
<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Aktuel Eğitim ve Rehberlik Portalı (PDR) &#187; Yusuf Yeşilkaya</title>
	<atom:link href="http://www.aktuelegitim.com/author/yusufkaya/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.aktuelegitim.com</link>
	<description>Türkiye&#039;nin Eğitim ve Rehberlik Portalı</description>
	<lastBuildDate>Sat, 11 Feb 2012 09:39:22 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Ord. Prf. Dr. Ali Fuat Başgil&#8217;den Gençlere Öğütler</title>
		<link>http://www.aktuelegitim.com/ord-prf-dr-ali-fuat-basgilden-genclere-ogutler.html</link>
		<comments>http://www.aktuelegitim.com/ord-prf-dr-ali-fuat-basgilden-genclere-ogutler.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Nov 2011 14:27:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Yeşilkaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Motivasyon ve Başarı]]></category>
		<category><![CDATA[Verimli Ders Çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[ali fuat başgil den gençlere öğütler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aktuelegitim.com/?p=2559</guid>
		<description><![CDATA[1893 yılında dünyaya gelen Ali Fuat Başgil&#8217;in babası; Mehmet Şükrü Efendi, Annesi Fatıma Hanım&#8217;dır. Dedesi... <a class="meta-more" href="http://www.aktuelegitim.com/ord-prf-dr-ali-fuat-basgilden-genclere-ogutler.html">more <span class="meta-nav">&#187;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1893 yılında dünyaya gelen Ali Fuat Başgil&#8217;in babası; Mehmet Şükrü Efendi, Annesi Fatıma Hanım&#8217;dır. Dedesi Bölükbaşıoğullarından Hafız İbrahim Efendi&#8217;dir. İlkokulu Çarşamba&#8217;da okudu. Lise öğrenimine İstanbul&#8217;da başladıysa da 1. Dünya Savaşının çıkmasıyla askere gitti. 4 yıldan fazla Kafkas cephesinde subay olarak görev yaptı. Askerlik dönüşü eğitimini tamamlamak üzere Paris&#8217;e gitti. Paris&#8217;te önce Saint-Barbe Lisesi sonra Buffon Lisesi&#8217;nde gitti ve burada lise eğitimini tamamladı. Grenoble Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdikten sonra doktorasını Paris Üniversitesi Hukuk Fakültesi&#8217;nde tamamladı. Daha sonra Paris Edebiyat Fakültesi felsefe bölümü ile Paris Siyasi İlimler Merkezi&#8217;ni de bitirdi. Başgil, ayrıca Lahey Devletler Hukuku Akademisi&#8217;nin derslerine devam edip, buradan da mezun oldu. Yani 36 yaşında yurda üç fakülte ve bir yüksek okul diplomalı hukukçu olarak döndü.</p>
<p>Millî Eğitim Bakanlığı Yüksek Öğretim Kurumu&#8217;na Genel Müdür Yardımcısı olarak tâyin edildi. 1930 yılında Ankara Hukuk Fakültesi&#8217;nde açılan imtihanı kazanarak Doçent oldu. Bir yıl sonra Profesörlüğe yükseldi. İstanbul Üniversitesi&#8217;nin kurulması üzerine Anayasa Hukuku derslerini okutmak üzere bu üniversiteye geldi. Bu görevi sırasında Mülkiye Mektebi&#8217;nde hocalık, İstanbul Yüksek İktisat ve Ticaret Mektebi&#8217;nde müdürlük yaptı. 1937&#8242;de Hatay Cumhuriyeti&#8217;nin Anayasası&#8217;nı hazırladı. 1939 yılında Ordinaryüs Profesör oldu. Türkiye&#8217;de ilk defa İş Hukuku derslerini ihdas etti, müfredat programını hazırladı ve hocalığını yaptı. 1938 &#8211; 1942 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı idi. 1947 yılında Hür Fikirleri Yayma Cemiyeti&#8217;ni kurdu. 1952&#8242;de Pakistan&#8217;da, 1959&#8242;da Ürdün&#8217;de toplanan İslâm Kongreleri&#8217;nde ve 1959&#8242;da Almanya&#8217;da toplanan Hukuk Kongresi&#8217;nde Türkiye&#8217;yi temsil etti.</p>
