Amerikalı Annelerden Öğrendiğim 10 Şey

Her kültürün kendine göre bir çok yetiştirme ve çocuk eğitime anlayışı vardır. Bana göre onlardan alabileceğimiz ve almayacağımız yönleri vardır. Önemli olan kendi içimizde bunu süzgeçten geçirmek ve ona göre karar vermektir.

Bununla ilgili güneşanne bloğunda çok güzel, yaşanmış bir yazıya rastladım ve bunu yazarından izin alarak sizinle de paylaşmak istedim.

Amerikalı Annelerden Öğrendiğim 10 Şey

İki çocukla Amerika’da yaşayıp, şimdilerde ise Türkiye’ye dönme telaşı ve heyecanlarının yanı sıra yeniden iş hayatına atılmak için kolları sıvamış Annemden Hikayeler’den geliyor bugünkü yazı…

Aşağıdaki liste benim kişisel olarak Amerikalı annelerden beğenip kendime aldıklarımdır. Herkese göre değişir bunlar. Tartışmaya açıktır. Sadece kendi görüşlerimi belirtiyorum. Size ters gelir, yanlış gelir, gereksiz gelir, boş gelir. Hepsi olabilir…

Lafı çok uzatmadan, kendi önem sırama göre:

1) Çocuk ağlar. Normaldir ve ağlamasına izin verilmelidir!

Büyük oğlum doğduğunda New York’ta yaşıyorduk ve doğumdan sonra ne zaman dışarı çıksam diğer anneleri büyüteç altına alırken buluyordum kendimi… Özellikle biri bebek olamak üzere 2 hatta 3 çocuğuyla sakin sakin market alış verişi yapanlar favorimdi! Çünkü onların 3 çocuklu sakinliği yanında benim tek çocukla yaşadığım telaş görülmeye değerdi! Benim oğlan ne zaman ağlasa ben bir panik hemen bebeğimi kucağıma almalar, eyvah ne yapacağım demeler, bir telaş bir telaş… Ben böyle telaşlanıp dünyanın sonu gelmiş gibi davranırken yan tarafımdaki Amerikalı annenin pusetinde yatan ve avazı çıktığı kadar bağırarak ağlayan bebeğine sakin bir ses tonuyla sadece dönüp “it is OK. You are fine baby” (Sorun yok, tamam bebeğim) diyerek gözü raflarda market arabasını itmesi ve bir süre sonra o bebeğin susup kadının elindeki alış veriş listesinden aldıklarını kontrol ederek hayatına devam etmesini her zaman ilgiyle izledim. Ama yapabildin mi peki diye bir sorun? Yooookk nerdeeee… O dönem ben sadece onları hep öyle şaşkınlıkla izliyordum işte… Yine de sanki ben de azıcık Amerikan anne modelinden etkilenmiş ve bir nebze rahatlamıştım ki 7 aylık bebeğimizle Türkiye’ye dönüş yaptık. Ve bingo! O dönüşle ben de fabrika ayarlarıma dönüş yaptım! Bebeklerin ağlamasının onların konuşması, çocukların ağlamasının onların duygularını ifade ettikleri bir araç ve hatta gün içindeki streslerini (evet onlar da stres oluyorlar) atmalarını sağlayan bildikleri en iyi ve güvenli yol olduğunu kabul edince olay çözülüyor. Düşünün canınız feci halde sıkkın, o gün bir sürü şey olmuş. O kadar dolusunuz ki ağlamak istiyorsunuz. Tam böyle bir ruh halindeyken o anda elinizi bir yere vuruyorsunuz, başlıyorsunuz ağlamaya. Dışarıdan bakıldığında eliniz acıdığı için ağlıyor görünseniz de aslında zaten ağlayasınız var. Ve hemen biri sizi alıp avutuyor. Mesela susun diye elinize bir yiyecek ya da bir oyuncak veriyor. Ya da bahçedeki kediyi gösterip aklınızı dağıtıp konuyu unutturuyor. Ve evet susuyorsunuz, aklınız dağılıyor. Bir başkası ise size bir şey demiyor. Konuyu size unutturmaya çalışmıyor. Sadece yanınıza eğilip “seni anlıyorum” diyor. Size kucak açıyor. İstiyorsanız kucağına gidiyorsunuz, ağlamaya devam ediyorsunuz. O da sadece size sevgi veriyor. Bir süre sonra ağlama isteğiniz geçiyor. Her ikisinde de sonuçta susuyorsunuz. Ama siz hangisinde kendinizi iyi hissedersiniz?

