Aşık olan insanların kullandığı dört cümle ve aşk yanılsaması

Geçmiş yıllarda, farklı bilim dallarından araştırmacılar , aşkı daha derinden anlamaya ve anlatmaya çalıştılar ve her biri son derece yararlı bilgiler edindiler. Bu bilim dalları içinden Psikoloji bilimi ise AŞK’ı, bilinçaltı aklın bir üretimi olduğu görüşüne dayandırır.

Bütün peri masallarında olduğu gibi aşk aslında bilgisizlikten ve hayal gücünden beslenir. Sevgililer birbirlerini idealize ederek, birbirlerine dair tamamlanmamış bakış açılarını korudukları sürece, Cennet Bahçesin’nde yaşarlar. Lakin lambalarımızı yakıp sevgililerimize ilk objektif bakışımızı attığımızda onların da kusurlu insanlar olduklarını keşfederek, görmeyi azimle reddettiğimiz bütün o olumsuz kişilik özelliklerini fark ederiz.

Genellikle terapilerde ana tedavi mekanizmalarından biri aktarımdır. Aktarım, kendimize ait kişisel özellikleri ya da başka bir bireyin kişisel özelliklerini üçüncü bir bireye aktarmanızdır. “Tıpkı annem gibisin.” buna bir örnektir. Aktarımın sevgi ilişkisi yaşan çiftler arasında da yaşandığını görürüz, zaten bundan kaçınmak da mümkün değil. Aşk ilişkisi aşamasında bu aktarma olumlu bir aktarımdır. Aşık olduğumuz insanın, size karşı davranışlarındaki olumlu özelliklerin birçoğundan yola çıkarak , çocukluğunuzda sizi derinden etkileyen insanların olumlu davranışlarının bazılarına sahip olduğunu düşünürüz. Daha sonra çatışmalar ortaya çıkmaya başladığında, bazı olumsuz kişilik özelliklerini de eşinize veya partnerinize yansıtmaya başlarsınız. Burada yapılan yanlış, benzerlikleri abartıp, farklılıkları küçümsemektir. Bu davranış biçimi bozulan evliliklerde ve ilişkilerde tipik olarak görülür.(Araştırmalarda, çiftlerin yaklaşık üçte ikisi, bireysel farklılıkları konusunda uzlaşmayı başaramayarak yollarını ayırmaya karar veriyor.) Böyle durumlarda eşler birbirlerine “Sen değiştin. Sen benim evlendiğim insan değilsin.” derler. Aslında değişen eşiniz veya partneriniz değil,sizin eşinize yüklediğiniz (yansıttığınız) özelliklerin niteliğidir. Bazı çiftler bu aktarımı dışarıdan yardım almaksızın çözüyor olabilirler ama birçok insan gibi siz de bu konu üzerinde çalışmak için uzman bir çift ve evlilik terapistine ihtiyaç duyabilirsiniz.

Çocukluktan itibaren aktarımlarla birlikte bizi yetiştiren insanlara benzeyerek bir kişilik oluşturuz. Bir yandan da bastırdığımız yanlarımızı dengeleyecek birini , ideal eşimizi ararız. İdeal eşimizi ararken de bize rehberlik etmesi, yol göstermesi için karşı cinse dair doğumumuzdan itibaren oluşturduğunuz bilinçaltı bir imgeye bağlı kalırız. Yani bir ilişkiye başlamadan veya evlenmeden önce kafamızda oluşturduğumuz, bizi mutlu edeceğini düşündüğümüz, hoşlanacağımız bir kişilik var. Bu imgesel kişiliğe imago diyoruz.Aslında imagonuz, erken çocuk dönemlerinizde sizi en çok etkileyen insanların birleşiminden oluşan birleşik bir resimdir. Bu resmin teması, sizin anneniz,babanız,kardeşlerinizden biri veya birkaçı da olabilir. Bu kişiler her kim olursa olsunlar, beyninizin bir bölümü onlara ilişkin her şeyi kaydetmiştir. Seslerinin tınısı, siz ağladığınızda size yanıt verme süreleri, öfkelendiklerinde ciltlerinin aldığı renk, mutlu olduklarında nasıl gülümsedikleri,omuzlarının duruşu vs. tümü beynimizin içinde kayıtlıdır.

Karşınızdaki insanın romantik açıdan sizi çekip çekmemesi ise o insanın imagonuzla ne derece örtüştüğüne dayanır. Beyninizdeki gizli bölge,o insanın kişilik özelliklerini serinkanlılıkla analiz ederek, hoşnutsuzluk ünlemleri koyar ve bunları zengin veri bankanızdaki bilgilerle karşılaştırır. Elde ettiği bağlantıyı az bulduğu taktirde ,siz karşınızdakine ilgi duymazsınız. O insanın sizde ki kaderi de hayatınıza girip çıkarken çok az etki bırakan binlercesiyle aynı olur. Elde ettiği bağlantı yüksek olduğu taktirde ise onu son derece çekici bulursunuz.