<p>27 Mayıs 1960 İhtilâli&#8217;nden sonra, Milli Birlik Komitesi tarafından, 147 öğretim üyesi içerisinde üniversiteden uzaklaştırıldı. Daha sonra 147&#8242;lerin özel bir kanunla üniversiteye dönmelerine imkân sağlanmasına rağmen Başgil, konuyu bir haysiyet meselesi olarak kabul ettiğinden dönüş hakkını kullanmadı. 10 Nisan 1961&#8242;de emekliliğini istedi ve politikaya girdi.</p>
<p>15 Ekim 1961&#8242;de Adalet Partisi Samsun listesinden bağımsız aday olarak Cumhuriyet Senatosu üyesi seçildi. Türkiye Büyük millet Meclisi&#8217;nin açılmasından sonra Cumhurbaşkanlığı&#8217;na adaylığını koydu. Cemal Gürsel?in cumhurbaşkanı olmasını isteyen cuntacıların tehdit ve baskılarından dolayı adaylıktan çekildi ve bunun akabinde de Cumhuriyet Senatosu üyeliğinden istifası istendi. &#8220;Politikanın mizacına uygun olmadığı gerekçesiyle istifa ettiğini&#8221; açıkladı ama &#8220;istifa etmediği takdirde cuntacıların ülkeyi kaosa sürükleyerek yeni bir ihtilal yapacaklarını, memleketin çıkarları için istifa ettiğini&#8221; yakın çevresinde herkes biliyordu.</p>
<p>Daha sonra yurt dışına giderek Cenevre Üniversitesi&#8217;nde Türk Tarihi ve Türk Dili Kürsüleri&#8217;nde başkan olarak görev yaptı. 1965 yılında, yaş haddinden emekliye ayrılarak Türkiye&#8217;ye geldi. 17 Nisan 1967&#8242;de vefat etti. Kabri, İstanbul&#8217;da Karacaahmet Mezarlığı&#8217;ndadır.</p>
<p>Ordinaryüs Profesör Doktor Ali Fuat Başgil, hayatı boyunca ilmin haysiyetini ve şahsî vakarını korumasını bilmiş, bir Anayasa hocası ve hukuk adamı olarak gerektiğinde kanaatlerini sözlü ve yazılı olarak açıklamıştır. Siyasî, sosyal ve hukukî sahalarda pek çok eser yazdı. Din ve laiklik konularındaki, 27 Mayıs İhtilâli hakkındaki görüşleri büyük ilgi uyandırmıştır.</p>
<p><strong>Ord. Prf. Dr. Ali Fuat Başgil&#8217;den Gençlere Öğütler</strong></p>
<p>1) Çalışmak için müsait vakit ve saat bekleme. Bil ki her gün, her saat çalışmanın en uygun zamanıdır.</p>
<p>2) Çalışmak için müsait yer ve köşe arama. Bil ki her yer, her köşe çalışmanın en uygun yeridir.</p>
<p>3) Çalışmaya oturduğun zaman tıpkı ateş hattında düşmanı gözleyen bir asker gibi uyanık ol ve dikkat kesil; bütün ruhi, bedeni kuvvetinle kendini işine ver.</p>
<p>4) Devamlı ritmik çalış. Her gün aynı saatlerde mutlaka çalışmaya otur.</p>
<p>5) Düşünen insan, maden kuyusunda kazma sallayan işçiden daha çok çalışır. Fikri çalışmalar için günde, devamlı olarak aynı vakitte, 2-3 saat yeter. İbn-i Sina &#8216;Katb-u Şifa&#8217; adlı eserini günde iki saat çalışarak yazmıştır.</p>
<p>6) Çalışmayı uzun ara vererek terk etme. Her günün derdi ve işi ayrıdır.</p>
<p>7) Bir eseri ne kadar tamamlarsan(bitirirsen), ondan istifade o kadar fazla olur. Bir günde ve bir zamanda yapman gereken işi ertesi güne bırakma. Zira her günün derdi de, işi de kendine yeter.</p>
<p>8. Her gün bir eserden yüksek sesle beş-on sayfa oku. Bu sayede konuşma ve söz söyleme kabiliyetin artar. Bu sayede konuşma ve söz söyleme kabiliyetin artar. Bir hitabı, dersi iyice öğrendikten sonra, kitabı kapayıp neler öğrendiğini gözden geçir. Daha sonra bunları not et. Dikkat et: Sözlerin ve yazıların kısa, açık ve manalı olsun.</p>
<p>9) Rastladığın edebi, güzel yazıları ezberle. Bu sayede hem kelime ve ifade hazinen zenginleşir, hem de hafızan kuvvetlenir. Bir konu ve mesele hakkında bir yazı veya eser yazmaya karar verdiğinde, önce bu konu üzerinde yazılmış diğer bir eser oku.</p>