2) Her çocuk kendi yatağında kendi başına (sallamadan, kucağa almadan) uyur!

Türkiye’de yaşarken Amerikalı arkadaşlarımız büyük oğlumdan sadece 1 ay küçük olan kızlarıyla ziyaretimize gelmişlerdi. Yani çocuklarımız yaşıttı ve ikisi de 2 yaşındaydı. Akşam saat 8 olunca arkadaşım kızına artık uyku vaktinin geldiğini söyleyip yanlarında getirdikleri portatif yatağa koyardı ve sonra içeriye gider dinlenirdi. Abartmıyorum 5 dakika bile sürmeden kızı kendi kendine uyurdu. Tabii ki de ilk yatağa koyduğunda önce biraz mızmızlanırdı. Ama en fazla 5 dakika sonra ses kesilir, sabaha kadar deliksiz süren bir uykuya dalardı. Zaten eğer o ağlama 5 dakikadan fazla sürse o zamanki ben dayanamaz gider ufaklığı alırdım kucağıma herhalde :) Şaka bir yana, arkadaşım oğlumla yaşıt olan kızını yatağına koyup içeride keyif yaparken ben oğlum kucağımda ona şarkılar türküler söyleyerek tükenmiş bir şekilde onu uyutmaya çalışır ancak 1- 1,5 saat sonra onların yanına salona gidebilirdim. Bir gece arkadaşımla sırf bu konuyu konuştuğumuzu ve ondan bunu nasıl başardığını en ince ayrıntısına kadar sorup dinlediğimi bilirim. Ondan sonra hemen uygulayamadım tabii… Çünkü daha henüz madde 1 ile tanışmamıştım o zaman ya da bir anne olarak henüz madde 1’i sindirememiştim diyelim…. Ama özellikle ikinci oğlum ile birlikte buradaki doktorumuzdan edindiğim bilgiler, ilk oğlumdan edindiğim tecrübeler ve okuduklarımın harmanlaması beni bu konuda çok eğitti ve değiştirdi! Artık ben de böyle yaşıyorum! Oysa annelikte kendime göre en başarısız olduğum konu uyku konusuydu. Şimdi ise en çok bilgi sahibi olduğum konu belki de… Artık ben de çocukları yatağına koyup geçiyorum içeri…

3) Yere oturulabilir!

Hemen hemen her yerde çocukların sanki kendi evlerinin salonlarındaymış edasıyla yere oturması hatta bazen gayet yere uzanması ve annelerinin buna bir şey dememesi ilk başlarda beni bayağı rahatsız ediyordu. Hadi çocukları geçtim bebekler yerlerde emekliyordu! Daha sonra yavaş yavaş büyük oğlumun doğal bir şekilde yere oturması ve engel olamamam ile biraz rahatladım ama asıl kırılım noktası ikinci oğlum 7 aylıkken 10 günlük bir tatile gitmemizle oldu. Otel odasında emeklemek için deli olan, meraklı bir bebeği o oyun parkının içinde tutamıyordum. Dışarı çıkıp keşfetmek istiyordu ve yapacak bir şey kalmamıştı. 10 gündü bu! 2. günün sonunda gözümü kapadım aldım onu yere koydum mecburen! Eee kır atın yanında duran ya huyundan ya suyundan diye boşuna dememişler…

4) Az giyinmek iyidir!

Çocuğu kat kat giydiren bir kültürden geldiğimiz için bulunduğumuz odanın ısısı azıcık düşse hapşıran insan evlatlarıyız biz! Hele ki kış oldu mu içine mutlaka atlet, üzerine giysisi, üzerine mutlaka bir yün hırka veya yelek giydirilmeden dışarı çıkartılmaz bizim Türk çocukları, hatta dışarıyı bırakın evde bile böyle dolaşır bizim çocuklar! Benim içimde gizli bir yerlerde de böyle bir anne olmasına rağmen kat kat giydiremedim çocuklarımı çünkü ayağında çoraba bile dayanamayan sıkıntılı iki oğlum var. Gel gör ki yaşadığımız yerde kışın -23 dereceleri görüyoruz. Gel de giydirme şimdi değil mi? Ama yok böyle havada bile okula tişörtle gelen çocukları gördükten sonra dedim ki “yani onlarınki de çocuk bizimkiler de, hiçbiri de hasta filan olmuyor, her gün okula geliyor işte…” Ve böylece atlet giymek istemeyen, çorap düşmanı, dışarıda kar yağarken elinde montuyla yürümek isteyen oğluma “Ee peki nasıl istersen, senin bedenin senin kararın!” demeye başladım. Sen sağ ben selamet!

