Yaşamak aslında o kadar güzel ki kıymetini bilmiyoruz. Her gün uyandığımızda hayatta olduğumuza şükretmemiz, her şeye rağmen gökyüzüne bakıp güzel şeyler düşünmemiz, hayallerimizi ve amaçlarımızı kaybetmememiz, sürekli olarak kendimizi meşgul edecek etkinlikler bulmamız ve ne kadar olursa olsun sahip olduğumuz imkânları en iyi şekilde değerlendirmemiz, ruh sağlığımız açısından oldukça önemlidir.<br />
Gülebilmek, mutlu olmak, mutlu kalmak bize bağlı.</p>
<p>HER ŞEY SENİN ELİNDE, YAŞAMINI RENKLENDİR.</p>
<p><strong>Unutmayın!<br />
ZİHNİNİZDEKİ HARİTAYI DEĞİŞTİRMEK, DÜNYAYI DEĞİŞTİRMEKTEN DAHA KOLAYDIR.</strong></p>
<p>Nuran GÖNÇ Konya Cihanbeyli İmam-Hatip Lisesi Rehber Öğretmeni<br />
Kaynak: Savaşçı &#8211; Doğan Cüceloğlu<br />
Negatif Limanlardan Pozitif Sulara ? Oğuz Saygın</p>

<p class="sayac_bilgi">Bu yazı 1865 defa okundu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aktuelegitim.com/hayat.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Canavar</title>
		<link>http://www.aktuelegitim.com/canavar.html</link>
		<comments>http://www.aktuelegitim.com/canavar.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 24 May 2008 22:12:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Günay</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneme Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[pdr]]></category>
		<category><![CDATA[rehberlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aktuelpdr.com/deneme-yazilari/canavar.html</guid>
		<description><![CDATA[Gökyüzü geceleri bile gri beyaz ışıklarıyla örtüyor ağır ağır kocayan bu kenti. Onu ne kadar yenilemeye çabalasalar o kadar tekmeliyor üzerindekileri. Tıpkı üstünü örtmeyen yaramaz çocuklar gibi. Yıllar önce yaşadığım bu kent tecavüze uğramaktan çektiği azapla şaşkına uğramış bir kadın şimdi. Mahremiyeti kalmamış ilişkilerin ağılında boğulan insan kalabalıkları, buhranlarını üflüyorlar sokaklara? Kimsenin kendisini koruyamayacağı zehirli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gökyüzü geceleri bile gri beyaz ışıklarıyla örtüyor ağır ağır kocayan bu kenti. Onu ne kadar yenilemeye çabalasalar o kadar tekmeliyor üzerindekileri. Tıpkı üstünü örtmeyen yaramaz çocuklar gibi. Yıllar önce yaşadığım bu kent tecavüze uğramaktan çektiği azapla şaşkına uğramış bir kadın şimdi. Mahremiyeti kalmamış ilişkilerin ağılında boğulan insan kalabalıkları, buhranlarını üflüyorlar sokaklara?<br />
Kimsenin kendisini koruyamayacağı zehirli bir duman geçiyor aramızdan. Boğazım ağrıyor.<br />
Ezan okunmaya başladı. İkişer dakika aralıklarla bu senfoniyi duymak, tepelerinden birinde doğduğum bu kente keskin bir dalış yapmak.</p>
<p><span id="more-117"></span><br />
Namaz kılmak için uyanan teyzem abdest almak için banyoya giderken koca evin antresinde oraya buraya giderken beni görünce ciddi bir sıkıntım olduğunu sandı. Kalem aradığımı fark edince de endişesi dinmedi.<br />
??Allah Allah tövbe??diye kıkırdadı<br />
??bişey yok teyzecim. Mektup yazacağım??<br />
Başını sallayarak abdestine başladı. Annem ise sadece midem ağrıyor zannedip elimde kalem ve kâğıdı görünce rahatladı.<br />
Aslında bir çeşit ağrıydı tabi şu an yaşadığım lakin nerem ağrıyor kestirmek güç. Yine de mide hapımı aldım. Lakin içimi kemiren fareden kurtulamadım. Anneme söylemedim tabi çünkü geçen ay geçirdiğim ülser nöbetlerinden sonra her an ölecekmişim gibi davranıyor. Aslında haklı. Her an ölebilirim fakat sadece benim için geçerli değil ki bu durum. Sizde her an ölebilirsiniz. Ne var bunda?<br />
Tam olarak içimden geçenleri söylemek ile söylememek arasında yaşadığım bir girdap bu?<br />
Sancı, iç kaşıntısı, çivi yutmak, ya da çivi kusmak işte öle bir şey?<br />
Adeta bilimkurgu romanlarından cümlecikler okuyordum kentin her bir köşesinde. Maymunlar cehennemi ya da ubik ya da beşinci elementte ki dekorlara öykünmeye başlamıştık artık. Bazen kestiremiyorum aslında bu yazarlar mı öngörebiliyor yoksa onlar yazdığı için mi böyle şeyler oluyor?<br />