<p>10) Sıradan bir kimse zamanı nasıl harcayacağını düşünür. Akıllı insan ise zamanı nasıl değerlendireceğini düşünür. Zira kaybedilen bir saniyeyi dünyanın bütün hazineleri getiremez.</p>
<p>11) Gece yatağına uzandığın zaman, o gün ne yaptığını ve yarın ne yapacağını kendine sormadan uyuma.</p>
<p>12) Gene bil ki, çalışma sevgisi güçlükleri yenmekten doğar ve kuvvetlenir. Güçlüğü yenmekten hâsıl olan manevi zevk eşsizdir. Emin ol ki, harpte zafer yılmayanındır. Sebat önünde güçlükler erir ve imkânsız görünen mümkün olur.</p>
<p>13) İşinde rastladığın güçlüğü evvela parçalara ayır. Her parçayı birer birer sırayla yen. Mesela bir dersi en basit elemanlarına; kısım, fasıl ve bahislere ayır. Sırayla her bahsi iyice noksansız öğrenip anlamadan, diğer fasıla geçme. Yani attığın adımı iyice basmadan, diğerini atma.</p>
<p>14) Hasta ve yorgun değilsen tatil aylarında bile yavaş ve az da olsa çalış. Ta ki çalışma ihtiyacın körlenmesin ve tekrar çalışmaya koyulmak için zahmet çekmeyesin. Dinlenme bahanesiyle asla boş durma. Boş oturmanın içi, işlemeyen demir gibi, pas tutar.</p>
<p>15) Bir işi yapmaya koyulduğunda telaşlanıp sabırsızlanma. Sakin ve metin ol. Yol al, fakat acele etme. Sindirerek çalış ve öğren. İşinde ve dersinde herhangi bir fikir ve noktayı ihmal edip geçme. Küçük ihmalden bazen büyük zararlar doğduğunu unutma.</p>
<p>16) En yeni fikirler, eski fikirlerin elbise giymiş halleridir. Dilbilgisi bir gaye değil araçtır. Asıl amaç olan fikir zenginliğidir. Kişinin kıymeti dilinin altında ve kaleminin ucunda gizlidir. Onu öz ve yazı açığa vurur.</p>
<p>YUSUF YEŞİLKAYA<br />
Eğitimci &#8211; Yazar<br />
NLP Master Practitioner</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aktuelegitim.com/ord-prf-dr-ali-fuat-basgilden-genclere-ogutler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ama O Suçlu!</title>
		<link>http://www.aktuelegitim.com/ama-o-suclu.html</link>
		<comments>http://www.aktuelegitim.com/ama-o-suclu.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Aug 2010 06:08:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Yeşilkaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Eğitimi ve Rehberlik]]></category>
		<category><![CDATA[İletişim]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan İlişkileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aktuelegitim.com/?p=1524</guid>
		<description><![CDATA[Eşiyle birlikte otuz beş yıl aynı yastığa baş koymuş bir beyefendi, son zamanlarda eşinin artık... <a class="meta-more" href="http://www.aktuelegitim.com/ama-o-suclu.html">more <span class="meta-nav">&#187;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Eşiyle birlikte otuz beş yıl aynı yastığa baş koymuş bir beyefendi, son zamanlarda eşinin artık sağlıklı işitemediğini hisseder. Yalnız eşini çok sevdiği için bunu yüzüne söyleyemez. Bir kulak burun boğaz uzmanına durumu iletir ve nasıl bir yöntem uygulaması gerektiğini sorar. Doktor, yaşlılığa bağlı olarak bu tip şikâyetlerin olabileceğini belirtir ve beyfendiye eşinin, işitme kaybı yaşayıp yaşamadığını anlayabilmesi için çok kolay bir test uygulayabileceğini söyler ve anlatmaya başlar:<br />
-Eşinize yirmi adım mesafedeyken, normal bir ses tonuyla bir şeyler söyleyin. İşitmediğini hissederseniz mesafeyi on beş adıma düşürün ve aynı ses tonuyla konuşun. Yine işitmediğini hissederseniz mesafeyi on adıma düşürün. Hala işitmediğini düşünüyorsanız beş adıma kadar yaklaşın ve aynı ses tonuyla konuşun. Yine işitmediğini düşünüyorsanız yanına kadar yaklaşın ve aynı ses tonuyla konuşun. Gerçekten işitme kaybının meydana gelip gelmediğini öğrenmiş olursunuz.<br />