Herkes imagosuyla örtüşen bir partner bulamıyor tabii. Bazen sadece bir iki karakter özelliği eşleştiğinde, çiftlerin aralarındaki çekimin başlangıçta biraz hafif kaldığı da oluyor. Böyle ilişkiler, imagoları çok iyi eşleşen ilişkilere göre genellikle daha az tutkulu,daha az sorunlu oluyorlar.Daha az tutkulu olmalarının sebebi ise bilinçaltının hala ideal “mutluluk nesnesini” arıyor olmasıdır. Daha az sorun yaşanmasının sebebi ise , çocukluğa dair savaşımların çok fazla gündeme gelmemesidir. Zayıf imago eşleşmesiyle bir araya gelen çiftler genellikle ilgi yoksunluğundan ayrılırlar , böyle çiftler fazla acı çekmezler. “iyi giden fazla bir şey yoktu”yada “kendimi huzursuz hissediyor,bir biçimde daha iyisini yaşayacağımı düşünüyordum.” benzeri cümleler kurarlar.

Bütün ikili ilişkilerin başında imago eşleşmeleri zayıf veya güçlü olsun güzel duygular besleriz. Bu güzel duyguları beslememizin sebebine gelecek olursak,beynimizin bir bölümünün nihayet bize bakacak , orijinal bütünlüğümüzü tekrar kazanmamıza şans tanıyacak birini bulduğumuza, inanmasına bağlayabiliriz. Aşkı, imago eşleşmesi açısından değerlendirirken bakmamız gereken yerlerden biri de, aşıkların kullandığı evrensel dildir. Aşıklar arasında evvel ezel söylenen bütün sözcükleri dört ana cümleye indirgeyerek aşkın biliçaltı krallığına göz atabiliriz. Genelde aşık olan insanların çoğu bu dört cümleyi kullanırlar. Şimdi bu cümleleri, geçmiş yaşantımızla köprüler kurarak ne anlama geldiklerini inceleyelim.

1-) “BİLİYORUM DAHA YENİ TANIŞTIK AMA SENİ DAHA ÖNCEDEN DE TANIYORMUŞUM GİBİ HİSSEDİYORUM” : İlişkinin en başlarında ilk yada ikinci görüşme sırasında üç aşağı beş yukarı bu mealde söyleniyor. Bu aşıkların birbirlerini övmek için rastgele söyledikleri bir cümle değildir. Sayılamayacak kadar çok nedenden dolayı ,onlar birbirlerinde huzur bulurlar. Neredeyse yıllardır tanışıyorlarmışçasına rahatlatıcı titreşimler alırlar. Hissettikleri dejavu duygusu , biliçaltı bir düzeyde onlara bakan/bakım veren kişilerle bir kez daha bağlantı kurduklarını hissediyor,en derin en temel,en çocuksu özlemlerini ancak böyle doyurabileceklerine inanıyorlardı. Şimdi onlara özen gösterecek birileri vardı ve artık yalnızlık hissetmeyeceklerdi.

2-) “GÖRÜŞMEYE BAŞLAYALI ÇOK KISA SÜRE OLMASINA RAĞMEN,SENİ TANIMADAN ÖNCE NE YAPTIĞIMI HATIRLAMIYORUM” : ‘Çok garip’ derler birbirlerine,sadece birkaç gün ya da hafta önce tanışmış olsalar da,onları hayatları boyunca birliktelermiş gibi hissederler,ilişkilerinin dünyevi sınırları yoktur.İnsanlar aşık oldukları zaman,sevilen kişinin imgesiyle,bakıp büyüten kişilerinkileri (anne,baba figürü) bir potada eritip birbirleriyle kaynaştırır.Bilinçaltı açıdan bakıldığında,tutkulu bir aşk yaşıyor olmak,annesinin kucağında bir bebek olmak gibidir ve anne kucağındaki bebeklik öncesi hatırlanmaz. Güvende olduğunu ve korunduğunu hissetme yanılsaması ile tamamıyla kaynaşmış olma duygusunun her iki durumda da aynı olduğu görülmektedir.