5) Arada kötü beslenmek dünyanın sonu değildir!

Her gün yemek yapan biriyim. “Organik” olayını abartmadan süt, yumurta, et gibi temel besin maddelerinde seçici davranarak tüketiriz. Amerikalı bir arkadaşım başka bir Türk arkadaşımın daha yiyecek konusundaki bu hassasiyetini görüp “Galiba Türk anneleri yemek konusunda çok seçici, bana bu konuyu bu kadar önemsemeniz çok ilginç geliyor” demişti. Çocuklara anaokulunda yanında ketçap ile patates kızartması verilmesi burada çok normal olduğu için(!) bizim seçiciliğimizi garip geliyor tabii… Anlıyorum… Ama Amerikan beslenme tarzı da asla benim yapabileceğim bir şey değil. Sadece onların bu konudaki aşırı rahatlığının benim sivriliklerimi törpülediğini görüp buna seviniyorum. Her konuda denge şart!

6) Çocuğun içeceğinin (sütün/suyun) ılıtılmasına gerek yok!

Amerika’da kendi evinizin dışında oda sıcaklığında içme suyu bulmanız mümkün değil! Öyle bir su yok! Ben bir kere su satın alırken “buzluktan değil de oda sıcaklığında su olsun lütfen” diye rica etmiştim de adamcağız öylece yüzüme bakıp sadece “Ama bütün sular dolapta duruyor!?!?%&^’” demişti! Tabii ki adamın şokunu anlayabiliyorum. Yaz kış ayırt etmeden soğuk suyun içine bile buz koyan bir kültürden bahsediyoruz! Ee durum böyle olunca 7 aylık bebekler de buzlu su içiyor haliyle… Bizde de çok farklı değil; sütü alıyorum dolaptan koyuyorum önlerine. Suyu keyifleri nasıl isterse; ister buzlu ister buzsuz:)

7) Çocuk açsa yer! Ve Kendi Yer!

Bu maddeyi yazdığım an o çok bildiğimiz elinde kaşık çocuk arkasından ona yemek yedirmek için dolaşan anne resmi geldi gözümün önüne! Çocuk açsa yiyor gerçekten… Bunu takıntı yapmaya hiç gerek yok. Çocuğu sumo güreşçisi kıvamına getirmeden içi rahat etmiyor biz Türk anneleri. Eee bir Türk kadını olarak benim de “hiçbir şey yemiyor bu çocuk!!!” eğiliminde olduğum bir dönem oldu ama büyük oğlum bir yaşına gelmeden aştım bunu. Ve işin ilginç yanı o kadar yemek seçen çocuk “yemek yememe özgürlüğü” olduğunu anladığı anda yemek yemeye başladı zaten! Evet yemek yememe özgürlüğü var bizim evde ama diyelim akşam yemeği yemedi o zaman da sabah kahvaltısına kadar beklemesi gerekiyor. Özgürlükler kadar kurallar da var.

8) “Ne zaman?” Sorusunun cevabı “az sonra”  ya da “birazdan” değildir!

Bu konuyu yurt dışına ilk gittiğimde, daha 20’li yaşlarımda, çoluk çocuk fikrinden çoook da uzakken fark etmiştim aslında. Çocuklar “ne zaman?” diye sorduklarında cevap olarak “20 dakika sonra” ya da “15 dakika içinde” gibi büyük insana cevap verir gibi söylüyorlardı. O zaman aklıma not etmiştim bunu. Ben de bir gün böyle yapacaktım. Çocuk dakikadan ne anlasın diye düşünüp “birazdan”, “az sonra”, “gelmek üzeredir” gibi belirsiz bir zaman dilimi kullanmayacaktım çocuklarıma ve de hiç kullanmadım.