İnsanlar artık kendilerini kusuyorlar. Hayatı yiyor, kendilerini kusuyor, kusmuklarını hayat sanıp tekrar yiyorlar. Burada ne gök vardı ne de yüzü? Bir avuç görüntüde gri beyaz bir bulutsu o kadar!<br />
Güneş doğacağı zamanı bekliyor sabırla. İnsanlar dışında her şey beklemeyi nasılda biliyor!<br />
Herkes uyuyor. Bayram sabahı. Mutfak tuzaklarla dolu&#8230; Ocakta kendi halinde soğumaya terkedilmiş bir tencere dolusu yaprak sarması? Fırının içinde üzeri sofra beziyle örtülmüş su böreği, dolapta çeşitli salatalar ve meyveli turta.<br />
Hemen çıkmalıyım buradan?<br />
Erkekler yavaş yavaş uyanmaya başlamışlardır. Bayram namazı için caminin içinde yer bulmak zor. Çünkü hiçbir namaza olmasa bile bayram namazına gidenler çok oluyor. Bir çeşit günah çıkarma gibi. Bu davranışın ardında şöyle bir ses var sanki<br />
??yani böle uzun aralıklarla ve azar azar olsa şu namaz işi kılacağız işte. Öyle her gün beş kere deyince kılamıyoruz ??</p>
<p>Erkek milleti Sufli hayatlarında kendilerini kusmalarından dolayı tanrıdan af dileyecekler. Tanrının affı dedikleri şey, insanların kendilerini affetmesi olmasın sakın? Vicdanın son durağı? İnsan kendini affetmeyince tanrının affetmesi de olası değil ki zaten.</p>
<p>Çok uzun apartmanlar var bu kentte. Ben şu anda 10, kattayım. Ağaçlara bacaklarından asılmış kediler gibiyiz. Toprak yok. Geldiğimden bu yana hiç kuş sesi duymadım. Teyzemin torunlarının oynadığı sesli kitaplar var. Kuş resmine basınca ötüyor. Bir tek onu duydum yalan olmasın. Eşek, inek filan da var.</p>
<p>Ülkemde sinsi sinsi gezinen ve geçtiği yerdeki insanların ruhlarını yutup, onları hayalete çeviren bir canavar var. İnsanların yalnızlığından ve mutsuzluğundan besleniyor adeta. Doğduğum kenti çoktan ele geçirmiş. Artık burası doğduğum kent değil.<br />
Ezanlar kirlenmemiş lakin. ızdırabın orta yerine düşen Ateş topları gibi ezici ve ürkütücü artık.<br />
Şimdi 10, katında oturduğum binaların yerinde çamurlar içinde minik minik gecekondular vardı bir vakitler. Mustafa ve safiye vardı sınıf arkadaşlarım. Ayaklarında, paçalarında kat kat çamurla gelirlerdi Çukuranbar?dan yüzüncü yıl?a?<br />
??evladım her yeri mahvettiniz!??diye kızardı öğretmenimiz onlara.<br />
Mahcup mahcup geçerlerdi yerlerine. Muhtemelen kendilerine ağabey ya da ablalarından kalmış büyük botları çamurda debelenmekten daha da büyümüş olurlardı. Onları gizlemek için büzüşürlerdi sıranın altında. Onlar büzüştükçe çizmeler daha da büyür, pıt pıt dökülürdü çamurlar. Bütün sınıf gülüşürdük hallerine.<br />
Dere tepe düz gittik misali belki de bir saati bulan ayaz bir yolculuktan çıkıp gelirlerdi okula?<br />
Şimdi burada yollar var artık. Mustafa ve safiye yok. Gecekonduları iyi para etmiştir umarım. Bu sosyetik evlerden birine geçmişlerdir. Fakat ilginç olan şu; çamur hala var.<br />
Ankara ve çamur sadece yürüyenlere bulaşabilir.<br />
Kendi yolunu? Kendi ayaklarıyla?<br />
Kendini kusarak değil,<br />
Yaşayarak?<br />
Şimdilik,<br />
Elveda Ankara</p>
<p>Pınar Nurhan</p>
<p>Eğitimci Yazar</p>
<p><a href="http://narkizindefteri.blogspot.com" title="http://narkizindefteri.blogspot.com/">http://narkizindefteri.blogspot.com</a></p>

<p class="sayac_bilgi">Bu yazı 1163 defa okundu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aktuelegitim.com/canavar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Üvey Evlat Manifestosu</title>
		<link>http://www.aktuelegitim.com/uvey-evlat-manifestosu.html</link>
		<comments>http://www.aktuelegitim.com/uvey-evlat-manifestosu.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Jan 2008 20:33:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Günay</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneme Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Üvey evlat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aktuelpdr.com/deneme-yazilari/uvey-evlat-manifestosu.html</guid>