Beyefendi, teşekkür ederek doktorun yanından ayrılır ve evine gelir. Eşine yirmi adım mesafe uzaklıktan seslenir:<br />
-Hayatım, akşama yemekte ne var?<br />
Eşinden cevap alamayan adamcağız, mesafeyi on beş adıma düşürür ve aynı ses tonuyla, aynı soruyu sorar:<br />
-Hayatım, akşama yemekte ne var?<br />
Can yoldaşından yine cevap alamayan beyefendi, eşine olan mesafeyi on adıma düşürür ve tekrar aynı ses tonuyla sorar:<br />
-Hayatım, akşama yemekte ne var?<br />
Maalesef yine cevap alamaz ve kaygılanmakta ne kadar haklı olduğunu düşünür. Bu defa eşinin yanına beş adım mesafeye kadar gelip aynı ses tonuyla tekrar sorar:<br />
-Hayatım, akşama yemekte ne var?<br />
Aman Allah?ım! Hanımefendi beş adım yakınlıktaki bir mesafede bile işitemiyor. ?Demek ki, hayat arkadaşım iyice sağır olmuş? diye düşünür ve eşinin tam yanına kadar yaklaşır ve aynı ses tonuyla aynı soruyu tekrar sorar.<br />
-Hayatım, akşama yemekte ne var?<br />
Hanımefendi, sinirli bir ifadeyle cevap verir:<br />
-Allah aşkına bey! Akşam yemeğinde tavuk olduğunu tam beş defa söyledim. Sen benim sabrımı mı ölçüyorsun?<br />
Bu cevap karşısında işitme engelinin, hayat arkadaşında değil de kendisinde olduğunu anlayan beyefendi şok olur ve tekrar doktorun yolunu tutar. </p>
<p>İnternet ortamında buna benzer öyküler okuduğumda, insanoğlunun dinlemeden anlamadan direk karşısındakini suçlamasını, hatayı hemen karşıda aramasını, mayasından gelen bir özellik olduğunu düşünürdüm. İnsanların hatayı karşıda aradığını vurgulayıp kendisinin masum olduğuna inandığını söylerken bile kendi adıma böyle bir yanılgıya düşmediğimi düşünürdüm. Ta ki, gerçeklerle yüzleşinceye kadar&#8230;</p>
<p>Çok büyük ve başarılı bir okulun öğrenci velilerine, &#8220;Eğitimde Aile Desteği&#8221; konulu seminer veriyordum. Stand up tadındaki seminerimize velilerin ilgisi yüksekti. Anne ve babalar bir yandan gülüyor diğer yandan, çocuklarının hayatında kendi hayatlarını yaşamaya çalıştıklarını fark ediyorlar ve duygulanıyorlardı. Seminerin, en can alıcı yerinde ön sırada oturan okul müdürünün cep telefonu çaldı. İster istemez hem benim hem de velilerin dikkati dağılmıştı. Telefon sekiz on defa çalmasına rağmen müdür bey telefona bakmadı. Aradan beş on dakika geçmişti ki, müdür beyin telefonu tekrar çalmaya başladı. Bir, iki, üç, dört&#8230; Telefon susmuyordu. Müdür beye imâlı bir şekilde bakıyorum ama hiç istifini bozmuyor. Dahası hiç alınmıyor bile. Lakin telefon ısrarla çalmaya devam ediyor. Artık dayanamadım ve müdür beyden, telefonunu kapatmasını rica ettim. Aldığım cevap gerçekten müthişti.<br />
-Hocam, telefon sesi sizin çantanızdan geliyor.<br />
Kulaklarıma kadar kızardığımı hatırlıyorum. Hem müdür beyden hem bütün velilerden özür diledim ve ekledim:<br />
-Demek ki, insan hali. Ne kadar dikkat etsek de bazı hataları yineleyebiliyoruz.<br />
İnsanoğlu, doğası gereği hata yapabilir. Hatasız kul olmaz, denildiği kadar vardır. Önemli olan, hatada ısrar etmemektir. Ve asıl önemli olan hatayı sürekli karşımızda aramamaktır. Elimizin işaret parmağı, suçlayarak  karşımızdakini gösterirken, aynı elimizin geriye kalan dört parmağının kendimizi gösterdiğini unutmayalım. </p>
<p>Yazara mesaj: yusufyesilkaya@gmail.com     www.yusufyesilkaya.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aktuelegitim.com/ama-o-suclu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sınavım Var Biliyorsun</title>