3-) “SENİNLE BİRLİKTEYKEN KENDİMİ YALNIZ HİSSETMİYORUM.KENDİMİ EKSİKSİZ VE TAMAMLANMIŞ HİSSEDİYORUM.” : Dediklerinde, aslında varlıklarının çocuklukta kabul edilmeyen,kesip çıkarılmış olan belirli parçalarını verebilecek, kendisinde olmayıpta onda olmasıyla tamamlanan bir kişiliği farkında olmadan seçmiş olduklarını itiraf ediyorlar. Örneğin; duygularını bastırırak büyüyen birisi,alışılmışın dışında dışavurumcu birini;büyürken cinselliğiyle barışık olmasına izin verilmeyen bir kişi ise,cinsel arzuları önplanda olan ,serbest birini seçer. Birbirlerini tamamlayan kişilik özellikleri taşıyan iki aşık olduklarında , birden üzerlerinden bir yük kalkmış gibi olur ve bütünleşmiş hissederler.

4-) “SENİ SENSİZ YAŞAYAMAYACAK KADAR ÇOK SEVİYORUM” : Bu iki insan birbirleriyle o kadar bütünleşirler ki,bağımsız bir varoluşu düşünemezler.Burda da aşık insanların, hayatta kalmaları konusunda sorumluluğu farkında olmaksızın ebeveynlerinden sevgililerine aktardıklarını görüyoruz. Bu cümle daha derinden bakıldığında, sevgililierin birbirlerinden ayrılmaları halinde ,yeniden buldukları bütünlük duygularını kaybetme korkusunu yaşadıklarını ifade ediyor.

Aşk, çocukluk yaralarının iyileşmesi için sevgi dolu sözcükler ve empatik dakikalardan daha fazlasını da beraberinde getirir. İlişkilerin daha ileri aşamalarında genellikle içler acısı bir eksiklik olarak anılan bir altıncı hisle, aşıklar sevgilililerinin hissettikleri yoksunlukları ilahi bir biçimde tam olarak duyumsarlar. Sevgilisi daha fazla ilgi isteyen biri,anne yada baba rolü oynamaktan mutluluk duyar. Sevgilinin daha fazla güven duyma gereksinimine ise koruyucu ve güven verici davranışlarla cevap verilir. Aşıklar, birbirlerini içten gelen bir ilgiyle donatarak,erken çocukluk dönemi yoksunluklarını siler gibi olurlar.

Aşkta sık karşılaşılan diğer bir nokta da,çiftlerin inkar ettiği,kabullenemediği özelliklerini eşlerinin üzerine yansıtmasıdır. Bu durum şeytanı kovmaya çalışmaktan başka bir şey değildir,şeytan hep var ve çok yüzsüz. Çiftler kabullenemediği tüm özellikleri eşlerinin üzerine yıkar ve onu acımasızca eleştirir,halbuki eleştirdiği kendisidir. Eşlerin en haz aldığı anlardan birisi de kendi inkar ettiği , kabullenemediği,istemediği bu özellikleri karşı tarafa yükleyerek onun üzerinde görmesidir. Çünkü bu durum , özlerine ilişkin pek de hoş olmayan yanların gizlenmesi için olağanüstü etkili bir yoldur.

Aşkın yaratmış olduğu yanılsama yavaş yavaş yıprandıkça çiftler;

– Birbirlerinin bastırılmış duygu ve davranışlarını kışkırtmaya
– Çocukluk yaralarını yeniden kanatmaya
– Kendi olumsuz yanlarını birbirleri üzerine yansıtmaya başlarlar.

Bu etkileşimlerin tamamı bilinçaltıdır. Çiftlerin bu konuda bütün bildikleri, kendilerini karmaşık,öfkeli,kaygılı ,depresif ve sevilmeyen biri gibi hissettikleridir. Bu mutsuzluk için eşlerini suçlamaları ise gayet doğaldır. Bu bakış açısına göre ; değişen kendileri değildir. Onlar her zaman oldukları gibidir! Değişen biri varsa o da eşleridir!

İmago eşleşmesi arayışımızı motive eden şey çocukluk yaralarımızı iyileştirmeye karşı duyduğumuz acil arzularımızdır. Aşık olmak, evlenmek çocukluk yaralarımızı tedavi yöntemimizdir. Aşık olduğumuz kişiyi veya evleneceğimiz kişiyi bizi büyüten ebeveynlerimize benzetiriz. Bu bizim geçmiş yaralarımızı kanatmakla kalmaz, tamir edilemez problemlere bile sürükler. Bunun farkında olmak dahi ruhsal ve bedensel olarak iyi olmak, doğru seçim yapmak, geçmişten kurtulmak ve mutlu bir hayat sürmek için bir anahtardır. Tabii ki bu farkındalık herkese altın tepsi de sunulmaz kimileri günler süren muhakeme ile, kimileri okuyarak kişisel gelişimle, kimileri de terapistleriyle bu farkındalığı sağlar.

Mutlu bir yaşam dileğiyle..

Uzm.Psk.Dan.Eyüp SARI
Evlilik Terapisti&Cinsel Terapist

Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?

Yorumunuzu ve sorularınızı bizimle paylaşabilirsiniz