		<description><![CDATA[İnsanoğlunun bilimsel bilgi yolculuğunda son durağı kendisidir. Önce gökcisimleriyle başladı günümüz bilimsel çalışmalarının öncüleri. Yıldızlara o kadar çok bakıldı ki benlik ve onun muhtevası hep ertelendi. Her ne kadar felsefi akımlar ve dini inanışlar insanı merkez alan bir yapı arzetse de insan hakkındaki bilimsel bilgi ne gariptir ki çok sonraları neşet etmiştir. Evet, insanı tanıma [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanoğlunun bilimsel bilgi yolculuğunda son durağı kendisidir. Önce gökcisimleriyle başladı günümüz bilimsel çalışmalarının öncüleri. Yıldızlara o kadar çok bakıldı ki benlik ve onun muhtevası hep ertelendi. Her ne kadar felsefi akımlar ve dini inanışlar insanı merkez alan bir yapı arzetse de insan hakkındaki bilimsel bilgi ne gariptir ki çok sonraları neşet etmiştir. Evet, insanı tanıma ve anlamada bugün dahi din ve felsefe en az bilimsel pozisyonu tartışılan psikoloji kadar etkilidir. Elbette ki bu etkinin müsbet ve menfi tesirleri olacaktır çünkü öznenin nesnesi kendisiyse -insanın konusu insansa- nötr etkiden bahsedemeyiz. Fakat bu etkilerden ziyade bilimin etkilerinin müsbet ve menfi yönlerine bakmak gerek. Çünkü din dindir ; yani nas ?lar , dogmalar bütünü, inanç isteyen, kesin itaat isteyen, evrende ve ötesinde var olan her şeyi ama herşeyi açıklama iddiasında olan bir öğreti. İnanırsın ya da inanmazsın. Felsefe ise tam tersine her durumda insana ait olan her hasleti sorgulayacak kadar ileri giden, ahlaki değerleri bile yeri geldiğinde hiçbir kısıtlama olmaksızın yerden yere vurabilen, sürekli ve herşeyden (metodik) şüphe etmeyi prensip haline getirmiş bir döngüyü yaşamaktadır. İşte (sosyal) bilim de bu iman (din) ve şüphe (felsefe) arasında kendine bir yer tutmuştur .<span id="more-73"></span></p>
<p>Sosyal bilimlerin en çetin problemi determinizm (nedensellik) ilkesinin Fen bilimlerindeki gibi net olarak görülememesidir. Neden sonuç zinciri sosyal bilimlerde adeta bilim adamıyla alay edercesine karmaşıklaşır. Bu nedenledir ki pek çok büyük sosyal bilimcinin bu sıkıcı ve yarım nedensellik ilkesinden bıkıp bilim adına (istemeden de olsa) ideoloji ürettiğini görmekteyiz.</p>
<p>Bilim mi ideoloji mi?</p>
<p>Günümüzde sosyal bilimlerle ilgili pek çok konuya bu çerçeveden bakarsak , bu soruyu sormadan edemeyiz.</p>
<p>Şarlatanlıkla sosyal bilimler arasında çok ince bir tül vardır. Bu tül en küçük bir rüzgarda bile uçabilir ve bir bakmışsınız ki bilim yapmak amacıyla ortaya atılan cengaverler birdenbire rüzgarın yönüne göre pozisyon alıyor. Bilim yolculuğunun daha ilk sınavında sınıfta kalan bu güruh , menfaat yelkenlerini fora etmiş , soytarılık yarışında hızla ilerlerler. Kimse de bunlara ?dur kardeşim nereye gidiyorsun?? diye sormaz. Aksine alkışlar tempo tutarlar. Tutulan tempolar ve skolastik ezgiler bizim cengaveri aşka getirir de koskoca bilim adamı (adayı) gerdan kırıp, en kıvrak figürlerle raksetmeye bile başlar. Tabi bunun karşılığı fazlasıyla alınmaktadır. Psikoloji biliminin de üzerindeki ince tülü kaldırırsak ortaya 16 ncı yüzyıldan kalma bir saray soytarısı çıkacaktır. Televizyon programlarında sıklıkla şahit olduğumuz çeşitli rahatsızlıkları bulunan (Kekeme, Tik bozukluğu, vs..) insanlarla alay etme , onları birer rayting ve eğlence malzemesi yapma davranışı da son derece olağan karşılanmaktadır. Hatta kimse böyle bir davranışın ya da televizyonculuk anlayışının insanlık dışı, köhne bir anlayış olduğunu söylememekte, söyleyenlerin ise sesi yeterince duyulmamaktadır. Ortaçağda içine şeytan giren hasta acımasızca yakılırken, bizde ise içine merhamet girmeyen şovmen müsveddeleri tarafından teşhir edilerek rant kapısı haline getiriliyor. Hipnoz denilen eski, köhne ve artık kullanılmayan bir tedavi yöntemi bile bugün eğlence aracı haline getirilmiştir.</p>