		<link>http://www.aktuelegitim.com/sinavim-var-biliyorsun.html</link>
		<comments>http://www.aktuelegitim.com/sinavim-var-biliyorsun.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 Jun 2010 07:23:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Yeşilkaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÖSS Rehberlik]]></category>
		<category><![CDATA[Seviye Belirleme Sınavı - SBS Rehberlik]]></category>
		<category><![CDATA[Sınav Kaygısı]]></category>
		<category><![CDATA[YGS - LYS]]></category>
		<category><![CDATA[sınav]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aktuelegitim.com/?p=1360</guid>
		<description><![CDATA[-Hayatım Nuri Bey rahatsızlanmış, hastanede yatıyormuş. -Nesi varmış? -Kalp krizi geçirmiş. -Ya öylemi? Çok üzüldüm.... <a class="meta-more" href="http://www.aktuelegitim.com/sinavim-var-biliyorsun.html">more <span class="meta-nav">&#187;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>-Hayatım Nuri Bey rahatsızlanmış, hastanede yatıyormuş.</p>
<p>-Nesi varmış?</p>
<p>-Kalp krizi geçirmiş.</p>
<p>-Ya öylemi? Çok üzüldüm.</p>
<p>-Geçmiş olsuna gitsek iyi olur sanırım.</p>
<p>-Ya iyi de oğlanın sınavı var biliyorsun.</p>
<p>-Oğlanı evde yalnız bıraksak, biz bir yarım saat gidip gelsek olmaz mı?</p>
<p>-Olur mu Haşmet? Altıncı sınıf öğrencisi bir çocuk akşamın bu saatinde evde yalnız bırakılır mı hiç!</p>
<p>-Doğru söylüyorsun Gülay ama Nuri Bey de en yakın aile dostumuz. Bugün yanında olmazsak ne zaman yanında olacağız?</p>
<p>-Yarın gitsek geç olur. Ne yapsak acaba? En iyisi sen yalnız git şimdi. Yarın Alper okula gidince ben de gider hem Naci Beye hem Sacide&#8217;ye geçmiş olsun derim.</p>
<p>-Ne yapalım artık öyle olsun bari. En iyisi ben şimdi gideyim, belki bir ihtiyaçları olursa yardımım dokunur.</p>
<p>-Tamam canım hadi güle güle! Benim de selamımı söyle.</p>
<p>-Aleyküm selam canım.  Oğlana dikkat et. Morali bozulmasın aman!</p>
<p>-Tamam canım hadi hoşça kal!</p>
<p>Haşmet Bey, en yakın aile dostunun kalp krizi gibi çok ciddi bir sağlık sorununda bile yanında olurken zorlandı. Kolay değil, oğlu Alper?in sınavı vardı.</p>
<p>Geçmiş yıllarda liselere giriş sınavının adı OKS idi. Şimdilerde sürecin adı SBS. Yarın ne olur onu bilemiyoruz. Üniversitelere giriş için uygulanan sınavların adı ise sürekli değişiyor. Ama değişmeyen bir şey var. O da sınavlar sürekli var. Ve her geçen gün koşullar daha da ağırlaşıyor. Rekabet daha kızışıyor.</p>
<p>Gelişen süreci az çok takip edebilen veliler artık biliyorlar ki, iyi bir üniversitede okuyabilmenin ilk adımı iyi bir lisede öğrenim görmekten geçiyor. Daha açık bir ifade ile ilköğretim sonunda iyi bir lisede okuma hakkını elde edemeyen öğrenciler, çok büyük bir sürpriz yapmazlarsa ya üniversite sınavını kazanamıyorlar ya da kaliteli bir bölümde okuma hakkını elde edemiyorlar.</p>
<p>Öğrencilerini sınava hazırlayan velilerin içinde bulunduğu koşulları inceleyecek olursak; liselere giriş için yapılan sınavlar ile üniversite sınavlarını ehemmiyet açısından bir bütün olarak görüyorlar. Mevcut öğretim sistemi içerisinde öğrenciler en geç altıncı sınıfta, zorunlu olarak öğrenim gördükleri okul derslerine ilave olarak imkânlar ölçüsünde özel öğretmen veya dershane desteğine başvurmaktadır.</p>
