Bizi yıpratan sevmek işi mi yoksa sevme şekli mi?

“Sevgi” ne hoş geliyor kulağa. Birileri tarafından değerli olmak,umursanmak  düşüncesi… Varlığımızın bir amacı olduğunu kanıtlayacak insanlar olduğunu bilmek… İnsanı ayakta tutan yegane güç değil mi biz yokken yokluğumuzun hissedilmesi?

Etrafımıza baktığımızda sevginin pek çok gösterimi olduğunu görmek mümkün.Fragmanın bazen yanıltıcı olabileceğini ancak filmi izlemeye başladığımızda fark edebiliyoruz ki bu oldukça üzücü . Etkileyici bir başlangıç, sürprizler, güzel sözler, hoş beklentiler, birliktelik gerektiren hayaller… Sonrasında yavaşça etkisini yitiren hisler, ıslanmış gözler ve kırık kalpler…

Doğamız  gereği başkalarına ihtiyaç duyan bizler sevginin tanımını yanlış yapıyoruz ne yazık ki. “Seven insan sevdiğini üzmez.” “Seven insan sevdiğine zarar vermez.”  bunun gibi pek çok yanlış düşünce. Aslında hatayı insana “seven” sıfatını yapıştırarak kendi tanımlamamıza göre beklentiye girmekle yapıyoruz. Bu şekilde kişiyi kendi tercihlerini yapmaktan, kendi istekleri peşinden koşmaktan alıkoyuyoruz. “Biz” engeline takılan tutkulu aşık ,tutuklu aşık hissetmeye başlıyor bir anda kendini. Bu tutukluluk durumu ise özgür olma fırsatının yakalandığı ilk anda son bulmak için can atar hale geliyor. Sonucunda çok sevdiğimiz insandan nefret eder , güzel sözler söylemek yerine hakaretler eder halde buluyoruz kendimizi. Ne büyük haksızlık ediyoruz aslında kendimize ve o çok sevdiklerimize. Biz olunca Ben’i unutan biz Sen kavramının da yok olup gitmesini istiyoruz. “Sen” yok olmayınca “Biz” kendini tehdit altında hissediyor haliyle, e tabi bizce.

İnsanların bir takım istek ve beklentilerinin olması normalken bunu anlayışla karşılamayan, saplantısını gerçek sevgi sanan , ait hissetmekle ait olmak arasındaki farkı kavrayamayan film kahramanları ne yazık ki filmi yarıda kesmek zorunda kalabiliyor. Ödüle layık görülen filmler ise genellikle birbirlerinin var olmasına izin veren başrol oyuncularını içinde barındırıyor. Dolayısıyla bize düşen birlikte olduklarımıza kendileri olmaları fırsatını vermek, doğru sevme şeklini öğrenmek. Ancak bu şekilde sevme işini sürdürebilir ve sevmenin hakkını verebiliriz.

Dilek SÜRMÜŞ

Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?

Yorumunuzu ve sorularınızı bizimle paylaşabilirsiniz