<p>Ne hazindir ki insanlar psikoloji bilimine diğer bilimlere baktıkları gibi bakmamaktadırlar. Psikoloji denilince hala pek çok insanın yüzünde gözle görülür bir sırıtma ve alaycı bir bakışla karşılaşırsınız. Hemen akla sapık bilim adamları gelir psikoloji denilince. Ya da tam tersi bir durum olur da birden hayranlıkla bakan gözler görürsünüz. Psikoloji bilimine adeta mistik bir öğreti ya da bir inanç meselesi olarak bakan pek çok nevrotik tip vardır. Psikolojiden her şeyi ama herşeyi isteyen bütün dertlerinin dermanını psikoloji biliminde bulmaya çalışan bu zevat aslında çaresizliğin değil cehaletin klasik ibret tablosudur. Psikolog ya da psikiyatristten de aynı şeyi bekleyerek bir anda bütün dertlerini bitirmesini bekleyen bu zevat aslında meseleye bilimsel bilgi olarak değil inanç sistemi olarak yaklaşmaktadır. Eski Türklerde şamandan bekleneni bugün psikoloji biliminden bekleyen bu zevat zaten lüzumlu lüzumsuz her şeyi kutsamakta son derece mahirdir. Bu sayede psikoloji bilimi de (aşırı yüceltilerek) etkisizleştirilmiştir. Bu bakış açısı nedeniyledir ki etrafımız ?sahte hoca? larla doldu. Kutsanmış bilim bir çok kişi için son derece iyi bir rant kapısı haline geldi. Karşısında psikoloji gibi doğaüstü bir bilimin temsilcisini bulunca bu zevat ( Bu zevat ne yazık ki sadece avam değildir.) bütün vaaz edilen değerlere biat etmede gecikmedi ve kendisine yeni bir inanç sistemi buldu.</p>
<p>Günümüzde pek çok konuda hiçbir teorik altyapısı olmaksızın insan ve onun yüce ideali olan mutluluğu ve hazzı hakkında çok detaylı yol haritaları veren kişisel peygamberler türemiştir. Kiminin yaşam koçu dediği , kiminin kişisel gelişim uzmanı dediği bu zevat bilimsel bilgileri yöntem olarak kullansa bile bilim yapmamaktadır. Çünkü bilim adamı avama yaltaklanmaz, avama yaltaklanmadığı gibi bilim adamı bilimsel bilgilerini havasın mutluluğu için yüksek meblağlar karşılığında satmaz. Bilim adamının hedef kitlesi tüm insanlıktır, bir grup mutlu azınlık değil. Bu zevatın diğer bir özelliği de yeri geldiğinde söylediklerine birer dini öğretiymiş gibi iman etmesi, yeri geldiğinde de hemen bir filozof kıvraklığıyla çark edivermesidir. Eğer bir insan kendi görüşleriyle bilimsel verileri karıştırıyorsa onun bilimsel kimliği kalmamış sıradan bir insan haline gelmiştir.</p>
<p>Kişisel gelişim altında psikolojinin en basit kuralları ve teorilerinden yoksun son derece sığ ve yüzeysel eserler ortalığı ifsad etmiştir. Bu ifsadın faturasını ne yazık ki gerçek bilimsel çalışmalar ödemektedir. Psikanalizin temel kavramlarını kötü emellerine hoyratca alet etmekte hiçbir beis görmeyen bu güruh, bilime ve bilimsel bilgiye en büyük ihaneti etmektedirler.</p>
<p>Artık insanlar kısa yoldan mutluluk ve başarıyı (o ne demekse?) yakalamak için her türlü riyakarlığı ve diğer insanların zaaflarından istifade etmeyi kitaplardan öğrenir hale gelmiştir. Ahlaki değerlerden uzak , samimiyetsiz , bencil isteklerinden başka bir değer tanımayanlar için bu eserler adeta bulunmaz hint kumaşı gibidir. İnsanları nasıl ayartacağımızı anlatan eserlerden tutunda bilmem kaç saniyede şu nasıl yapılır, bilmem kaç günde bu nasıl becerilir gibi ipe sapa gelmeyen, deli saçmaları rafları işgal etmektedir. Araya bir de uzak doğu felsefesi katılırak iyice mistik hava verilir. Bilmem ne tapınağındaki bilgenin (din adamlarınıda alet ediyorlar. Yazık!) sözlerini de katarak (bilimle ne alakası varsa!) , güzelce allayıp pullayıp piyasaya nadide bir eser sürülür . Bütün bunlara aslında hiçbir diyeceğim yok ama bunu bilim adına yaptığını iddia eden olursa orada dur demek gerekir. ?Dur kardeşim nereye gidiyorsun? denmez de yazar alkışlanırsa işte o zaman oryantal başlar.</p>
<p>Hiç kimse bir kitap okuyarak mükemmel insan olmak varken Analitik Psikolojinin Temel İlkeleri?ni okumaz. Hiç kimse sahte hocaların yalancı cennet vaad ettikleri safsataları okuyarak bu dünyada cennetin kralı olmak varken , Karen HORNEY , Engin GEÇTAN , Sibel ARKONAÇ , Mümtaz TURHAN gibi (burada adını sayamayacağım) pek çok gerçek hocanın acı veren gerçeklerini okumaz.</p>