<p>Sınavlara hazırlanan öğrenciler açısından ise durum çok farklı değildir. Ya bu acımasız rekabet koşullarını kabullenip kıyasıya rekabet edecekler ya da pes edecekler. Hayat rüzgarının, kendilerini sürüklediği yerlere gitmeye razı olacaklar.</p>
<p>Sınava hazırlanan öğrencisi bulunan bazı veliler, işi o denli sıkı tutuyorlar ki, bütün bir sınav sezonu sosyal yaşamdan adeta kopuyorlar. Sinema, tiyatro, eğlence zaten yok. Bunlara ilave olarak, koca bir sezonda aile dostlarına gezmeye gitmiyorlar, misafir kabul etmiyorlar. Çocuklarının moralini bozacak, motivasyonunu düşürecek her türlü krizden uzak duruyorlar.</p>
<p>Bütün bunlar, alt tarafı bir sınav için yapmaya, yaşamaya değer mi? Aslında bu konu da bir tercih meselesidir. Bazı aileler sınavda başarılı olmayı, her şey olarak algılayıp bütün yaşamlarını sınavlara göre dizayn ederken, bazı aileler de kendi hayatlarını yaşıyorlar. Bu tercihler, durup dururken yapılmıyor elbette! Öğrencinin başarı durumu, okumaya karşı istekli oluşu, ailenin sosyal yapısı ve ekonomik düzeyi bu tercihlerin yapılmasında önemli rol oynamaktadır.</p>
<p>Öğrencilerin adeta at yarışına hazırlanır gibi sınav maratonu için koşuşturmaları sonucunda, çocukluk dediğimiz süreç ortadan kayboluyor. Çocukluğunu yaşayamadan büyüyor insanlar. Okul, dershane, etüd çalışmaları, deneme sınavları, konu anlatımları, yaprak testler derken, çocukların avuçlarından kayıverip gidiyor en güzel yılları. İşin esprisi bir yana, parklarda torunları ile oynayan dedeleri ve nineleri görürseniz hoş görün ne olur. Sınavlardan dolayı çocukluğunu yaşayamayan, ekmek kaygısı yüzünden gençliğini yaşayamayan insanlar, emekli olduktan sonra torunları ile nostalji yapmak zorunda kalıyorlar, tabi yapabilirlerse?</p>
<p>Karamsar bir tablo çizmek değil niyetim elbette. Israrla vurguladığım bir ayrıntıyı tekrar vurgulamak istiyorum: Yaşadığımız hayatın provası yoktur. Müsvedde yaşamıyoruz hayatı. Tekrar tekrar yaşama şansımız da olmayacak. Bu nedenle yaşadığımız hayatı en güzel yaşamak zorundayız. Hakkını vererek, dolu dolu yaşamak?  Asıl kazancımız, bu olacaktır.</p>
<p>Yazara mesaj. <a href="mailto:yusufyesilkaya@gmail.com">yusufyesilkaya@gmail.com</a> </p>
<p> www.yusufyesilkaya.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aktuelegitim.com/sinavim-var-biliyorsun.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İpekböceğinden Kaplumbağalara Yaşam Mücadelesi</title>
		<link>http://www.aktuelegitim.com/ipekboceginden-kaplumbagalara-yasam-mucadelesi.html</link>
		<comments>http://www.aktuelegitim.com/ipekboceginden-kaplumbagalara-yasam-mucadelesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 31 May 2010 15:56:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Yeşilkaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yaşam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aktuelegitim.com/?p=1353</guid>
		<description><![CDATA[Hayatın merkezinde bizden başka canlı yokmuş gibi ön kabullerle gelişen yaşam mücadelesi, diğer canlılara yaşam... <a class="meta-more" href="http://www.aktuelegitim.com/ipekboceginden-kaplumbagalara-yasam-mucadelesi.html">more <span class="meta-nav">&#187;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hayatın merkezinde bizden başka canlı yokmuş gibi ön kabullerle gelişen yaşam mücadelesi, diğer canlılara yaşam hakkı tanımayan bir anlayışı beraberinde getiriyor. Oysa bizim dışımızda evrende yaşam mücadelesi veren o kadar çok canlı var ki, her birinin hayata tutunma çabası insanoğlu için ibretlik bir durumdur.</p>