9) Öz güvenli çocuk kendiliğinden olmuyor, sorumluluk verdikçe oluyor.

Sabahları çocukları okula götürürken ister istemez kendimi gözlem yaparken buluyorum. Bizim okullardaki karmaşa onlarda neden yok, neden okula gitmeyeceğim ağlamaları duymuyorum, neden bu çocuklar “çantamı sen taşıııı” diye yakınıp sızlanmadan kendi çantalarını kendileri taşıyorlar, neden annelerinden ayrılırken kıyametler kopmuyor, bu çocuklara soru sorunca neden utanıp sıkılıp hemen annesinin arkasına saklanmıyor da sana güzelce cevap veriyor, neden her şeye ağlamıyorlar, nasıl oluyor da çocuklarla bile göz göze geldiğinde hemen sana “hello!” (merhaba) diyorlar, işin içinde çocuk olduğu halde nasıl her şey kendi düzeninde sorunsuz su gibi akıp gidiyor diye milyon tane soru oluyor kafamda… Acaba nedeni çocukların çok erken yaşlarda okul kavramıyla tanışması olabilir mi diye bir kanıya vardım. Kanunları detaylı bilmiyorum ama Amerika’da annelerin ÜCRETLİ olarak doğum izni süresi sadece 6 hafta! İsterseniz ücretsiz olarak 6 hafta daha ekleyip bu süreyi 12 haftaya tamamlayabiliyorsunuz, ya da yıllık izinlerinizden kullanabiliyorsunuz. Yaşadığımız yerde “bakıcı” kavramı da olmadığı için bebekler daha 6 haftalıkken okula gitmeye başlayabiliyorlar. Böyle olunca çocuklar çok erken yaşta sorumluluk almaya başlıyor. Acaba sırları bu mu diye düşünüyorum bazen kendi kendime… Buradan bağlamak istediğim şu aslında, biz evlerimizde çocuklarımızın kendi yapabilecekleri şeyleri bile onlar için kendimiz yaparak ya da bakıcılarımıza yaptırarak aslında farkında olmadan onların öz güvenlerini ellerinden alıyoruz. Çünkü madde 8’e inanmıyoruz. Onu ayrı bir birey olarak görmüyoruz. Ne kadar büyüse de hep bir şeyler için küçük olduğunu düşünüp sorumluluk mu vermiyoruz acaba?

10) Çocukla seyahat edilir, tatil yapılır, alış verişe çıkılır; bunlar doğal şeylerdir!

Nedenini bilmiyorum ama bu konuda nispeten rahat bir anne oldum. Ama yine de madde 1’de anlattığım gibi çocuğum ağlayınca telaşlanırdım ilk annelik zamanlarımda. Sonra etrafımdaki annelere bakıp hayatın akışının içinde bunları olay yapmadan, sessiz sakin ve kendilerinden emin bir şekilde çocuklarını idare ettiklerini gördükçe bana da iyice doğal gelmeye başladı çocuklarla yapılan o uzun seyahatler, tek başına iki çocuklu deniz aşırı ucuşlar…”

Kaynak: http://gunesanne.com

 

Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?

4 thoughts on “Amerikalı Annelerden Öğrendiğim 10 Şey

  1. ay keşke bunları nasıl yapacağımızı da yazsaydınız misal uyku konusu :( 1yaşında oğlum var 2 ay önce uyku eğitimi vermeye çalıştım başarılı olamadım çünkü sabırsız aceleci ve birazda agresif bir anneyim malesef:(

    Reply
  2. Merhaba,
    yazılanlar güzel hoşta biz Türk milletinin kendine has özellikleri olduğunu hepimiz biliyoruz.
    Mesela adamın çocuğu 60 yaşında dahi olsa yanına geldiğinde yemeğini ye,üstünü sıkı giy gibi cümleler kurarız.
    Benim büyük çocuk da(6 yaşında) yemede isteksiz ama ben ona nasıl derim,’akşam yemek yemezsen sabah kahvaltıya kadar aç kal’.Gecede olsa açlığını dindirecek birşeyler mutlaka yaparım,yapıyorum.
    Diğer yandan,bu yazıyı okumadan önce ve de hiç bir yerden görmeden çocuk ağlamasına olan sakin tepki vermeyi ikizlerime uyguluyordum zaten.Sonuç mükemmel!..
    Daha bir kaç dakika önce ortalığı yırtan canavarın yerine,birden bebek gülücükleri alıyor.Burada ses tonu ve de sevdikleri ninni çok önemli diye düşünüyorum.Ben genellikle ‘dandini dandini dastana’yı yumuşak ses tonuyla söylediğimde karnı toksa hemen uyuma halleri gösteriyor.
    Bir gecede 4 defa çocuklar için kalkmama rağmen çocuklara karşı yukarıdaki tavrımı hiçbir zaman değiştirmiyorum.
    Çünkü derdimle mutluyum…