<p>Bütün bu karanlık tabloya rağmen hala bilim yapmak için ekvatoral bölgede bir adaya kaçmak zorunda kalmayan gerçek fikir işçilerimiz var. Kendi hallerinde çile dolduran bu işçiler bırakın rüzgarı fırtınalarda bile tüllerini (namuslarını) korumuşlardır. Bir toplum ancak fırtınada bile yolunu şaşırmayan aydınları varsa geleceğe güvenle bakabilir. Eğer fırtınada yolumuzu bulmamıza yardım edecek böyle işçilerimiz olmazsa geleceğimiz sadece sosyolojik olarak değil fiziki olarak da tehlikeye girer. Zamanla değerleri çok daha net olarak anlaşılacak olan bu mütevazi kadro kişisel gelişim adına pek çok özgün eserler ortaya koyarak bilimsel anlamda namusumuzu kurtarmaktadır. Meselemiz kalite olduğu için bu işçilerin kişisel gelişim kitaplarının azlığından yakınmayacağım. Her şeye rağmen bu işçilerin bir mumu bile bütün rakkasların gösterişli avizelerinden daha fazla ışık tutmaktadır gönlümüze. Hiçbir merkeze bağlanmadan, el-etek öpmeden, yaltaklanmadan sadece bilim ve onun etik değerlerini tanıyan bu insanlar Cemil MERİÇ?in ifadesiyle ?kucağında yaşadığı toplumun üvey evlatları?dır.</p>
<p>Üvey evlatlarımızı saygıyla ve şükranla anıyorum?</p>
<p>Hakan TOKGÖZ</p>
<p>TAŞKÖPRÜ ANADOLU LİSESİ</p>
<p>REHBER ÖĞRETMEN</p>
<p align="center"><a href="mailto:hkntkgz@mynet.com">hkntkgz@mynet.com</a></p>

<p class="sayac_bilgi">Bu yazı 617 defa okundu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aktuelegitim.com/uvey-evlat-manifestosu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Televizyon, seni ne yapmalı!</title>
		<link>http://www.aktuelegitim.com/televizyon-seni-ne-yapmali.html</link>
		<comments>http://www.aktuelegitim.com/televizyon-seni-ne-yapmali.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Jan 2008 20:23:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Günay</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneme Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Kalitesi]]></category>
		<category><![CDATA[televizyon]]></category>
		<category><![CDATA[yayın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aktuelpdr.com/deneme-yazilari/televizyon-seni-ne-yapmali.html</guid>
		<description><![CDATA[Hepimizce bilinmektedir, 31 Aralık günü Irak Devleti?nin devrik başkanı idam edildi. Bu görüntüleri televizyondan defalarca izledik hem de sansürsüz olarak. Filmlerde RTÜK?ün zorunlu koştuğu işaretleri haberlerde koymayı unuttu! televizyonlar, anneler babalar kendi meraklarını giderirken çocuklarının da merakını gidermiş oldular. Saddam Hüseyin?in idama hazırlanışı, boynuna ilmeğin geçirilişi, üzerinde durduğu kapağın açılarak aşağıya düşüşü, o kırılan boynunun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hepimizce bilinmektedir, 31 Aralık günü Irak Devleti?nin devrik başkanı idam edildi. Bu görüntüleri televizyondan defalarca izledik hem de sansürsüz olarak. Filmlerde RTÜK?ün zorunlu koştuğu işaretleri haberlerde koymayı unuttu! televizyonlar, anneler babalar kendi meraklarını giderirken çocuklarının da merakını gidermiş oldular. Saddam Hüseyin?in idama hazırlanışı, boynuna ilmeğin geçirilişi, üzerinde durduğu kapağın açılarak aşağıya düşüşü, o kırılan boynunun sesi ?küt?, ipte sallanan cansız bedeni ve cenaze töreni . Öl(dürül)mek üzere olan bir insanın neler yaşayabileceğini an be an (haber spikerlerinin ifadesi ile saniye saniye) izledik. Bir daha bir daha izledik. Hiçbir ayrıntıyı kaçırmadan. Sonra ne mi oldu? Görüntüler o kadar ilgi çekiciydi ki çocuklar yaşananları taklit etmeye başladılar. Etkili öğrenme bu olsa gerekti. Önce Suudi Arabistan?da, sonra Yemen?de, Pakistan?da, ABD?de, Cezayir?de ve son olarak bizde yani Türkiye?de Muş?ta bir çocuğumuz etkilendiği görüntülerden yola çıkarak kendini astı. <span id="more-71"></span></p>
<p>Bu haberleri de medya -sorumluluğu yokmuş gibi- pişkin pişkin verdi. Haberde sansür olmazdı ya. İdamı sansürsüz verdi etkilerini de sansürsüz vermeliydi. Nasılsa haber çıkmıştı kendilerine. Haber bültenlerinde verecek haber lazımdı.</p>