<p>İpekböceğinin kozasından çıkıp gelişimini tamamlaması için geçirdiği evreleri okuyanlarınız olmuştur. Caretta caretta kaplumbağalarının üreme, kuluçka dönemi, kabuğunu kırıp deniz yaşamına dâhil olmaları sürecinde yaşadıklarından her birimiz ders almalıyız.</p>
<p>Caretta caretta kaplumbağaları, denizde yaşamalarına rağmen üreme dönemlerinde karaya çıkıyor ve yumurtalarını temiz kumların içine gömüyorlar. Yumurtalarını deniz içinde bir yerlere bırakacak olurlarsa üreme şansları olmayacak, bu yumurtalar diğer deniz canlılarına besin olacaktır.</p>
<p>45-60 gün kuluçka süresi bulunan caretta carettalar, &#8220;caruncle&#8221; adında geçici dişleri ile yumurtanın kabuğunu kırarlar. Ancak hemen yumurtadan çıkmazlar. Yumurta içinde yaklaşık 26 saat hareketsiz bir şekilde beklerler. Yumurtadan çıktıktan sonra yuvayı terk etmeleri 1-7 gün (ortalama 2,5 gün) sürebilir. Bütün bunlar kum içinde gerçekleşirken yüzeye çıkma işleminde birbirleri ile yardımlaşırlar.</p>
<p>Nesli tükenmekte olan caretta carettaların yaşam mücadelesini destekleyen bilim adamları, yüzeye çıktıkları andan itibaren denize ulaşmaları için doğal ortam oluşturmanın dışında yardımcı olmazlar. Örneğin caretta carettalar, kum içinden havanın serin olduğu saatlerde yüzeye çıkarlar. Bu saatler muhtemelen gece saatleridir. Kum üzerinden denize doğru giderken yönlerini su üzerindeki parlaklığa göre tayin ederler. Bu nedenle denizin tersi yönünde ışık yakılmaz, gürültü yapılmaz.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kum içinden yüzeye çıkan caretta carettalar, denize kavuşmak için yuva ile deniz arasındaki mesafeyi kendi çabaları ile aşmak zorundadırlar. Bu zorlu yolculuk gelişimleri için çok önemlidir. Örneğin insan eliyle, caretta carettalara iyilik yapmak düşüncesiyle yuvadan alıp deniz suyuna bırakmak bu canlılara iyilik değil onların sonunu hazırlamaktır. Çünkü gelişimini tamamlamadan denize giren kaplumbağalar, diğer deniz canlılarına yem olacaktır. </strong></p>
<p>Kendi çabaları ile yuvadan denize ulaşan caretta carettalar, 20 saat hiç durmadan yüzerler ki, bu durumu bilim adamları yüzme çılgınlığı olarak tanımlamaktadırlar. Doğal ortamına ulaşmayı başaran kaplumbağalar için o kadar çok tehlike vardır ki, bin kaplumbağadan sadece bir tanesi gençlik dönemine kadar yaşayabilmektedir. Caretta carettaların ömrü 47 - 62 yıl arasında değişmektedir.</p>
<p>Amacım, uzmanlık alanımın dışında bir konu hakkında ahkâm kesmek, yalan yanlış bilgi vermek değildir. Bu alanın uzmanları, konu ile ilgili araştırmalarını yapıyorlar ve bilim çevreleri ile paylaşıyorlar. Ben de zaten caretta carettalar ile ilgili bilimsel verileri öğrenmek için Ege Üniversitesi&#8217;nin yayınlarından yararlandım<strong>(*)</strong>.</p>
<p>Benim sizlerle paylaşmak istediğim asıl konu, bu kaplumbağaların yuvadan çıktıktan sonra dahi denize ulaşabilmek için amansız bir mücadele vermeleridir. Yuvadan çıktıktan sonra hemen suya kavuşmuyorlar. 30-40 metrelik bir mesafeyi küçücük bedenleri ile yürüyerek geçmek zorundalar. Bu durum onlar için eziyet gibi görünse de yaşamsal becerilerini kazanmaları için mutlaka gereklidir.</p>
<p>Araç kullanırken hata yapan acemi sürücüleri yüreklendirmek için, <strong>&#8220;kimse anasının karnından şoför olarak doğmuyor ki!&#8221; </strong>derler. Çok önemli bir hata yapıp ölümle sonuçlanmadığı sürece güzel bir yaklaşım sayılabilir.</p>