    Reply
    1. Emre bey Allah bağışlasın çocuklarınızı ama sanırım bu tarz davranışlarda yanlış olan şey, çocuk için kalkmanın, o ağlarken onu susturmanın, ağzına yemek tıkamanın üstün bir fedakarlık olarak; yapmamanın da bencilce bir hareket olarak düşünülmesi. Biz biraz “ne kadar fedakarım, çocuklarım için her şeye değer” bilincinde olduğumuz için onları da öz güvensiz yetiştirmiş oluyoruz. Böyle her ihtiyacı olduğunda aşırı tepkiler vererek vicdanımızı rahatlatıyoruz belki ama çocuğun ilerki hayatında bu kötü sonuca yol açabilir mi bunu da düşünmek lazım. 14-15 yaşında okul için gereken bir tutarı bankaya götürüp yatırmaktan aciz, beklemediği notu aldığında bunu annesi ve babasına söyleyip ancak hakkını arayabilen insanlar var. 23 yaşına gelmiş iş hayatıyla hiç karşılaşmamış ve el bebek gül bebek yetiştiği için afallayan gençlerle dolu Türkiye. Bir sorun oluştuğunda çözüm üretmekten çok uzak çalışanlar görüyoruz, bu insanlar en basit problemleri bile pek çok kişiye danışmadan çözemiyor. İşte bu derdimle mutluyum dediğiniz birey, hem kendi kendinin derdi hem de toplumun derdi oluyor zamanla. Çünkü maalesef insan sosyal bir varlık ve çocuk olarak gördüğünüz ve aslında sizden bağımsız olan o birey her zaman yamacınızda bulunmayacak.

      Reply
      1. Gamze hanım,sizin bahsetmiş olduğunuzu ‘sorumluluk verme’olarak anladım.Ben bu konuda biraz farklı düşünüyorum.
        Altı yaşındaki bir çocuk için bana göre ilk öncelikli olan gıdasını almasıdır.Çocuğun sağlıklı olması sorumluluk gibi sonradan kazanılan karakter özelliklerinden çok daha önemlidir.Yirmi yaşına gelip de sağlıksız ama özgüveni tam bir birey olması benim istemeyeceğim bir şeydir.
        Kendim 16 yaşına kadar utangaç birisiydim ama 21 yaşındayken Rusya’da mağazalar açıyordum.Özgüven,sorumluluk alma gibi şeyler sonradan kazanılabiliyor.
        Yani biz Türk insanı olarak 18 yaşına gelmiş çocuğu kurtlar sofrasına bırakır gibi ”hadi özgürsün”diyecek bir millet değiliz.
        Özgüven meselesi ise bir başka iredelenmesi gereken konudur.Daha bakıma muhtaç bebek ve çocuklarla alakası olmadığını düşünüyorum.

        Bizim kültürümüzde senden su isteyene,ekmek isteyene,yardım isteyene karşılık verilir.Ortada bırakılmaz.Kaldı ki,kendi çocuklarım için öncelik ders çalışması,kitap okuması ya da kendini geliştirmesi değil,sağlıklı bir birey olarak yetişmesidir…
        Çocuk eğer baskı altında,kurallar bütünü içerisinde tutulursa topluma zararlı bireyler yetişir.Amerikalının çocuğuyla olan ilişkisini alıp bir Türk’e uygularsan ortaya acayip birşey çıkar.Çünkü onun hayata ve çocuğuna bakışıyla bizimkisi çok farklı.
        Çocukla olan münasebet,araba direksiyonu gibi olmalıdır.Ne tam bırakırsın,ne de tam sıkarsın…

Yorumunuzu ve sorularınızı bizimle paylaşabilirsiniz