<p>Peki bu görüntülerden sadece çocuklar mı olumsuz etkilendi? Büyükler travma yaşamadılar mı? Bir şekilde bastırılmış korkular yeniden ortaya çıkmadı mı, yaşanan her travma sonrasında olduğu gibi. (Bu konuya başka bir yazıda değinmek istiyorum.)</p>
<p>Hiç şüphesiz, şiddete ve saldırganlığa yada psikolojik sorunlara sadece televizyon yayınları çanak tutmamaktadır. Bunun bir çok nedeni bulunmaktadır Çocuklardaki hazır bulunuşluluk da önemlidir. Ailede yada çevrede şiddete maruz kalan çocuk şiddet kullanmak için fırsat kollayacaktır. İşte tam burada çocuklar şiddetin nasıl yapıldığını yada yapılabileceğini televizyonlardan öğrenebilmektedirler. ?Bana racon kesenin kafasını keserim? diyerek kendi gibi 14-15 yaşlarında olan lise öğrencisinin kafasını kesen genci unutmadık. Hatta yaşanan bu olaylar sıklık göstermeye başlayınca malum televizyon dizisinin tekrarı yayından kaldırılmıştı.</p>
<p>İyi bir vatandaş olarak sorumluluklarımıza sahip çıkmalıyız. Öncelikle kendi çocuklarımız olmak üzere çevremizdeki çocukların bu gibi tehlikelerden uzak durması için elimizden geleni yapmalıyız.</p>
<p>Peki anne baba olarak ne yapabiliriz? Birazda bu konu üzerinde duralım. Şiddet içeren görüntülerden öncelikle biz uzak durmalıyız. Şiddet görüntülerinin izlenmemesi konusunda çocuklarımıza ve çevremizdeki çocuklara iyi bir model olmalıyız. En azından çocukların bulunduğu ortamlarda bu gibi yayınları izlememeliyiz. Çünkü biz gerçekle senaryoyu ayırabilmekteyiz ancak çocuklarımız bu ayrımı yapamamaktadır. Buna rağmen televizyonda şiddet görüntüsü ile karşılaşıldığında bu konu üzerinde çocuklarımızla konuşmalı ve gerçek yaşamda bu tür olayların ne kadar acı verici olduğunu anlatmalıyız.</p>
<p>Televizyonların artık ?çocuk bakıcısı!? pozisyonundan çıkartılması gerekmektedir. Çocuk şiddetin bir kısmını izlediği çizgi filmlerden öğrenir. Elinde bomba patlayan ama bir şey olmayan, üstünden araba geçen, ezildikten sonra tekrar eski haline gelen çizgi film kahramanlarını hep o bizim televizyon başına bırakıp da kendi işlerimize yoğunlaştığımız zamanlarda izler çocuk. Çocuklarımızın televizyon izleme sürelerini belirlemeli ve hangi programları izlediğini takip etmeliyiz. Tüm bunlara rağmen çocuklarımızın izledikleri filmlerde şiddet kullanan insanları model aldığını, onları taklit ettiğini ve çevresine zarar vermeye başladığını fark ettiğimizde mutlaka bir uzmandan yardım almalıyız. Kazanılan davranışlar çok kolay ortadan kaldırılamamaktadır. Bu olumsuz davranışları ortadan kaldırmak için profesyonel anlamda yardım alınmalıdır.Bunun dışında resmi makamlara başvurma hakkımızı da kullanmalıyız. Görüntülü medyanın yayınları RTÜK tarafından denetlenmektedir. Denetlenen bu yayınlar ilgili mevzuata aykırılık teşkil ediyorsa yayının yapıldığı televizyon kanalı çeşitli müeyyidelere tabi tutulmaktadır. Vatandaş olarak rahatsızlık duyduğumuz yayınları RTÜK?ün 178 numaralı telefonuna bildirmeliyiz.</p>
<p>Bu yazıda genel anlamda televizyon yayınlarının çocukların gelişimlerini nasıl etkilediğini ve ebeveyn olarak bizlerin neler yapabileceği üzerinde durdum.</p>
<p>Başka bir yazıda görüşmek üzere?</p>
<p>Ahmet GÜNAY</p>
<p>Psikolojik Danışman</p>
<p><a href="http://site.mynet.com/pdrservisi">http://site.mynet.com/pdrservisi</a></p>
<p align="center"><a href="mailto:pdrservisi@mynet.com">pdrservisi@mynet.com</a>  </p>

<p class="sayac_bilgi">Bu yazı 744 defa okundu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aktuelegitim.com/televizyon-seni-ne-yapmali.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Teras</title>
		<link>http://www.aktuelegitim.com/teras.html</link>
		<comments>http://www.aktuelegitim.com/teras.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Jan 2008 20:19:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Günay</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneme Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Deneme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aktuelpdr.com/deneme-yazilari/teras.html</guid>