<p>İnsanoğlu doğduğu andan itibaren anne, baba, aile, okul, çevre ve iletişim araçları yoluyla hayati becerileri öğrenmektedir. Bu becerileri kazandıktan sonra olumlu ya da olumsuz alanlarda kullanmak insanın kendi izanına ve vicdanına kalmıştır. Ancak şu kadarı kesin ki, bu beceriler pat diye bir anda kazanılmıyor.</p>
<p>Yeni emekleyen bir bebeğin kanepe veya koltuğun üzerine çıkmak için tırmanışına tanık olmuşsunuzdur. Defalarca girişimde bulunur, başaramaz ama yine de pes etmez. Bunu gören anne veya baba, hemen bebeği kucağına alır ve koltuğun üzerine bırakır. Güya bebeğe yardımcı olurlar. Oysa bebek, mücadele edecek, düşecek, kalkacak ama sonunda koltuğun üzerine kendisi çıkacak. Koltuğun üzerine kendisi çıktığı için de <strong>&#8220;ben başardım&#8221;</strong> diye mutlu olacak.</p>
<p>Çocuklarımıza ve gençlerimize karşı yaklaşım biçimimize baktığımızda, onların gereksinimlerini ve isteklerini anında karşılamak ne kadar yerinde bir tutum diye düşünüyorum. Hatta gereksinimlerini ifade etmeden, istek haline getirmeden önlerine koyuyoruz<strong>. &#8220;Al, buyur!&#8221; </strong>diyoruz. Sonra da <strong>&#8220;bu çocuklar, hiçbir şeyin kıymetini bilmiyorlar&#8221;</strong> diye şikâyet ediyoruz. Şikâyet etmeye hakkımız yok. Çünkü gençler, ihtiyaç duydukları nesne veya kavramın yokluğunu hissetmeliler. Bir arayış içine girmeliler. Nasıl temin edebilirim şeklinde bir çaba içine girmeliler. İhtiyacın farkına varmalılar. Gereksinimlerini ifade etmeliler. Bu aşamada devreye girdiğimizde belki yardımcı olabiliriz. Ancak yardım ederken bile ihtiyaç sahibinin en üst düzey katılımını sağlayabilirsek, hem sağlanan yardımın kıymetinin bilinmesi adına, hem de özgüven aşılanması yolunda yaptığımız desteğin bir anlamı olacaktır.</p>
<p>Bu duruma önce nesne anlamında bir örnek vermek gerekirse, trafikte genç sürücülerle olgun yaştaki sürücülerin araç kullanma biçimine dikkat etmenizi öneririm. Olgun yaştaki sürücüler yaşının verdiği olgunluğu davranışına yansıtacaktır diye düşünebiliriz. Gençlerden delikanlı tavırlar, belki hatalar bekleriz. Ama bunun ötesinde olgun yaştaki sürücüler büyük olasılıkla araçlarını kendi alın teri ile aldıkları için özenle kullanırlar. Tekerini taştan esirgerler. Gençlerde ise baba parası mantığı biraz daha yaygındır. Elbette bütün sürücüler için geçerli değildir ama genel kanı bu yöndedir.</p>
<p>Akademik anlamda profesör, doçent, doktor gibi unvanların bir anlamı ve değeri vardır. Bu unvanlar, bir çalışmanın, çabanın, emeğin ve sürecin ürünüdür. Yani durup dururken bir insana bu unvanlar verilmez. Bu nedenle de değerlidir. Herhangi bir çalışma, çaba ve emek olmadan, süreç yaşanmadan bu unvanlardan birine sahip olan kişi için bu unvanın gerçek değeri olmayacaktır. Dahası haksız elde edilmiş bir unvan, sahibine de artı değer katmayacaktır.</p>
<p>Hz. Mevlana&#8217;nın <strong>&#8220;hamdım, piştim, yandım&#8221; </strong>sözlerinde ifade ettiği gibi, bir işin çilesini çekmeden maddi ve manevi olgunluğa erişilmiyor. Gerçek başarının özünde, sabır, azim, emek, gayret, istikrar ve inanç mevcuttur. Başarı bunlarla olgunlaşır ve anlamlı olur.</p>
<p>Yazara mesaj: <a href="mailto:yusufyesilkaya@gmail.com">yusufyesilkaya@gmail.com</a>    <br />
www.yusufyesilkaya.net<br />
<strong>(*)</strong> http://sci.ege.edu.tr/~sukatar/Caretta%20Caretta.htm         Erişim tarihi:09.02.2009</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aktuelegitim.com/ipekboceginden-kaplumbagalara-yasam-mucadelesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