		<description><![CDATA[Yine o tahta masalar- Nedendir beni bu masalara zaafım? Onları bana özel kılan kuvvet? Sela veriliyor. Gözlerim yine bulutlara öykünüyor. Anneannemin terasını anımsıyorum. Meğer ne çok iz bırakıyormuş çocukluğun mekânları insanda Hep aynı ev hep aynı rüyalar. Zamanın bu dilimine ait yaşantılarım bile o evde geçiyor sanki. Artık o ev yok! Kim bilir kimlerin soluğuna [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yine o tahta masalar-</p>
<p>Nedendir beni bu masalara zaafım? Onları bana özel kılan kuvvet?</p>
<p>Sela veriliyor. Gözlerim yine bulutlara öykünüyor. Anneannemin terasını anımsıyorum. Meğer ne çok iz bırakıyormuş çocukluğun mekânları insanda<span id="more-70"></span></p>
<p>Hep aynı ev hep aynı rüyalar. Zamanın bu dilimine ait yaşantılarım bile o evde geçiyor sanki. Artık o ev yok! Kim bilir kimlerin soluğuna ortaklık ediyor?</p>
<p>Kocatepe camini seyrederdik terastan. Minarelerin ışıkları renk cümbüşüne dönüşürdü. Bir tek orada dinlemeyi severdim ezanı. Sonraları hiçbir camiye, hiçbir ezana alışamadım. Hep kulağımda bir tırmık oldu diğerleri?</p>
<p>Kocaman tahta sandıkların içinde sardunyalar olurdu. Bazılarında onbir ayçiçeği ve sarmaşıklar.</p>
<p>Ne tuhaf çiçektir sarmaşık?</p>
<p>Koyu yeşil diri diri yaprakları ve dal budak olmuş uzantılarıyla sarılacak bir yer arar ve mutlaka da bulur. Hiçbir şey bulamasa kendine sarılır? Bizim gibi.</p>
<p>Anneannem çok sevmezdi beni. Belki de kendini çok sevmediği için. Ya da daha çok sevmeyi ona öğretmedikleri için? fakat o benim için çocukluğum demekti. Çocukluğumun sac böreği ve sardunya kokan renk cümbüşlü terasından bakınca kendime işte bu Sela belki de bu nedenle ağlatıyor kalbimi?</p>
<p>O kocaman evin kocaman odalarından birinde geyik desenli halılar asılıydı. Dalar giderdim resmin içine. Hiç iğreti gelmezdi o halı orada bana. Sanki duvarın bir uzvuydu işte. Mekânımın çerçevesi? Oyalanırdım hayaller kurardım. Geyikleri kovalar bazen de üzerlerine biner ormanın derinliklerinde gezinirdim.</p>
<p>Şimdi düşünüyorum da gerçekti o ev. Çok gerçek. nefs savaşlarını bir kenara bırakırsak hiç değilse sahte olmadığı için kıymetliydi.</p>
<p>Ne yazık ki biz o gerçeklikte bir dolu yavan ve sahte ilişkiler üretmiştik. Ev gerçekti ama biz değildik?</p>
<p>Belki bu tahta masalarda o günlerden kalma bir alışkanlık benim için.</p>
<p>Kurtuluş parkında yediğimiz Ankara simidi ve termos ta ki çayın kokusu sinmiş masaların tahta siluetine.</p>
<p>Zil çalıyor. Tahta masadan ayrılma vakti. Kahvemden son yudumumu alıp Ruh sağlığı dersi vermek için kalkmalıyım.</p>
<p>Teras kalbimde buruk bir gülümseme?(yeni yılın ışık ve sevgi getirmesi dileğiyle?)</p>
<p>Pınar Nurhan, urla</p>

<p class="sayac_bilgi">Bu yazı 510 defa okundu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aktuelegitim.com/teras.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Öğrenmek, anımsamaktır!</title>
		<link>http://www.aktuelegitim.com/ogrenmek-animsamaktir.html</link>
		<comments>http://www.aktuelegitim.com/ogrenmek-animsamaktir.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Jan 2008 19:49:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Günay</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneme Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aktuelpdr.com/deneme-yazilari/ogrenmek-animsamaktir.html</guid>
		<description><![CDATA[Ünlü filozof Sokrates böyle söylüyor. Ben onun yalancısıyım. Sokrates ruhların göçüne inanıyordu ve hayata tekrar tekrar geldiğimizi söylüyordu. Her seferinde edindiğimiz bilgilerinde zihnimizde saklı tutulduğunu ancak bunları doğarken unuttuğumuzu anlatıyordu. Yani bizler hayat ile ilgili her türden bilgiyi zaten bilerek dünyaya geliyorduk. Öğrenme dediğimiz işlem bir tür hatırlama, öğretme ise hatırlatmaktan ibaretti. Hiç kimse aslında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ünlü filozof Sokrates böyle söylüyor. Ben onun yalancısıyım. Sokrates ruhların göçüne inanıyordu ve hayata tekrar tekrar geldiğimizi söylüyordu. Her seferinde edindiğimiz bilgilerinde zihnimizde saklı tutulduğunu ancak bunları doğarken unuttuğumuzu anlatıyordu. Yani bizler hayat ile ilgili her türden bilgiyi zaten bilerek dünyaya geliyorduk.<span id="more-65"></span></p>
<p>Öğrenme dediğimiz işlem bir tür hatırlama, öğretme ise hatırlatmaktan ibaretti. Hiç kimse aslında daha önceden zihninde ya da ruhunda bilmediği bir şeyi öğrenemezdi. Öğretmenin işlevi öğrenciye yol göstermek, rehberlik etmek, bakış açısı kazandırmak ve bu suretle bilgilerini anımsamasını sağlamaktı.</p>
<p>Sokrates?in fikirlerini öğrencisi Platon?un eserlerinden öğrenebiliyoruz. Yani öğrencisi olmasa belki de Sokrates gibi önemli bir şahsiyetten kültür tarihimiz yoksun kalacaktı.</p>
<p>Öğrencisi, Sokrates?in öğretmen olmasını sağlamıştır.</p>
<p>Ve öğretmenin meşhur Atina demokrasisi tarafından idam edilmesi tarihe trajik ve ironik bir rastlantı olmayan olarak geçmiştir.</p>
<p>Öğretmeni öğretmen yapan diploması mıdır? Sokrates?in diploması yoktu.</p>
<p>Öğretmeni öğretmen yapan kurumlar içerisinde kalıplaşmış programları uygulamak mıdır? Sokrates?in müfredatı yoktu.</p>
<p>Öğretmeni öğretmen yapan öğrencileridir. Öğrencileriyle arasında kurduğu dialogtur. Sokrates?in onun idam gününde bu ölümden kurtulmasını sağlayacak düzeneği oluşturan öğrencileri vardı. Onun ismini ve fikirlerini gelecek yüzyıllara aktaracak eserler, tiyatrolar yazan öğrencileri vardı.</p>
<p>Evet, Bir öğretmenler gününü daha kutluyoruz.</p>
<p>Buruk!</p>
<p>Burada duygusal, çarpıcı, iç parçalayıcı cümleler kurmayacağım. Artık bunlardan bıktım usandım.</p>
<p>Öğretmenlerin kendi değerlerini kendilerine vermiyor olmalarından ve değeri dışarıdan beklemelerinden de.</p>
<p>Öğretmen maaşlarından söz ederek onları zavallı, fakir ve ya da para meraklısı göstermeye çalışmalarından da?</p>
<p>Artık şu saçma mum benzetmesini de kimse yapmasın. Öğretmen etrafını aydınlatan bir mumdur? Yok, daha neler?</p>
<p>Eğitim insanların birbirlerini karşılıklı olarak geliştirdikleri bir süreçtir ya da olmalıdır.</p>
<p>Modern eğitim sistemleri buna (learning partnership) eğitim-öğrenme arkadaşlığı diyor.</p>
<p>Öğretmenlerden eğitim ordumuzun fertleri diye söz etmek ne kadar doğru oluyor bilmiyorum. Zira öğretmen cenge giden bir asker olabilir mi? Öğretmenlik ve askerliği ayırmak yada her kahramanlık öyküsünü askeri kuramda benzetilere başvurmadan da takdir etmeyi bilmek gerekmez mi?</p>
<p>Bir öğretmen sınıfını ne kadar korkutabiliyor ise, tek sırada kıpırdamadan, put gibi tutabiliyor ise iyi bir öğretmendir! mi?</p>
<p>Hiç sanmıyorum.</p>
<p>Halil Cibran şöyle diyor:</p>
<p>Öğrencileri arasında mabedin gölgesinde yürüyen üstat, kendi aklı ve hikmetinden vermez, fakat daha çok inancını ve sevgisini sunar.</p>
<p>Eğer gerçekten olgun ise; sizi kendi akıl ve hikmetinin evine çağırmaz, fakat daha çok sizi kendi aklınızın eşiğine yöneltir.</p>
<p>Dün gece bir rüya gördüm.</p>
<p>Bu sene öğretmenler gününde kıymetli öğretmenlerimiz ve öğrencilerimiz kamuya program hazırlamak için koşuşturup zor koşullarda bir şeyler ortaya koyabilmek adına paralanmıyorlardı.</p>
<p>Bunun yerine hepsi cıvıl cıvıl giyinmiş, halk, eğitimciler, öğrenciler ve idareciler neşe içinde rengârenk süslenmiş bir salonda kokteyl partide dans ediyorlardı. Aralarda önemli konuşma ve şiirler doğal biçimde okunuyor sonra kutlamaya devam ediliyordu.</p>
<p>Sonra uyandım. Hepsi rüyaymış diyerek buruk kalktım yatağımdan.</p>
<p>Yine de umudumu yitirmiş değilim. Zira Fazıl Hüsnü Dağlarca?nın şu dizeleri beni neşelendirdi;</p>
<p>? Düşle gerçek birbirine yakındır, bilmez misin?</p>
<p>Pınar NURHAN</p>
<p>Eğitimci-Yazar</p>

<p class="sayac_bilgi">Bu yazı 561 defa okundu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aktuelegitim.com/ogrenmek-animsamaktir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
